Huzurlu bir gerçeklik yarat

Yaşam dediğin şey nedir, nereden gelir, nasıl şekillenir?

Rüya alemine zanlarla doğuyoruz ve zanlara boğuluyoruz.

Adeta bir zan dünyasında kendimizden uzaklaşarak yüzüyoruz.

Bu sanırsam varlığı deneyimlemek, varlığın dibine vurmak için gerekli.

Belki de zıttı ile yani varlık ile yokluğa gidiyoruz bilmeden.

Sebep sonuç ilişkisi kurmak ne kadar önemli onu da bilmiyorum.

Buradayız bir şekilde ve zanlara gırtlağımıza kadar gömülüyüz.

Bir dünyaya, bir ülkeye, bir şehre, bir dine, bir dile, bir kültüre, bir aileye, bir cinsiyete, bir kimliğe doğuyoruz.

Bunların hepsi bana enjekte edilen ve benim dediğim zanlarım olacak.

Ben içine doğduğum bu rüya aleminde benim dediğim zanlarımla kendimi de içerisine katarak bir dünya daha doğuracağım.

Doğurduğum bu dünyada, sanki bu dünyadan bağımsız gibi yaşayacağım.

Halbuki bu dünyanın anası da babası da benim.

Benim dediğim şeylerle zanlarımla desen desen, renk renk işledim.

Bu benim dünyam buram buram ben kokuyor.

Ben yaşama bu dünyadan, bu dünyanın verileri ile bakıyor, yorumluyor, sonuçlandırıyorum.

Olanının benim için hiçbir hükmü yok.

Olan olduğu gibi benim için anlam ifade etmiyor.

Çünkü olana ben çıplak bakamıyorum olanı zanlarımla giydiriyorum yani olanı kendimleştiriyorum.

Olan olduğu gibi değil benim zanlarımla mana kazanıyor ve olana ben kendi gerçekliğimi katıyorum.

Bu rüya aleminde gözleyen olarak ben gözlediğimi bir oyun hamuru gibi kendimi katarak şekillendiriyorum.

Aynı bir olay onu izleyen onlarca kişide neden farklı bir anlam oluşturuyor?

Huzurlu bir gerçeklik yarat

A şahsını tanıyan yüzlerce kişi neden onu farklı özellikleri ile tanımlıyor?

Herkes her şeye kendi dünyasından bakarken baktığı şeyi kendi dünyasına boyadığı için olabilir mi acaba?

Her insan kendi bilinci kadar idrak ediyor ve bu idrak kadar yaşamda kendine yer buluyor.

Yani insan gözlediği şeye kendi bilinci kadar hükmediyor manalandırıyor ve sonuca katkı sunuyor.

Çok şükür ki kendi dünyasının sonuçlarına sadece kendi katlanıyor.

Düşünce geliyor senin dünyanın etrafında dolanıyor, gelip geçmesine izin verirsen sorun yok.

Düşünceyi gözlemleyip tesir yüklemeye başladığında yaratım başlıyor.

Düşünce artık senin dünyanın mahsulü olarak yaşamda duygu his eylem olarak kendine yer buluyor.

Farkındalık burada başlıyor.

Sende ki sihirli gücü keşfettiğinde bunu nerede nasıl kullanman gerektiğini anlamaya başlıyorsun.

Yani sen ne isen izlediklerin senin dünyanda sana dönüşüyor.

Zihin senin zanlarını kullanarak senin dünyanda sana hükmediyor.

Sen farkında olmadan zanlar dünyasında sahte bir kimlikle rüya modunda yaşıyorsun.

Gerçek ne şimdi? Olan mı yoksa senin kendi yaratımın olan gerçekliğin mi?

O zaman olan her şey çok masum. Çünkü olan sadece oluyor

Olana gerçeklik veren onu manalandıran, etiketleyen ve bir sonuca götürüp o sonucu yaşayan sensin.

Tanıklık ettiğimiz bir olayın sanığı da hakimi de kendimiz oluverdik birden değil mi?

Yazdık, çizdik, oynadık ve hüküm verip sonuçlandırdık.

Böylece bu rüya aleminde ne cennetler ne cehennemler kurduk kendi ellerimizle ve kendi kurduğumuz mekanların içerisinde kah kendimizi ödüllendirdik kah cezalandırdık.

Bir bilinç deryasında kulaç sallıyoruz bu deryadan etkileniyor aynı zamanda bu deryaya veride katıyoruz.

Anbean her daim bir etkileşim içerisindeyiz.

Bu etkileşimden kopmaya başladığımızda zanlardan kurtulup ÖZ karanlığımıza ışık tuttuğunda birden değişiyoruz.

Ne kadar düşen ışık kadar. Ve bu yeni düşen ışık kadar da dünyamız değişiyor.

Sen değiştikçe senden doğan dünya da değişecek.

Huzurlu bir gerçeklik yarat

Bu yüzden çok kıymetli çok değerlisin bu yüzden hayatının merkezinde olması gereken sensin.

Dünyanda kim varsa onların hepsi senin dünyana boyalı.

Onlara gerçekten değer veriyor ve dünyanda kalmalarını istiyorsan onları değiştirmeye çalışma.

Kendi dünyan içerisinde barındıklarında neler olsun istiyorsan önce kendi var et.

Onlar zaten senin dünyana boyanacak sen değişince senin dünyan değişince onlarda değişecek.

Onların kendi gerçekliğinin senin için bir hükmü yok sen kendi dünyanda onların gerçekliğini belirleyensin.

Onlar seninle olan ilişkilerinde senin dünyanın renk ve kokularına bezeniyorlar.

Çünkü sen kendi dünyandakileri gözlemlerken kendi isteklerin kendi korkularınla onları etkileyen belli bir davranışa zorlayansın.

Gözlediğine kendini bulaştıransın.

Sen zanlarınla dünyana hükmedip zannın gerçekliğini yaşarken ÖZ’ün zan perdesinin ardına çekiliyor.

Oysa zan perdelerini açtığında olana geçmiş ve gelecekten muaf bakmaya çalıştığında, yani hüküm verip kendi dünyanın rengini olana bulaştırmadığında sen susarsın ÖZ’ün senden konuşur.

O zaman tatlı bir huzur, kalıcı bir denge gelir, sevgi rüzgarı senden esmeye başlar.

Yaşamda çektiğimiz tüm sıkıntılar zan penceresinden baktığımız dünyada zihnin tutsaklığında yaşarken özgür olduğumuzu sanmaktan kaynaklanıyor.

İçimizin karanlığı ile dışarıda yarattığımız dünyada kendimizi sınırlayarak kendi hapishanemizde kendi gardiyanlığımızı yapıyoruz.

Mademki dışarıda ki dünyamız içimizdeki gerçekliğin bir yansıması içimizle dışımızı boyuyoruz neden arzu ettiğimiz bir dünyayı kendimiz için var etmiyoruz?

Mutluluk huzur sevgi denge realitemizin bir gerçekliği olarak her daim içimizden doğsun.

En büyük ibadet sevgi haleti değil mi?

Mademki gözlemlediğimiz bizden etkileniyor nasıl bir iç dünya ile baktığımıza dikkat edelim.

Eleştirmeyelim, yargılamayalım, ötekileştirmeyelim.

İç dünyamızı olumsuz etkileyecek tesirler üreterek dışarıda ki dünyaya bu negatif enerjiyi enjekte etmeyelim.

Gözlerin güzel baksın, dilin sevgi şakısın, yüreğin geniş olsun.

Sen güzel OL dünyan güzel koksun.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir