Kader mi yoksa inanç mı?

Geçmişinizde yaşanmış olup da bugün değiştiremeyeceğiniz hiçbir şey yoktur. Siz geçmişinizin ve geleceğinizin yaratıcısısınız. Dolayısıyla, her şey size değişmez görünse bile şimdiyi yaratan da sizsiniz. Kryon

Düşüncelerimiz, inançlarımız, duygularımız… Nereden gelirler veya nasıl oluşurlar? Birine karşı öfke duygusu veya “Ben başarısızım.” düşüncesi… Nereden gelir? Neden böyle hisseder ya da düşünürüz?

Başımıza gelen her şeyden kader mi sorumludur; yoksa biz mi? Yoksa kader dediğimiz şey aslında bizim yarattığımız, hatta şekillendirebileceğimiz bir şey midir?

Neden önyargı oluştururuz mesela? Cevabı basit: “İnanç Kalıplarımız” … Peki, nedir bu inanç kalıpları?

Çok basit ifadeyle; hayatımız, ilişkilerimiz, yaşamımız, kendimiz, bir başkası, bir olay, bir olgu vb.… hakkında oluşturduğumuz negatif ya da pozitif düşünce kalıplarıdır. Bunlar genelde kalıp gibidir. Ve genelde yaşanılan bir olaydan sonra oluşturulurlar. Örneğin; “Para hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna “Para, insanı yoldan çıkarır.” Şeklinde bir düşünce kalıbına sahip olan biri için para, insanı kötü anlamda etkileyen bir olgudur. Para onun için negatif çağrışımlar yapmaktadır. Ve genelde böyle düşünen insanların maddi anlamda sıkıntı yaşadıklarını gözlemleyebiliriz. İşte anahtar da tam da buradadır. Onun bu inanç kalıbındadır. Eğer bu kişi yaşadığı maddi sıkıntıdan kurtulmak istiyorsa, öncelikle bu inanç kalıbını değiştirmesi gerekecektir. Çünkü düşüncelerimiz bir enerjidir ve evren salt enerjiden oluşmaktadır. Eşyalarımıza hatta bulunduğumuz ortama bile enerji yükleyebiliriz. Ütopik gibi gözükebilir ama bu böyledir. Bilim de artık bunu yavaş yavaş kanıtlamaya başlamıştır. Mesela Einstein bu konuda şöyle demiştir; “Her şey enerjidir ve her şey yalnızca bundan ibarettir. Sahip olmayı istediğiniz gerçekliğin frekansına uyumlandığınızda artık yapacak bir şey yoktur o gerçeklik size ait olur. Bundan başka bir yol yoktur. Bu felsefe değildir bu fiziktir.”

İnanç Kalıpları=Duygu=Fiziksel His

İnanç kalıpları çeşitli şekilde olabilmekle birlikte; duyguları tetikleyebildiği gibi fiziksel hisleri de tetikleyebilir. Örneğin; “Sizce aşk nedir?” sorusuna “Aşk can yakar.” dediğinizde aslında onu aynı zamanda bedeninizin herhangi bir bölgesinde hissedersiniz. Bu da o inanç kalıbınıza karşı, bedeninizin size verdiği tepkidir. Ve işte tam da bu noktada duygularınıza bir ifade fırsatı vermezseniz, bedeniniz size bir şeyler yapmanız gerektiğini anlatmak için bir rahatsızlık, bir hastalık yaratacaktır. Çünkü yoğun duygu ile kucaklanan düşünceleriniz, maddeyi yani fiziksel realiteyi şekillendirecektir. İnsanlara güvenilmez düşüncesine sahipseniz; hep sizi güven konusunda hayal kırıklığına uğratacak insanları kendinize çekeceksiniz. Çünkü bu düşünceniz fiziksel realitenizi yaratmıştır bile.

Geçmiş tamamen bitmiş midir?

“Kendi realitenizi kendiniz yaratırsınız ve hayatınızda kaza eseri ya da rastlantı olan hiçbir yoktur.” Ptaah

Kirlian Fotoğrafçılığı

Resim: Kirlian Tekniği ile fotoğraflanan insanlar ve enerji bedenleri (Kirlian fotoğrafçılığı, yüksek voltajlı, yüksek frekanslı, düşük amperli elektrik alanına dayalı aygıtlarla canlı nesnelerden yayılan birtakım biyolojik ışınımları fotoğrafik olarak saptamayı amaçlayan elektrografik fotoğrafçılık tekniğine verilen addır.)

Her insanın kendine özel enerji bedeni (Aura) vardır. Enerji bedenimiz -spiritüel adıyla eterik beden, halk arasında aura olarak bilinir- yaşadığımız her olayı kaydeder. Enerji bedeni yaşanılan durumlardan direkt olarak etkilenir ve ruh ile fiziksel beden arasında bir bağ kurulmasına vesile olur. Biz ne kadar spiritüel şifa çalışmaları yaparsak ve farkındalığımızı arttırırsak; enerji bedenimiz o kadar güçlenir ve bizi negatif etkilerden korur. Fakat ne kadar bunun farkında olmaz ve çalışma yapmazsak negatif etkilerden daha çok etkileniriz ve eğer travmatik bir olay da yaşadıysak; auramızda bazı çatlaklar (blokajlar) oluşur. Bu blokajlar (çatlaklar) ise ruhsal, mental, fiziksel problemler yaşamamıza neden olur ve negatif tesirlere daha açık olmaya da başlarız. Ardından şöyle cümleler sarf etmeye başlarız: “Neden bunlar benim başıma geliyor?”, “Sürekli mutsuz hissediyorum.”, “Nefes alamıyorum.”, “Hayat zor.” vb. bunlar bizim yaşadığımız blokajları gösterir. Çözümlenmediği sürece de bu cümleleri söylemeye devam ederiz. Ve bu inançlarımıza göre de insanları olayları hayatımıza çekmeye devam ederiz. Bir nevi kısır döngüdür. Eğer spiritüel konularla ilgileniyorsanız veya çalışma yapıyorsanız obsesyon (musallat) vakalarının çoğunda, obsesyona uğrayan kişinin ruhsal anlamda zayıf olduğunu görürsünüz. Çünkü onların blokajları ya da çatlakları negatif eğilimli varlıkların içeri sızmasını kolaylaştırmaktadır.

Sağlıklı bir insanda ise bu çatlaklar oluşmaz ve negatif etkilerden daha az etkilenir. Örneğin; çocukken babamız tarafından yaşadığımız fiziksel bir şiddet ileride erkeklere karşı güvensiz hissetmemize ya da korkuyla yaşamamıza neden olabilir. Unuttuğunuzu düşünebilir; hayatına devam etmeyi seçebilirsiniz, ama aslında o küçük çocuk hala oradadır ve yardıma ihtiyacı vardır ve çözülmeden de asla peşinizi bırakmayacaktır. İnsanlar genelde uğraşmaz ya da bu konu hakkında düşünmez ama aslında bunu çözümlemek kolaydır bir psikoterapiste veya enerji terapistine gidebilirsiniz fakat burada en önemli rol yine size düşecektir.

Siz ne kadar inanç kalıplarınızı fark edip, bilinçlenip; onu dönüştürmek isterseniz, iyileşeceksinizdir. Eğer istemezseniz kimsenin size yardımı dokunmayacaktır. Çünkü iyileşme FARKINDALIKLA başlar.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir