Kendini bilme yolunda öze teslimiyet

Kendini bilme yolunda öze teslimiyet: rollerin özle çatışmalarına bakış

İnsan için en esas bilgi, kim olduğunun bilgisidir, özün bilgisidir. Her insan, kim olduğunu bilmeye ve varoluşunu anlamlandırmaya açtır. İnsanın varoluştaki yerini idrak etmesi için, benlik, aracı olur. Cinsiyet, ırk, etnik köken, ailevi ve toplumsal görevler, meslekler, sahip olunanlar veya olunmayanlar, insanın kim olduğunu bilmesi yolunda araç olarak kullandığı rollerin parçalarıdır. Benliğin rollerine bürünen öz, başka rollere bürünmüş parçalarını keşfederek rollerin ötesindeki kendisini ve varoluşunu bütünsel olarak idrak eder. Fakat bilgi ve anlam arayışındaki insan, derine inmeye hazır olmadığı noktada, kendini oynadığı rollerle sınırlı sanma hatasına düşer. Dolayısıyla da varoluş amacını, rolünün gerekliliklerini yerine getirmekten ibaret görür. Yaşamını, benliğinin tanımları çerçevesinde, egosunu güçlendirme çabasına ve amacına dayandırarak bireysel anlamlar için yaşar. Özünün en kıymetli bilgisinden, kim olduğunu bilmekten uzak durur.

Kendini bilme yolunda öze teslimiyet
Kendini bilme yolunda öze teslimiyet: rollerin özle çatışmalarına bakış

Özünü keşfetme yolunda iç sesine kulak vermiş, kendi doğasını dinleyen, sezgilerini kullanan, manevi kaynaklarının farkında, yeteneklerini keşfetmekte olan bir insan, rollerinin sınırlarından çıkamayan diğer insanlar tarafından anlaşılmayabilir. O, diğerlerinin gözünde bir asidir. Ondan, herkesin uyduğu kurallara uyması, benliğinin rollerine uygun davranması, herkesin değer verdiği şeyleri elde etmek için çabalaması, böylelikle değerli olduğunu kanıtlaması, başkalarının beklenti ve istekleri doğrultusunda yaşaması, özünden gelen farklılıklarını yontması beklenir. Anlaşılamadığı için yadırganır, dışlanır, ötekileştirilir. Bu baskı altında en asi insan bile, kendisini anlayamayanlar tarafından onaylanmak, beğenilmek ve değer görmek için başkalarının dayatmalarına boyun eğmeyi düşünebilir. Onu kendisi yapan özelliklerini kusurmuş gibi gören insanlara karşı sessiz kalmaya çalışabilir. Bunun sonucunda deneyimleyeceği daha çok dayatma, daha çok eleştiri ve nihayetinde özünden uzaklaşmaktır.

Başkalarının sizde farklı bulduğu, size özgü olan şeyler, sizin doğanıza ait olan şeyler, sizi siz yapan özden gelir. Kendinde özün parçalarını görmeye hazır olmayan insanlar, özün sizdeki bu özgün parçalarını gördüğünde korkuya kapılır. Oynadığı rolün sınırlarından çıkmak, benliğinin ötesindeki kendisini keşfetmek, benliğinin yargılarından sıyrılmak onları korkutur. Kendi egolarını güçlendirmek ve benliklerine sıkı sıkı bağlanmak için, tehdit olarak gördükleri özden gelenlere tepkiyle, sizi değersiz hissettirmek adına kişisel saldırıya geçebilirler. Sizi, kim olduğunuzu tanımlayan asıl parçalarınızı değersizleştirme yoluyla kendi parçalarınızı yadırgayacağınız bir hissiyata yönlendirebilirler. Böyle bir baskı altında yapmanız gereken, kim olduğunuza bakmanızdır. Özünüzün rehberliğine teslim olmanız, onun size sunduğu kaynaklara sahip çıkmanız ve kendinizi bilmenizdir.

“A lover has four streams inside,
of water, wine, honey and milk.

Find those in yourself and pay no attention what so-and-so says about such-and-such.

The rose does not care
if someone calls it a thorn, or a jasmine.

Ordinary eyes categorize human beings.
That one is a Zoroastrian. This one, Muslim.

Walk instead with the other vision given you, your first eyes.
Do not squint, and do not stare blankly like a vulture.

Do not be content with judging people good and bad.
Grow out of that.”

-Mevlana

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir