12 Aralık, 2018

Canım…. Havuç Erdoğan

Aramızda yaşayan tüm hayvanlar bizlere karşı tanımsız sevgi içindeler. Onlarla iç içe yaşamamıza rağmen onların dilinden ne kadar anlıyoruz? En azından bizi anladıkları ve algıladıkları gibi biz de aynı şekilde onlara karşılık veriyor muyuz?

Onların Dünyasına İnmeye Çalışmak ve Onların Dilinden Anlamak

İçgüdüleriyle hareket eden bu hayvancıkları gözlemlediğim ve izlediğim zaman onların dünyasına da adım atmış oluyorum. Günlerini hangi şartlar altında geçirirlerse geçirsinler Evrene minnettar bir duyguyla bakıyorlar sanki. Bana dünyalarında her şey olması gerektiği gibiymiş hissi veriyorlar. Peki gerçekten böyle mi?

Barınma, yiyecek, içecek ve sağlıkla ilgili korkuları ve endişeleri var mı?

Sevgi anlayışları nasıl?

Birbirleriyle hangi duygularla arkadaşlık ediyorlar?

Kıskançlar mı gerçekten?

Bizi kaybetme korkusu yaşıyorlar mı?

Yapılan iyilikleri unutuyorlar mı?

Nankörler mi gerçekten?

Ölüm nedir biliyorlar mı?

Tanrı inançları var mı?

Tüm bunları düşünürken uykuya dalmışım. Rüyamda kedi oğlum Havuç gülümseyerek yanıma geliyordu.

“Amma çok şey sordun sen de! Tüm bunların cevabını gerçekten de merak ediyor musun?”

“Ama sen konuşuyorsun…” dedim şaşkınlıkla

“Tabii ki konuşuyorum. Bunu sen zaten anlıyorsun.”

“Biliyorum minnoşum, sen de beni anlıyorsun.”

“Çok doğru. Şimdi sana sorularınla ilgili öyle şeyler anlatacağım ki bu yüzden de şaşırıp uyanabilirsin. Uyanmamak için hayal dünyanı genişletebildiğin kadar genişlet lütfen. Ve senin dünyana ait değiller diye önyargıyla yaklaşma; çünkü bu, sana bizim dünyamızı anlatmamı engeller. Başlıyorum, hazır mısın?”

“Hazırım kedi kafalım, şekerparem, tatlişkom.”

“Beni böyle sevmene bayılıyorum bu arada.”

Esra Erdoğan - Havuç
Havuç Erdoğan Anısına

Tüm İhtiyaçlarımız için Aslında Siz İnsanları Biz Seçeriz

“Biz sizin dünyanıza gelirken korku ve endişeyi  sizden öğreniriz. Barınma, yiyecek, içecek ve sağlıkla ilgili korku ve endişe duymayız; çünkü bunlar birer enerjidir ve sizin auranızda belirgin bir şekilde kendini gösterir, ki bunu gördüğümüzde biz çok üzülürüz.

Tüm ihtiyaçlarımız için aranızdan insanları biz seçeriz. Çünkü biliriz ki bu melek kalpler bizim için karşılıksız olarak tüm olanaklarını devreye sokar ve sevgilerini verirler. Geçenlerde hastalandığımda üzüntünden konuşamıyordun ve korkuyordun. Tabii bu, beni de etkiliyor. Olabilir, o an hastalanabilirim ya da keyifsiz bir gün de geçirebilirim. Bir türlü kendimi dinlememe izin vermiyorsun. Endişen benim seni bırakıp gitmemse, işte şimdi beni iyi dinle. Biz rehberlik ettiğimiz insanları asla terk etmeme yemini ettik. Sonsuza kadar birlikte olacağımız sihirli bir alanımız var. Seni oraya götürmemi ister misin? Hem cevap aradığın diğer sorularına da orada cevap verebilirim.”

“Peki.”

BURAYA BİR TASVİR GİRSEN Mİ?

“Burası bizim gün içinde oldukça sık ziyaret ettiğimiz güvenli alanımız. Bir anlamda da şifalandığımız merkezimiz. Gün içinde yemek bulamayan diğer arkadaşlarımız burada karınlarını doyurur. Onlara karşı son derece nazik ve sevecenizdir. Hani sizler bizim yemeklerimiz ve oyuncaklarımızı paylaşmadığımızı ve kıskandığımızı zannedersiniz ya, biz o davranışları sizin birbirinize olan davranışlarınızı anlayın diye yaparız. Ve içimizden kıs kıs güleriz. İşte biz arkadaşlığımızı böyle sürdürürüz. Biz birbirimizi çok severiz, ama sizlere âşığız.”

“Yani sizin tüm davranışlarınız bizim dışarıdan nasıl göründüğümüzü bizlere göstermekle ilgili mi demek istiyorsun?”

“Evet.”

“Peki bizi kaybetme korkusu yaşamıyor musunuz? Bir gün biz olmadan hayatınıza devam edebilecek gücünüz var mı?”

“Yine insanca düşündün. Bunun örneğini çok fazla verdik. Sahiplerimiz diğer tarafa geçiş yaptığında bizim de görevimiz biter ve hemen arkasından gideriz. Sihirli alanımıza biraz daha yakından bakarsan hiç ayrılık olmadığını görürsün.”

“Gerçekten olağanüstü bir duygu bu. Herkes ne kadar da mutlu ve genç.”

“İşte şimdi anlamaya başlıyorsun…”

Kedi oğlum ve ben tam 5 yıldır birlikteyiz. Her zaman bana derin derin bakar bir şeyler söylerdi, ama bu defa bunun da ötesine geçerek beni şaşırtmaya devam etti.

“Siz kediler için nankör derler, gerçi ben buna hiç inanmadım, ama sen nasıl açıklayacaksın bunu? Gerçekten yapılan iyilkleri unutuyor musunuz?”

“Siz verdiklerinizin karşılığını almak istemeye devam ettiğiniz sürece biz de sizi beklentisiz olana kadar eğitmeye devam edeceğiz. Yemek verdiğiniz zaman ya da diğer ihtiyaçlarımızı karşıladığınız zaman size minnettarız zaten; ama bu sizin bizi köleleştireceğiniz anlamına gelmemeli. Canınız istediği zaman sevdiğinizde ve biz oyun oynamak istediğimizde türlü bahanelerle bizden kaçarak bizi görmezden geldiğinizde bunlar bizim tarafımızdan pek hoş karşılanmıyor. Buna rağmen sizi sevmekten bir an bile vazgeçmiyoruz. Beklentisiz olduğunuzda hayatınızın yüklerinden de kurtulacaksınız. Bunun için biz size, sanki iyiliklerinizi unutuyormuşuz gibi oyun oynamaya devam edeceğiz.”

“Yani siz sürekli bizi mi gözetiyorsunuz?”

“Birlikte yaşadığımız ortamı biz seçeriz. Yani daha önce söylediğim gibi birlikte yaşayacağımız insanları biz seçeriz ve bunu onlara rehberlik etmek için yaparız. Bu yazıyı okuyan sevgili okura söylemek isterim ki; eğer bir evcil hayvan gözünü kırpmadan, sanki tanıyormuşçasına derin derin ona bakıyorsa bu bakışın anlamını unutmasın. Seçilmiş olmasından dolayı gurur duysun.”

“Yani endişe, korku, beklenti ve ayrılık yok. Geriye tek bir şey kaldı: Özlem… O da mı yok? Madem ayrılık yok, o zaman neden bu kadar özlüyorsunuz?”

“Doğru söylüyorsun. Büyük bir özlem duyuyoruz. Ama bunu ayrılık duygusundan yapmıyoruz. Bizim size olan aşkımız tanımsız olduğu için yanımızda olmadığınız zaman sizi inanılmaz özlüyoruz. Hayatımızın amacı size rehberlik etmek olduğundan bir anda boşlukta kalıyoruz. Ama zamanla buna da alışıyoruz. Ve sizi yeniden gördüğümüzde her şey bitiyor. Aslında her an sizi görüyor ve hissediyoruz. Siz yanımızda olmadığınız zaman sizinle sihirli alanda birlikte yarattığımız telepatik enerji vasıtasıyla zaten konuşuyoruz ve eve ne zaman döneceğinize kadar biliyoruz.”

“Biz eve dönelim diye dua ediyor musunuz? Diğer bir deyişle sizin de Tanrı anlayışınız var mı?”

“Olmaz mı? Aynı kaynağa bağlıyız. Ama tek farkımız 7/24 açık olan bir kaynağa sınırsız bir şekilde bağlı olmak. Her şey büyük plana bağlı olarak yürütülüyor.”

“Nasıl yani? Nedir bu büyük plan?”

“Uzun uzun anlatılacak bir şey değil. Sadece iki kelimeyle açıklanıyor: KOŞULSUZ SEVGİ.”

havuc-kedi-insan-dostluk

“KOŞULSUZ SEVGİ.”

“Evet. Ve bizim  7/24 kaynakla bağlantımızın en gerçek amacı siz insanlara bunu anlatabilmek. Sizi her şeye rağmen sevdiğimizi biliyorsunuz. Bize olmadık işkenceler yapıyor, bizi horluyor ve aranızda istemiyorsunuz. Ama biz buna rağmen sizi sevmekten ve aranızda olmaktan vazgeçemiyoruz.”

“Ama dram yaratmıyor mu bu davranışlar?”

“Biz insanlar gibi dram nedir bilmeyiz. Sadece görevimizi yaparız. Kaynak bize, ‘İnsanlar size ne yaparsa yapsın onları koşulsuz olarak sevmeye devam et’ dedi. Dram olması için kaynaktan ayrı ve kör olmamız gerekirdi.”

“Kaynaktan ayrı olmak mı dram yaratıyor yani?”

“Hem de nasıl. Siz bize; kedi, köpek, kuş vs isimler taktınız ama biz saf sevgiyiz. Siz kaynaktan ayrılınca bu saf sevgiyi, yani kaynaktaki yaratıcılığınızı unuttuğunuz için dram içindesiniz. Bu yüzden biz size sürekli bunu hatırlatıyoruz ve sizi seçiyoruz.”

“Dram yoksa o zaman ne var?”

“Minnettarlık var. Bizim size ve Evrene duyduğumuz gibi minnettarlık. Kaynağa duyulan minnettarlık yaşamımızda öyle bir perdeyi kaldırır ki özümüzle birleşiriz ve bunun sonucunda da koşulumuz olmadan, hem kendimizi, hem de Evrende yaşayan tüm hayat formlarını severiz.

Düşünsene bizim sizin gibi konuşma lisanımız yok. Hayatımı sana anlatmak istesem bunu senin lisanınla yapamam. Ya da 10 dakika önce kuyruğumdan çeken çocuğu anlatmak için drama başvuramam. Benim bir hikayem yokmuş gibi duruyor, ama aslında var. Sadece benim hayatımın drama ihtiyacı yok. Olmam için illa bir hikâyeye ihtiyaç duyarsam bu seninle yolculuğumuzun nasıl eğlenceli olduğuyla alakalı olacaktır.”

“Ama benim çok zor koşullarım oldu. Ben bazen çok bunaldım ve sana da anlattım. Yeri geldi ağladım. Ne yani, şimdi tüm bunlar, dram diye önemsiz mi? Benim hayatımı kısıtladığının farkında mısın? Başıma gelenlere karşı minnettarlık içinde olmamı mı istiyorsun? Geçen gün arabama çarpan ve kaçan kişi için minnettar mı olayım? Taksilerle, otobüslerle nasıl boğuştuğumu kimseye söylemeden nasıl duracağım? Hadi bu benim küçük dramım, ya daha büyük dramları olanlar ne yapacak?”

“Buna son vererek hayatının bundan sonraki bölümüne dramsız bakmaya çalışacak. Ve mutlu son. Kendi özüne hiç yakın olamadığı kadar yakın olacak. İnsan kendi dramını minnettarlığa çevirince sihirli bir dünya yaratır kendine. Çok önemli bir sırdır bunu anlamak. Bir ara anlatırım…”

“Dur, ama önemliydi bu. Gitme!.. Ay! Ayağım, dur, ama gıdıklanıyorum Havuç! Pardon saf sevgi mi demeliydim… Ben de seni seviyorum kedi oğlum…”

Havuç Erdoğan Anısına  – 24.09.2006- 15.01.2108

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Selim Yeniçeri

    Birkaç ay önce 13 yaşındaki oğlum demişti ki “Baba, ben hayvanların bizden daha spiritüel olduğunu düşünüyorum.” Ona bunu düşündürenin ne olduğunu sorduğumda da, “Çünkü Evren’le, doğayla daha iyi uyum içindeler. O’nun dilini daha iyi anlıyorlar,” demişti. Ben neredeyse bütün hayatımı kedilerle geçirdim ve kedilerin diğer hayvanlardan da daha mistik olduğuna inanıyorum. Onların bize söyleyebilecekleri şeyleri çok güzel anlatmışsın Esra’cığım.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir