Sevgi paradoksu

Sevginin en yüksek hali, çok gözle izleyen evrenin sevgisidir.

Ona Hiçlik ya da Boşluk da derler, çünkü yaratılan, olan, olacak her şeyin Tek Kaynağı ve Tek Mezarlığıdır.

O, zaman ve mekân dışındadır, aynı anda hem zaman-uzay-hem uzay-zamandaki- Perdenin her iki yanındaki her şeyin tutkalıdır, olayları yüz ve binyıllar içinden birbirine zincir gibi bağlar.

O, HAYAT Oyununun katalizörüdür. Her yere ve her şeye sinen ‘sevgi aroması’ gibidir.

Sevgi paradoksu

Bilincin belli bir seviyesinde bu bakan gözler enerjisini Usta ruh güzelce kullanabilir, inanılmaz şeyleri gerçekleştirebilir. Fakat, bir şartla – bu çok gözlü Varlık sizi sevmesi lazım. Her insan hayatında bu durumu his etmiş olmalı: baktığınız her yerden size sevgiyle, hayranlıkla, saygıyla bakan görünmeyen gözleri his ediyorsunuz, gök, taş, toprak, ağaç, her şey size sevgiyle ‘baktığını’ yaşamak harika bir deneyimdir. İnsan yüksek ruh hallerinde ustalaşırken, zaman içinde kendisi de sezmeye başlar ki, içindeki vicdan gözü ve dışındaki ‘görünmez çok gözlü izleyeni’ memnun etmesi lazım.  Bunun için ise formül hem çok basit hem çok zordur: hayatı olduğu gibi sevebilmekten geçer-etrafınızda gördüğünüz her şeye siz de sevgiyle bakabilmeniz, sevgiyle dokunabilmeniz lazım, inanın ki, gerçekten sevgiyi taşlar da uzaklarda olduğunu sandığınız yıldızlar da ayağınız altındaki Toprak hele, sezerler ve verdiğiniz ilginin onca katıyla size geri verirler karşılığını!

Görünmez aşık gözler gerçeküstü güce sahiptir.

Onlar görünmezi görür ve herhangi sınırı aşarak, gerçekdışı şeyleri gerçek yapabilirler.

Hayat oyunundaki en üstün ustalık bu yüce aşk halini yarata ve yönlendirebilmekten geçer.

Dünya yaşamı hiçliğin ortasındaki küçük adada da hem sonsuzluğu hem sınırlı yaşam kavramlarını bir araya getirerek var olabilmektir.

Aklını, ruhunu, bedenini uyumlu, barışık, dengeli halde yöneterek her hücren, her düşüncenle tek yöne istikrarla gidebilmektir. Zihinsel paradoksları doğru çözümleyerek, tek dünya, tek insanlık, Çokluğu Bağlayan Evrensel Teklik bilincini kendinde sabit oturtabilene tüm evren alkışlar yağdırır, sevgi ve güç akıtır, herhangi karmaşık olayların içinden görünmez ellerle tutup çıkarır, sonsuzluğa giden merdivenin kenarlarından kayıp düşmemesi için görünmeyen dost ruhlar, hocaları olur.

Eğer bu amaçta azimli ve dürüst olarak, kendi ayaklarınızda yükselmeyi öğrenirseniz her yerde, her zaman, her işte Sevgi yaratan Usta olursunuz!

Kolektif (grup içindeki) işin güç meydanı (enerji alanı) -İnsan topluluğunda görülen kaos durumunda aniden belli yön ve amaçta kristalleşme (net şekil alma) fenomeni.

Orta asırların simyacılığı modern bilimdeki sinerji kurallarını araştıran dal olarak yeniden ortaya çıkıyor, bu dal kaostan düzen doğması kurallarını, anında organize olma hadisesini lineer olmayan durumunda araştırıyor. Ve gösteriyor ki, kaos düzensizlik değildir, sadece beynimizin normal halinde göremediğimiz şaşmaz iç kurallara sahip düzendir. Lazım olduğu durumlarda sistemin kendi tarafından iç potansiyellerini kullanarak ve kendi tarafından yönlendirilerek O DURUM için lazım olan organizasyonu oluşturuveriyor. Başlangıçta teorik fiziğin bir dalı olarak doğan Sinerjoloji dalı , sistemlerin öz-organizasyonunu araştırırken, mekan-zaman içinde çeşitli ‘şekillenmeler’ yaratan tüm sistemlerde görüldüğü için günümüzde  bilim dalları arası disipline dönüşmüş durumdadır: galaktik helezonlar (astrofizik),  lazerin kogerent ışınlanması, sıvılardaki Taylor’un türbülans girdapları, ‘Bengarın konveksiyon’ odacıkları – bu olayların hepsinde ayrı elementlerin ‘arsız istikrarla’ son derece düzenli davranışlar sergilediğini görmek mümkündür. Tıpkı bazı insan topluluklarında, gruplarda ya da aile içinde olduğu gibi ayrı elementler birden son derece bilinçli, sanki yanındakinin ya da toplu olarak baka bireylerin de bir sonki anda ne yapmak istediğini algılamış gibi o yönde ve o amaçta kendinden talep edilen rolü oynamak için hazır durması ve aynı yönde hareket etmesi durumu tüm sistemler için özgündür. ‘Bütün’ bu durumlarda ayrı elementlerin öz farkındalığı olarak temsil ediliyor, tıpkı Beyin kendinin her hücresinde bulunduğu gibi. Bu ise bence, toplamda şöyle genellemeyi algılamamızı sağlıyor: beynimizde oluşan herhangi fikir Evrenin bütün olarak Geçmiş, Şimdi ve Geleceği kapsayan çalışması sonucunda oluşuyor, ki onun ‘elementleri’ olan bizlerin beynimizde belli enerjetik devinimleri yaratıyor. Bu bir doğaüstü mucize asla değildir ya da moleküllerin özelliklerini veya katı mekanik-kuantum kurallarını anlamayı gerektiren kural değildir, elementlerin dışarıdan ya da yukarıdan bir emir alması da gerekmiyor: şimdiki yüksek düzende birleşen kristal yapıları bir zamanlar Güneşten de önce yıldızlararası şekilsiz galaktik gaz ve toz şeklindeydi. Proteinlerin kendi başlarına birleşerek ‘mekanizma’ oluşturması için bir birine mahsus uyması bile gerekmiyor. Tepsi üstüne benzer iki tane yuvarlak mermer taşlar atarsanız ve silkerseniz, onlar doğru ‘desenler’ yaratarak yuvarlanırlar.

Düzen kaos içinden varyasyonlar ve seleksiyon (eleme) sonucu oluşuyor.

Her şuur boyutu kendi için uygun gördüğü yönde eleme yaparak değişimlerle gelişiyor.

Değişim ve sabitliğin dengesi

Tüm varoluş geçici olaylardan ibaret olduğundan katı, değişmez şey yoktur, bunu biliyoruz. Zaten madde bile katı ve sabit değildir, boşluğun değişik oranlardaki yoğunlaşmasıdır.

Biz insan olarak  sürekli , çoğalan, ölen, durmaksızın yenilenen hücrelerden ibaretiz, ama tüm organizma hücre seviyesinde en derin değişimlere uğrasa Bile, (ki en uç teorilere göre, iki sarmallı DNA’nın bile atom altı seviyenin ötesi-enerjetik katlardan başlayan değişimlere uğraya bileceği iddia edilmeye başladı) bedenin bütününde sıcaklık derecesi 36,6 C da, kandaki şeker, nitrat, su, elektrolit dengesi, asit seviyesi, hormonlar miktarı gibi başka çok önemli  etkenler   sürekli hareketlilik ve değişimler durumunda BİLE, çeşit koşullarda  mükemmel dengede tutuluyor.

Dikkat :Beynimizdeki 98% protein bir aydan daha az müddette tamamen yenileniyor; beyaz kan hücrelerimiz (organizmanın dışarıdan sızan yabancı zararlı elemanlarla savaşan ‘askerleri’) her 10 günde yenileniyor, cildimizin hücreleri ise dakikasına 100 000 tane hızla çoğalıyor.

Buradan çok önemli kural çıkıyor: sistemde değişmemesi şart olan durumların sabitliğini temin etmek için elemanlar (bireyler) seviyesinde sürekli ve hızlı değişim talep ediliyor (!). Her eleman (birey) kendi işinin başında durması şartıyla tüm sistem ayakta kalabilecek ve devamlılığını sürdürebilecek sabitliğini temin edebiliyor.

Nodira Güçsav , ‘Gelişimli Değişim’ 2015

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir