Duygular nasıl çalışır nasıl yönetilir

Ani bir öfke ile daha sonra pişman olduğunuz bir şeyi söylediniz mi?

Korkularınızın hayatınızı engellemesine izin veriyor musunuz?

Hayatınızı duygularınız mı yönetiyor?

Kalbiniz ile beyniniz sürekli kavga halinde mi?

Cevaplar evetse; merak etmeyin, yalnız değilsiniz!

Duygular nasıl çalışır nasıl yönetilirDuygularımız çok güçlüdür. Ruh halimizi, insanlarla nasıl etkileşime gireceğimizi, ne kadar para harcayacağımızı, zorluklarla nasıl başa çıkacağımızı ve zamanımızı nasıl geçireceğimizi belirlerler. Fakat insan duygularının esiri değildir, onlar üzerinde kontrol sahibi olabilir. Bu da zihinsel ve ruhsal olarak daha güçlü ve dayanıklı olmamıza yardımcı olur. Duygusal zekâsı(EQ) yüksek olan insanların, duygularını algılama ve yönetmede daha başarılı olabildiğini söyleyebiliriz, fakat diğer tüm beceriler gibi duygularımızı yönetmek, biraz pratik ve özveri ile herkesin yapabileceği bir şeydir. Peki, bunu nasıl yapabiliriz? Bunun cevabını vermeden önce duygu nedir ve beynin duygu üzerindeki işlevi nedir ona bir bakalım.

Duygu, bireyin ruh halinde biyokimyasal ve çevresel tesirlerle etkileşiminden doğan kompleks psikofizyolojik bir değişimdir. Kişiye özgü sağlık duyusunu belirleyen temel faktör olup, insanın günlük yaşamında merkezi bir rol oynar.(Vikipedi) Duygular, beynimizin davranışsal ve duygusal tepkilerden sorumlu olan Limbik sisteminin bir parçasıdır. Bilim adamları Limbik sistemin yapısı hakkında tam anlamıyla bir anlaşmaya varamasalar da bazı yapıları bu sistemin birer parçası olarak kabul etmişlerdir. Bunlar:

  • Hipotalamus: Duygusal tepkileri kontrol etmenin yanı sıra, hipotalamus, cinsellik, hormon salınımı ve vücut sıcaklığının düzenlenmesi ile de ilgilidir.
  • Hipokampus: Korunma ve hatıralarımızı geri çağırmada yardımcı olur. Ayrıca, ortamımızın mekânsal boyutlarını nasıl algıladığımız konusunda da rol oynar.
  • Amigdala: Duygusal hafıza ve duygusal tepkilerin oluşmasındaki birincil role sahip bölgedir. Bu bölge özellikle korku ve öfke duygularının yönetiminde önemli bir rol oynar.
  • Limbik korteks: Bu kısım iki yapı içerir: Singulat Girus ve Parahippokampal Girus. Birlikte ruh halini, motivasyonu ve yargıyı etkilerler.

Peki, duygular sadece beynin yarattığı tepkimeler midir? Duygular hakkında birçok teori öne sürülmüştür. Bazı teorilere göre duygular doğuştan getirilmiştir, bazılarına göre sonradan öğrenilmiştir, bazılarına göre ise sadece bedensel tepkilerdir. Şimdi bunlara kısaca bir bakalım.

Duygu Teorileri Nelerdir?

Aslında duygu teorilerinin 3 ana başlık altında toplandığını söyleyebiliriz. Bunlar:

  • Fizyolojik teoriler: Vücuttaki tepkilerin sorumlusunun duygular olduğunu söyler.
  • Nörolojik teoriler: Beyin içindeki aktivitenin duygusal tepkilere yol açtığını öne sürer.
  • Bilişsel teoriler: Duyguların oluşmasında düşüncelerin ve diğer zihinsel faaliyetlerin önemli bir rol oynadığını iddia eder.

Fakat detaylı olarak baktığımızda başka teorilerin de olduğunu görürüz. Mesela; evrimsel duygu teorisi bunlardan biridir. Bu teoriye göre; duygular, insanların hayatta kalmasına yardımcı olmak için evrim tarafından şekillendirilmiş olup, doğuştan getirdiğimiz ve belli durumlara tepki vermemizi sağlayan değişimlerdir. Bu teoriyi araştıran bilim adamları, farklı kültürlerin duygularını ve davranışlarını anlama kalıplarını belgelemeye çalıştılar. Araştırmalarında farklı kültürler arasında ortak bir nokta buldular. Kültür ya da habitattan bağımsız olarak tehlikeyle karşı karşıya kalan her insanın, korkuya maruz kaldıkları ortaya çıktı. Bu da onların kaçmalarına yardımcı oldu ve onları korudu. Bu nedenle duyguların ortak evrimsel bir avantaj olduğunu ileri sürdüler. Ancak psikolog ve duygu araştırmacısı Lisa Feldman Barrett “Duygular Nasıl Yapılır?” adlı kitabında bu teoriye adeta meydan okudu. Uzun yıllar bu alanda araştırmalar yapan Barrett, çalışmalarında bazı sonuçlara ulaştı. Ona göre, duygular sadece doğuştan gelen otomatik cevaplardan ibaret değildi, onları deneyimlerimize dayanarak da öğreniyorduk. Her kültürün duyguları farklı yorumlayabileceğini ve evrensel bir duygu tepkisi olamayacağını iddia etti. Ona göre duygular, sosyal bir gerçeklikti. Elbette duygular konusunda başka teoriler de geldi. Fakat bu teoriler bilişsel, nörolojik ve fizyolojik teoriler baz alınarak geliştirildi. Bunlar:

James-Lange Duygu Teorisi: Duyguların, fizyolojik reaksiyonların bir sonucu olarak ortaya çıktığını iddia etmiştir. Psikolog William James ve fizyolog Carl Lange tarafından geliştirilen bu teoriye göre duygular, fizyolojik reaksiyona yol açan harici bir uyaran gördüğümüzde ortaya çıkarlar. Duygusal tepkimiz ise, bu fiziksel tepkileri nasıl yorumladığımıza bağlıdır. Örneğin; ormanda yürüdüğünüzü ve bir boz ayı gördüğünüzü varsayalım. Titremeye ve kalbiniz hızla atmaya başlar. İşte bu duygu teorisi titriyoruz; çünkü korkuyoruz yerine, korktuğumuz için titrediğimizi iddia eder.

Cannon-Bard Duygu Teorisi: Bilinen bir başka fizyolojik teori Cannon-Bard duygu teorisidir. Walter Cannon, James-Lange’in duygu teorisine birkaç farklı açıdan yaklaşır. Birincisi, insanların aslında bu duyguları hissetmeden de duygularla bağlantılı fizyolojik reaksiyonlar yaşayabileceğini öne sürer. Örneğin; kalbiniz, korktuğunuz için değil, egzersiz yaptığınız için de hızlı atabilir. Cannon, ayrıca duygusal tepkilerin sadece fiziksel durumların ürünü olduğunu düşünmez. Çevrede bir tehlike ile karşılaştığınızda, hızlı nefes almak ve hızlı atan kalp gibi korkuyla ilişkili fiziksel semptomları yaşamaya başlamadan önce, genellikle korktuğunuzu ileri sürer. Cannon ilk olarak 1920’lerde teorisini önermiştir ve çalışmaları daha sonra 1930’larda fizyolog Philip Bard tarafından genişletilmiştir. Cannon-Bard duygu teorisine göre, duyguları hissediyoruz ve aynı anda terleme, titreme ve kas gerginliği gibi fizyolojik reaksiyonlar da yaşıyoruz. Cannon ve Bard’ın teorisi, duyguların fiziksel ve psikolojik deneyimlerinin aynı anda gerçekleştiğini ve birinin diğerine neden olmadığını ileri sürmektedir.

Duygular nasıl çalışır nasıl yönetilir

Schachter-Şarkıcı Teorisi: İki faktörlü duygu teorisi olarak da bilinen bu teori, bilişsel bir duygu teorisidir. Bu teori, önce fizyolojik uyarılmanın meydana geldiğini ve daha sonra bireyin, bu uyarılmanın nedenini tanımlaması ve bir duygu olarak etiketlemesi gerektiğini önermektedir. Bir uyaran, daha sonra bilişsel olarak yorumlanan ve etiketlenen fizyolojik bir yanıta yol açar ve bu da bir duygu ile sonuçlanır.

Bilişsel Değerlendirme Teorisi: Bu teoriye göre, düşüncelerimiz duygularımıza neden olur. Genellikle Lazarus duygu teorisi olarak adlandırılır. Bu teoriye göre, olaylar dizisi ilk önce bir uyaran içerir. Ardından düşünceler oluşur, fizyolojik tepki ve duygu ile ise eşzamanlı deneyime yol açar. Örneğin; ormanda bir ayı ile karşılaşırsanız, derhal büyük bir tehlike altında olduğunuzu düşünmeye başlarsınız. Bu daha sonra korku duygusuna ve savaş ya da kaç gibi fiziksel tepkilere yol açar.

Aslında genel olarak tüm teorilere baktığımızda, hepsinin ortak çalıştığını söyleyebiliriz. Yani duygularımız ne sadece fizyolojiktir, ne sadece evrimseldir, ne sadece psikolojiktir. Hepsi bir döngü olarak birbirlerini destekleyerek çalışır. Düşünceler, duygular ve fiziksel tepkiler bir arada işleyen bir çark gibidir. Tabi bu çarkı döndüren ise, kişinin yaşadığı ruhsal deneyimlerdir. Bir bireyin kişiliği, motivasyonu hatta yaşadığı toplum bile onun ruhsal durumunu etkiler, dolayısıyla duygularımızın içerisinde birçok katkı maddesi vardır. Örneğin; korku bize evrimsel bir avantaj sağlar. Fakat karanlıktan korkan insan yılandan korkmayabilir. Yılandan korkan bir insan ise karanlıktan korkmayabilir. Çocukların hiçbir şeyden korkmadığını biliriz. Korkusuzca her şeye dokunurlar, fakat ne zaman ebeveynleri onlara yaptığı şeyin korkunç olduğunu gösteren bir davranış sergilerse, bunu öğrenip pekâlâ o da korku geliştirebilir. Bir başka örnek, yıllarca işgal altında yaşamış, sürekli patlama sesleri duyan bir mültecinin, başka bir ülkeye gitse bile en ufak bir gümleme sesinden korkması bizlere bireyin içinde bulunduğu toplumsal koşulların da duygularını şekillendirebildiğini göstermektedir. O halde duygular sosyolojik, psikolojik ve fizyolojiktir diyebiliriz. Kısacası, duygularımız verdiğimiz her kararı ve dünyayı görme şeklimizi etkilemesine rağmen, hala çevresinde birçok gizem de barındırır. Duygular üzerine yapılan araştırmalar, duygulara neyin sebep olduğunu ve bizi nasıl etkilediklerini araştırmaya devam ededursun, bizler bireysel olarak duygularımızı nasıl yönetebiliriz ona bakalım.

Önce Ne Hissettiğinizi Belirlemeyi Öğrenin

Duygular genellikle karmaşıktır ve bazı insanlar için onları tanımlamak zor olabilir. Bu yüzden önce ne hissettiğinizi belirlemeyi öğrenin. Bazı işaretler, bir şeylerin sizi rahatsız ettiğini gösterebilir ve fakat henüz tam olarak bunların farkında olmayabilirsiniz. Örneğin; arkadaşınızın bir davranışı sizi kırmış olabilir, fakat siz bunun üstünü örtmüş olabilirsiniz. Bir gün bir anda ona parlayabilirsiniz ve neden böyle yaptığınızı anlamayabilirsiniz. Aslında altında yatan neden o davranışı ve sizin kırılmış olduğunuz gerçeğidir. İşte bu noktada bunu fark etmek ve tam olarak ne hissettiğinizi tanımlamanız önem arz eder.

Negatif Duyguları Deneyimleyin Ama Onlara Bağımlı Kalmayın

Duygular nasıl çalışır nasıl yönetilirDuygularınızı yönetmek onları bastırmakla aynı şey değildir. Üzüntünüzü görmezden gelmek ya da acı hissetmiyormuş gibi davranmak, o duyguları ortadan kaldırmaz. Ya da bu durum sizin çok güçlü olduğunuzu göstermez. Özellikle bizim toplumumuzda erkeklere, “Erkek adam ağlamaz.” Şeklinde bir baskı vardır. Yani erkekler üzülemez, ağlayamaz. Eğer ağlarsa, güçsüzdür, zayıftır algısıdır bunun temelinde olan. Kadınlar da keza benzer söylemlere maruz kalırlar. Halbuki ağlamak gayet doğaldır ve bu asla bir zayıflığı göstermez. Tam tersi duygusal tepkisini olması gerektiği anda verebilen, yaşayabilen insandır. Tabi burada sürekli her şeye ağlayan insanları konu dışı tutuyoruz.

Duyguları bastırmak biraz da kişilik ve yetiştirme tarzıyla da alakalıdır. Fakat şunu bilmeliyiz ki, bastırılan duygular zamanla daha kötü hale gelmelerine sebep olabilir. Hatta bir süre sonra bağımlılık geliştirme riskiniz artabilir. Örneğin; aşırı yeme, alkol gibi… Duygularınızı uzun süre bastırdığınızda vücudunuzda belirtiler olarak ortaya çıkabilirler. Bu belirtilerden bazıları, psikosomatik semptomlar olarak bilinen baş ağrıları, ülserler, yüksek tansiyon, astım veya kalp problemleridir. Bu bastırılmış duyguları tanımlamayı öğrenmelisiniz; bu şekilde onları yönetmek daha kolay olacaktır. Ne hissediyorum, neden hissediyorum demelisiniz. Aksi halde Freud’un da söz ettiği gibi, “İfade edilmemiş duygular asla ölmez, sadece diri diri gömülür ve sonradan daha korkunç şekillerde tezahür ederler.”

Duygularınızı Rasyonelleştirmeyin

Duygularınızın kontrolü sizin elinizdedir. Diyeceksiniz ki; “Bu nasıl olacak, sanki kolay da!” Haklısınız, kolay değil elbette, fakat bunu bilmek, kabul etmek bile ilk adımdır ve önemlidir. Kızgınsanız, kendinizi sakinleştirmeyi ya da kızgın olarak kalmaya devam etmeyi seçebilirsiniz. Bu tercih size aittir. Elbette kızma duygusunu engelleyin demiyorum, bu mümkün değil zaten. Sadece onu kontrol edebileceğinizi söylüyorum. Bunu da önce onu kabul ederek yapabilirsiniz. Rasyonelleştirmeye çalışırsanız, işin içinden daha zor çıkarsınız. Bir durum yaşadınız ve kızdınız. Sadece bu duyguyu kabul edin ve bu kızgınlığınızın geçmesi için neye ihtiyacınız olduğuna odaklanın, farkı göreceksiniz.

Kendinize Şunları Sorun:

Şu anda nasıl hissediyorum?

Bu hissi bedenimin neresinde deneyimliyorum?

Bedeninizi kontrol edin ve duygunun fiziksel anlamdaki bağlantısını bulun.

Bu hissin geçmesi için neye ihtiyacım var?

İhtiyacınız olan şeyi belirleyin ve yapın.

Örneğin; Üzgünüm dediniz. Bedeninizde ise kalbinizde hissettiniz. Bu duygunun yarattığı hissi kabul edin. Ardından; “Bu duygunun geçmesi için neye ihtiyacım var?” sorusunu sordunuz. Bunun cevabını ise, mutlu olmak şeklinde verdiniz diyelim. Mutlu olmak için ilk olarak ne yapabilirsiniz? Diyelim ki; kitap okumak dediniz. Gidin ve onu yapın. Bu çözüm odaklı bir yaklaşımdır. Bir diğer yöntem ise; enerjetik yöntemdir. Bu yöntemde duyguların birer enerji olduğunu kabul ederiz ve negatif duygular sıkışmış enerjilerdir. Dolayısıyla dönüşmeleri için pozitif enerji formlarına ihtiyaçları vardır. Aynı soruları sorun ve o enerjinin dönüşmesi için hangi pozitif enerji formuna ihtiyacı varsa, onu kendinize çekin. Üzgünüm örneğine devam edersek, üzgün enerjinin değişmek için neye ihtiyacı var sorusuna, mutluluk diye cevap verdiniz. O halde ellerinizi kalbinize koyarak, “Mutluluk enerjisi” sözünü yüksek sesle birkaç kez tekrarlayarak yapabilirsiniz. Hatta bu enerjiye bir renk verebilir ve bedeninize doğru aktığını imgeleyebilirsiniz.

Nora Gülüm Erdinç

 

Yazının tüm hakları tarafımıza aittir. İzinsiz veya yazarın adı kullanılmadan kopyalanamaz, alıntılanamaz ve paylaşılamaz.

Kaynaklar:

https://curveslevel10.com/how-to-connect-to-your-emotions-to-be-happier/

https://www.inc.com/amy-morin/how-to-control-your-emotions-so-your-emotions-dont-control-you.html

https://fortelabs.co/blog/how-emotions-are-made/

https://greatergood.berkeley.edu/article/item/are_emotions_born_or_made

https://www.verywellmind.com/theories-of-emotion-2795717

https://www.healthline.com/health/what-part-of-the-brain-controls-emotions

 

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir