Hoş geldin ben, güle güle Ophelia

Ne güzelmiş yüklerimi atmak omuzumdan.
Çektim tüm kıymet bilmeyenlere verdiğim değerlerimi, canımı, enerjimi; aldım bir bir yerine koyacağım kıymetli parçalarımı, çiçeklerimi. Gönderdim şimdi tüm benden olmayanları. Oh, ne güzelmiş temize çekilmek.

  • Kovalamayı bıraktım,
  • kapıları zorlamayı,
  • duvarları yıkmayı,
  • çıkmaz yollara girmeyi.

Hoş geldin ben, güle güle Ophelia

Çünkü öğrendim; hırsızlar kapıları zorlardı, misafirlere sonuna kadar açılırdı. Duvarlar beni korumak için vardı, çıkmaz sokaklar ise başkalarının alanlarıydı. Benim olmayan sandalyeleri çekmedim; üzerinde ismim olanı bekledim, geldi.

  • Konuşmayı bıraktım.
  • Dinlemeyi seçtim.

İstediğimde karşılığı verilen değil mesele; mesele zaten olmasıydı sevginin. Hâlâ bazen düşüyorum o boşluğa. İnsanız nihayetinde; sanıyorsun ki senin sevdiklerinde seni senin gibi seviyor ya da sevmeli ya da sevecek. Hiçbir çikolata bittiğinde, onu yiyen bitirmekle üzüldü diye üzülür mü? O bitirenin sorunuydu. Bırakmayı ve çekilmeyi ve her yere herkese gerektiği gibi vermek gerektiğini aslında çok güzel öğretiyordu hayat.

Şimdi artık hak edene hakkı kadar zamanı geldi. Ancak beni görene görünme, görmeyene kör olma zamanı. Her gün daha iyi anlıyor insan. Büyümek ne güzel erdem. Boğazım ağrıdığında bana sus, kulaklarım çınladığında bana dinle ya da git diyordu; geç anladım. Dinlemenin erdemi ayrı güzelmiş, fark ettim.

Sustum çoğu zaman; bu zayıflık değildi. Çünkü evren zaten gereken ile adıma ilgilenecekti. Yumuşadım; bu kötü bir şey değildi, kimse artık kıramıyordu beni. Dik durmak sertlik değildi. Zeytin dalı uzattığım yerde kuruyorsa o onun eksiği; ben gülümseyip onu oracıkta bırakmayı öğrendim.

Bitti.

Hak etmeyene hakkından fazla artık bitti. Ben önemliyim elbet; lakin ben, ben diye başlamıyor artık cümlelerim. Kendimi ispat değil derdim. Gösteriler, etkinlik alanım hiç olmadı ve bunların olmaması ego eksikliğim değildi. Artık değerimi kanıtlamıyorum; çünkü değerimi biliyorum, bu da kibir değildi.

Çünkü bu ömrümde bana görmek isteyen gerekliydi. Acılarımı, kırgınlıklarımı unutmak için dua edip yakarmıyorum artık; çünkü ölmeden önce zaten aklım bana oyunlar oynayacak, vakti gelince silinecek anılarım ama silmek yerine silinecek anılarım ama silmek yerine yaşadıklarımdan öğrenerek büyümeyi seçtim.

Unutmak yerine kim olduğumu hatırlamayı seçtim. Sancılı bir yolculuk bu ama bir o kadar da çiçekli bahçelerde yürümek gibi. Artık çiçeklerimi ben seçeceğim; var olanları bahçemin en nadide yerinde can suyumla besleyip, gitmek isteyenlere izin verip yeni fidanlara toprak vereceğim.

Figen Yavuz

Yazar

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Murat Tali - YY

    Sevgili Bigecan, satırlarında, sadece bir vedanın ya da bir karşılaşmanın ötesinde, zamanın ve ruhun bir kıyısına dokunuyorsun. “Ophelia” üzerinden kurduğun dil, okuru yalnızca bir hikâyenin içine çekmiyor; yaşamın kırılgan akışında kendi yitik melodisini duymaya davet ediyor. Sen buradaki damarı yakalamışsın: sadece söyleneni değil, söylenemeyeni de satırlara taşıyorsun. Tekil bir olayı anlatmıyor; insanın kendi içsel gel-gitlerini, terk edişlerini ve kalışlarını aynı anda iliklerine kadar hissettiriyorsun. Okurken, olay örgüsünün değil duygu ve bilincin ritmiyle ilerleyen bir sahnede yürüyormuş gibiyim. Kalemin bu yoğunluğu, sessizliğin sesini duyuruyor.
    Bu yüzden bu yazı yalnızca okunacak bir metin değil; okuyanla buluşan bir içsel hatırlayış bence… Kalemine ve yüreğine sağlık…

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir