Mürşit olmak ve olmamak

Takipçisi olmayan mürşit, mürşit midir? Doğru yolu gösteren kılavuz olan kişi bunun farkındaysa ve bilincindeyse yaptıklarıyla örnek oluyorsa, takipçisi yoksa o artık mürşit değil midir?

Sürekli yerini yurdunu evini ailesini bırakıp farklı yerlere gidip yerleşen ve yeniden bambaşka hayatlar kuran insanları hatırladıkça, bilinmeyenin içine girmenin hangi anlamı ifade ettiğini düşünmekten kendimi alamadım. Bu atalarımın hemen her biri için geçerliydi. Her biri uzun bir süre kök salmadan belli topraklarda yaşamış ardından göç etmek zorunda kalmışlardır. Farklı bir yerde değişik bir yaşamın açacağı yeni kapılar bilinmezken bilinmeyenin verdiği korku hissi de güçlüdür. Korkunun bulaşıcı olduğu da gerçekse herkesin etkilenmemesi de kaçınılmazdır. Bilinmeyen içinde korkuyla birlikte sığınacak bir mabet arayan insan kime sığınacaktır? Tanrı’ya…

Mürşit olmak ve olmamak

Tanrı onunla birlikte her yerde olandır. Tanrı bir fikir midir? Evet. Bu fikre inanıp inanmamak da insanın bir seçeneği midir? Evet. İnanç söz konusu olduğunda ispata gerek yoktur. Bu bir tercihtir. Bir düşünceyi benimsemek için yapılmış bir tercihtir. Düşüncenin doğrusu yanlışı olmaz. Düşüncelerle hem fikir olunabilir veya zıt fikirde olunabilir. Herkes arzu ettiğini düşünmek ve istediğine inanmak konusunda hürdür. İnsan kendisi hür değilken düşünceleri seçmek konusunda hür olduğu düşünmesi de ayrıca manidar. Bir o kadar da saçmalıktan ibarettir.

Bu dünyaya gelirken yaşam amacımızı bilmiyorsak neden geldiğimizi hatırlamıyorsak ve yine aynı şekilde ne zaman öleceğimizi, nereye gideceğimizi bilmiyorsak ne kadar hürriyete sahibiz diye düşünmeden edemiyorum. Komik geliyor. Zihin ve çalışma mekanizmasına bakınca düşündüğümü zannediyorum. Hâlbuki düşünceler içine bir yerden geliyor. Nerede, nasıl oluştuğunu anlamadığım çoğu zaman fark etmediğim farklı düşünceler kafamın içine bir şekilde giriyor. Bazılarını seçip onlarla özdeşleşiyorum. Bazılarını inkâr edip yolluyorum. Arada bir üzerlerinde çalışıp fikirleri geliştirince yorumlayan haline dönüşüyorum. Düşünüyorum diyorum. Düşüncem var diyebiliyorum. Düşündüğümü zannediyorum. Aslında düşünmüyorum. Düşünemiyorum…

Mürşit olmak ve olmamak

Olan biten her şey olması gerektiği gibi oluşurken ben içinde sadece var olan, varlığından habersiz, kim olduğu belirsiz bir birey olarak ‘Ben‘ duygusu ve zannı içinde durup anlam yüklemeye çalışıyorum. Olan bitenin anlamını bulmaya gayret ediyorum. Her şeyi kendim için kullanmak, sorularıma cevaplar bulmak ve yolumu görebilmek için çabalıyorum. Hepsi ne için mi? Bulduğumu sandığım hayatın anlam ve amacından emin olabilmek için.

Mürşit olan yolunu bilendir. Yolunu bulandır. Gideceği yönden emin olup bu uğurda yol kat edendir. Doğrusu bellidir. Takipçisi olsa da olmasa da o yürüyendir. Arkasına bile bakmaz. Yaptıkları, söyledikleri ve düşündükleriyle o zaten birilerine Işık oluyordur. Takip edenler bunu gayet iyi bilir. Mürşide mürşit deseler ne olur demeseler ne fark eder? Hiç! Koca bir hiç! Ne olduğunu bilen kim olduğunu bulan kişiye gerisi önemsizdir artık. Var olmak, varoluş, oluşumun parçası halinde yaşam sürmek, sürdürebilmek her biri zihnin tuzaklarından öte gitmeyecektir.

Mürşit olmak ve olmamak

Var mısın yok musun? Soruya cevap veren kişi yoktur, vermeyen kişi düşünecektir. Susanlarsa cevabı biliyordur… Onlar işte vardır… Var olduklarını bilenlerdir.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir