ÜÇ’leme… Ruh, Beden, Zihin…

Ruhun Bedendeki Varlığı Üzerine

Ruhun varlığı beden için bir şiirdir, bir uyanıştır ve bir varıştır. Oysa insan zihni tarafından ele geçirilmiş ve tarumar edilmiş ruhun sözcükleri, pespaye ve iğreti durmaktadır, insan düşüncesi üzerinde. Bilimin ispatlamak için tüm şartlarını zorladığı ve ölümden sonra anlamlı kıldığı ruhun varlığı, bu dünyada cehennemi yaşamaktadır oysa.

Bildiğiniz bütün bilgileri terk ettiğinizde ve sabırsızlığınızdan özgürleşip, kendinizi izlemeyi seçtiğinizde ve ruhunuzun kabri olan bedeninizi gördüğünüzde, fark edeceksiniz ki cehennem, araf, cennet, kabir, azap ve tüm öğretiler aslında ruhunuzu hapsettiğiniz o daracık mekâna yani bedeninize kazınmış duruyor.

Üçleme,Ruh, Zihin, Beden

Ruh, sonsuzluğu ve hiçliği deneyimlemiş bir ışık kırılımıdır insan bedeninde. İnsan, ona varma telaşının da ötesine geçerek, kazanmaya ve kaybetmemeye oynar hayatta. Aile, para, servet, çocuk, gelecek, okul, meslek, seyahat, hastalık, sağlık, ilişkiler, sevgili, aşk, zaman, saat, araba, ev, kıyafet, güzelleşmek ve daha binlerce şey onun gerçekliği haline gelir… Bütün çabası bedeninin arzusu, zihninin taşkınlığı ve aklının ermesi arasında gidip gelen sihirli dünya materyallerine erişmek üzerinedir.

Bütün bu koşturmaca içinde yitirir insan kendisinin asıl olan halini. İnsanlığından çıkmış deyimi bu yüzden çokça kullanılır. İnsanlığından çıkar insan, sebepsiz ve sonuçsuz servetler uğruna. Bir hayvanın ihtiyacı için sadece tek bir atış yapıp, o an karnını doyurması, insan varlığını tatmin etmez. Büyük filolar kurup, günlerce yetecek yiyecekleri depolar oraya. Bozulur atar, yenisini alır ve tekrar bozulur atılır ve tekrar yenisi alınır. Döngü böylece devam eder. Bu döngüyü sadece yemek olarak düşünmeyin; ilişkide, kıyafette, arabada, evde aklınıza ne geliyorsa hemen hepsinde, daha fazlasına daha büyüğüne, daha renklisine erişme çabası vardır insanın…

Beden. Zihin ve Dünya

Ruh, bütün bu koşturmayı izler mi? Yoksa bedenin içindeki sıkışmışlığı terk etmek için çaba mı harcar bilemez insan. Ruh, bedeni bırakıp gitmek üzerine sürekli denemeler yapar ve ruhun en özgür olduğu zamandır gece. Zihin, beden ile daldığında uykuya, kopartır kendini hapseden ipliklerden ve dolaşır alemi cihanı ve tadını çıkartır özgürlüğün. Ruhun varlığını duyumsamayan, zihin ve beden ise kendi gerçekliğinin yansıması içinde büyümeye devam eder hayatın içinde.

Zihnin ele geçirdiği ruhun, bedenden kurtulma çabası, beden üzerinde hastalıkları doğuruyor ve ölüme koşuyor insan habersiz ve çaresiz. Zihin ve beden, huzursuz olduğu yerde durmamaya çalışıyor ve bir an önce oradan gitmek istiyor ve bunun da farkında. Fakat o kadar çok ben yolcuğunda ki zihin, kendi sancısının kaçışından ve mücadelesinden ve hatta rahatlık çabasından, göremiyor içindeki asıl benin sancısını ve gitmek isteğini. Zihin sürekli olarak suçlama, suçlu arama, sancısını birilerine yükleme ve kendini sıkışmışlığın içinden kurtarma derdinde. Oysa bütün bunları neden yaşıyorum sorusunu sormadan yolculuğuna devam ediyor ve içindeki asıl olan Ben’in öyküsünü görmüyor ve duymuyor…

Üçleme

Ruhun, tanrıdan bir emanet olduğunu düşünen ya da ruhun ölümden sonra tanrıyla buluşacağını sanan insan, onu mutlu etmek için de kendince binlerce din ve inanç yaratarak yine kendisinin sorumluluğunu almayı reddedip, zihnin esaretinde bedenini yarattığı tüm inanç modellerine adamayı seçmiştir. Ruhun, görülme çabası ile Tanrı’nın görülme çabası insan zihni ve yaşam sürecinde aynıdır. Bu yüzden kimi zaman insan, Ruhu Tanrı’nın bir parçası olarak görür, Kimi zamanda Tanrı’yı ruhunun bir yansıması ve parçası. İkisi arasındaki gitgelleri öyle derinleştirir ve bir travma haline getirir ki sonrasında ilk inkâr anından itibaren yaptığı şeyi yapar ve dünyasal bağlarını güçlendirmek için ihtiraslarına, hırslarına ve kavgalarına döner…

Zihin, beden içinde yedi kapıdan geçer, maddiyat, seks, kontrol, sevgi, ifade, sezgiler ve maneviyat. Bütün bu kapılar insanın her kapıdan kendini özgürleştirmesi ve ruhunu fark etmesi için dönüşmesi gerekir fakat, her kapının cazibesi ve renkli halleri insanı cezbeder ve buralara mahkum eder. Ruh her kapının ardında bir gerçekliği insana göstermeye çalışır ve orada durur ama insan büyümeye hevesli olduğu için bunlarla ikna olmaz, kendine yeni seçenekler yaratıp, yeni kapılar açar.

Ruh ve zihin arasındaki bu iletişimsizliğin kurbanı olan beden ise, hisler ve tepkiler vasıtasıyla hem zihni hem de bedeni uyandırmaya çalışır. Ruh, zihni aşıp bedene varamaz, beden ise zihnin isteklerine karşı gelip ruhu bulamaz. İnsan İKİ’yi bir etme sevdasında koşturmanın derdinde hep içindeki asıl olanı unutup durur. Aslında ÜÇ’ten bir olmanın yolunu bulması gerekiyor. Bu yüzden bütün ÜÇ’lemeler BİR’in sancısını taşır içinde.

Ruhunuzun yolculuğunda farkındalıklı AN’lar diliyorum…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir