Badana Zamanı

İlişkilerde neden kendimize olan mahcubiyetimizi karşımızdakine öfke olarak biriktirir ve topluca ya da peyderpey ifade ederiz? Kendimizi daha az sevmiş, kabullenememiş, baskılamış, zaman ayırmamış olan biz değil miydik ki? Hep içimizde bu hayatı daha iyi yaşayabileceğimize dair bir inanç taşımış ama bunun için gereken enerjiyi bulamamıştık, bu durumun sorumluluğunu olanaksızlıklara yani kıtlık bilincimize ya da başkalarına yüklemiştik. Bu nedenle kendimize olan öfkemizi karşımızdakiyle yaşamayı belki o insanın da böyle bir ifadesine zemin olmayı karşılıklı kabul edebiliriz. Bu adil olmayan dünyaya birlikte isyanımız bir zaman sonra karşılıklı tartışmalarımıza, kavgalarımıza da dönüşebilir. Çünkü aslolan bir nüansı hala pas geçmeye devam etmekteyizdir: kendimizi bir az daha fazla sevmek, kabullenmek, serbest ve rahat bırakmak ve zaman ayırmak. Kaldıramadığımız, bizi rahatsız eden ve kendimize karşı mahcup bırakan bu kadar basittir. Bizi tümel olarak memnuniyetsizlik girdabına sürükleyen, cennetin ortasında cehennem algısına sadık bırakan anda eleştirel bir zihinde kalmayı inanç edinmiş olmamız.

Pekiyi bu öfkeyi nasıl serbest bırakacağız? Onlarca yüzlerce günde biriktirdiğimiz, itinayla hücresel hafızamızda, bilinçaltımızda, genlerimizde bir yerlerde stokladığımız onca öfke hafızası nasıl salınabilir, silinebilir, boşaltılabilir? Öncelikle buna neden ihtiyaç duyduğumuzu ve değer verdiğimizi bulmalıyız. Bu da samimiyetle, incelik ve nezaketle kendimize yaklaşmayı bilerek mümkündür. Kendimizi ürküttüğümüz her suçlama, eleştiri içimizdeki korkmuş çocuğu yine baskılayabilir ve karanlık odasında bırakabilir. Oraya biraz sevginin ışığını taşıyarak daha olgun bir ebeveyn ile içimizdeki öfkeli, korkmuş, suçlu çocuğu uzlaştırabiliriz. Sabırla davranmalıyız, o çocuk sabrı ister. Richard Bach’ın “En gerçek öğretmen gizli kalan kendimdir” sözündeki gizli bilgeyi açığa çıkararak bunu yapabiliriz.

Teoride tamam ama pratikte bu öfkeyi nasıl açığa çıkaracağız? Affetmek bizi özgürleştirir. O birbirine bağlı duyguları hatırlayabilmek onları orada varedebilmek için harcadığımız enerjiyi kendimizden başlayarak affetmek ve mümkün telafilerini araştırmak gerekir.  Örneğin bedenimize çok hırpani davrandıysak ve şu an bundan hoşnut değilsek bile orada kendimize bunu yaptığımız için affedebilmeliyiz. Affettim demek hiçbir zaman yetmemiştir, telafi etmek için bir araştırma gerekir. Belki sabah egzersizleri belki yoga belki de ibadet bize iyi gelecektir. Ama mahcubiyetimizi gidermenin tek yolu şu anımızda telafi etmeyi araştırmaktır. Daha az sevdiysek şimdi daha çok sevmenin yollarını araştırarak. Karşımızdakilere, ilişkilerimize öfke enerjimizi yansıttıysak bundan dolayı affedip şükran enerjimizi bu ilişkilere yansıtmayı deneyebiliriz. Şükran duyduğumuz bir şeye öfkelenemeyiz doğru mu? Şükran duyduğumuz bir şeye ihtiyaç duymayız, bağımlı olmayız sadece varlığından ötürü minnet duyarız. Kendimize en son ne zaman şükran duyduk? Doğru yanlarımızı sevdik, okşadık, yumuşakça dinginliğe bıraktık? Bunu yaşamda yapmak varken neden ölümün sessizliğine huzurumuzu erteliyoruz.

Sadece samimiyet ve incelikle dostlarım. Yanlış yoldan, memnuniyetsizlik girdabından dönebiliriz. Memnuniyet gölünde durgun, dingin bir sevinci tadarız. Kıldan ince kılıçtan keskin sırat köprüsü naçizane görüşüm bu teraziden ibaret. Memnun olmak ve şükran duymak belki kendimizde yerleştirmediğimiz inançlardır. Olsun yine de küçük telafi araştırmaları ve denemeleriyle kendimize bunu öğretirsek ilişkilerimiz de bundan hayırlı yönde şifasını alacaktır. Bizlerin memnuniyeti mahcubiyetimizin eskimiş duvarını bembeyaz badanalamaya yetecektir.

İnançlarımız başımıza gelen deneyimlerin kendimizce sonuçları ile oluşur. Başımıza henüz gelmemiş bir şey hakkında inancımız kendi hayal gücümüzün derinliğinde sırlıdır. Yine de bu sırrı bulmaya, anlamaya çalışırken yeni inançlar ve dolayısıyla yeni deneyimler gerekmektedir ki, değişime direnç bizi girdabın içine çekmesin. Affettikten sonra şükranımızı pozitif, bize iyi gelen deneyimlerle bezemeyi unutmayalım diye…

Aşk olsun.

 

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir