Kötülük var mı? Kimi affedeceğiz?

İnsanlara kötülük yapanlara, yaptığı kötülük karşısında özür dilenmesi söylenmez fakat kötülüğe maruz kalandan onu affetmesi istenir. Neden?

Tüm inanışlarda “insanların başına gelen kötü olaylarınyaratıcı tarafından sınav olarak verildiği düşünülür. İlk nedenlerden biri bu olabilir, tabi bana göre. Sınav dünyasındaysak ve başımıza bir kötülük geliyorsa bunun sebebi bizden başkası olamaz değil mi? Masal gibi bir hayat yaşamak insanlara bahşedilmemiş. O bir günahkar ve suçlu, yaşamın içinde sürekli olarak cezalandırılmalı ve hak ettiğini bulmalı. İlginç bir inanış değil mi sizce? Dinler ve inançlar bunu dayatıyorlar bizlere.

Kötülük var mı? Kimi affedeceğiz?

Bazen, kişisel gelişime kaynak olarak gördüğüm Hint ve Uzakdoğu öğretileri de bu düşünceye kaynaklık ediyor. Zihin kötü terbiye et, beden kötü terbiye et, düşünce kötü terbiye et… Sus, sessizleş, benliğini yok et, kendini yok et, varlığını yok… Neden? Çünkü bunları yok edersen Tanrı/Allah/Rab/Yehova/Nirvana açığa çıkıyor. İyi de o her yerde değil miydi? Her şeyin içine nüfuz etmemiş miydi? Niye ben yok oluyorum ki o çıksın? Ben varken o neden kendisini göstermiyor ki bana? Ben kendimi yok ettikten sonra, gördüğüm o bir halüsinasyon olamaz mı? Yani o kadar çok kendimi yok edip, onu çıkartmaya çalışıyorum ki bir gün gerçekten ben yok oluyorum ve “O” sandığım bir şey ortaya çıkıyor! Gerçekten buna inanmak gerekiyor mu?

Tüm bu yolculukta, kendini affetme, varlığını affetme, düşünceni affetme, sınırlarını affetme, idrakini affetme, anneyi ve babayı affetme, öğretmeni affetme, işkence yapanı affetme, tecavüz edeni affetme, malını çalanı affetme, kazancına el koyanı affetme, haksızlık yapanı affetme, arabanı çizeni affetme, varlığına şiddet uygulayanı affetme, emeğini çalanı affetme, sırtından zengin olup seni aç bırakanı affetme… Sanki buradaki tüm affetmeler bir amaca hizmet ediyor. Öbür dünyada onlar cezasını çekecekler avuntusundan doğan bataklığın sinekleri olabilir mi bu düşünceler ya da önermeler?

Kötülük var mı? Kimi affedeceğiz?

Kötülüğe maruz kalanlar (çocuklar hariç) masum mu? Değil tabi. Onların da kendi yaşamlarında kötülük yaptıkları başka insanlar var. Fakat cinayetin ve tecavüzün kötülüğü ile birine kızmanın kötülüğü aynı olamaz. Yani bu ilahi adalet değil, adaletin ilahisini bu dünya yaşamı hiç deneyimlemedi ve yaşamadı ne yazık ki! Elli milyon insan öldüren bir adamı idam etmek, cezasını çektiği anlamına gelmez, bu tamamen fakir avuntusudur. Artık diğer dünyada sonsuza kadar yanacağını düşünmek de bu dünyada yaşayan insanların en büyük tesellisi ve hayalidir. Öyle ya bu kadar kötülüğün bir cezası olmalı ve o da sonsuza kadar tezahür etmeli. Fakat burada bir şeyi kaçırıyor bu düşünce fakiri insanlar, her şeyi ilahi bir planda kurgulayan Yaratıcı, o kişiye de bu görevi vermiştir ve onun bu işte pek bir suçu yoktur. Yani tamamen kendisine verilen görevi eksiksiz ve kusursuz yerine getirmiştir. Bunun aksine inanmaları ise inançlarına göre yoldan çıktıkları anlamına gelmeli bence. Ezel ve ahiri sadece Tanrı/Allah/Rab/Yehova biliyorsa ve onun izni olmadan hiçbir şey gerçekleşmiyorsa, eylemleri gerçekleştirenler masumdur. Hatta Ebu Leheb bile bir işçidir insanlık yolunda… Şeytanın bir işçi olup yaratılışa hizmet etmesi gibi.

Kötülük var mı? Kimi affedeceğiz?

Nerede kalmıştık? Kötülüğün affedilmesi… Bu çoğu insan için ölümcül bir düşünce. Bunu çok farklı biçimlerde düşünerek kurgulayabiliriz.

  • Kendini affetmek, buna izin verdiğin için. İyi de 3-4-5-6-7-8-9 yaşlarında tecavüze uğrayan bir çocuk nasıl izin vermiş olabilir ki? Bu çocuk neyi affedecek nasıl affedecek?
  • Maaşını bir kapkaççıya kaptıran ve kirasını, borcunu ödeyemeyen insan, kendisinin hangi hallerini affedecek, kusurlu mu görmeli? Öyle yapmasaydım, cebime koymasaydım, minibüse binmeseydim, o sokağa girmeseydim! Hırsızın hiç mi suçu yok?
  • İftiraya maruz bırakılıp ömrünü cezaevinde geçiren insan kimi affedecek, kendisini mi? Yoksa iftira atan kişiyi mi? Yoksa ilahi planı mı? Bu ilahi plandan sorumlu olan melekleri mi? Yoksa kendisine yoldaşlık yapan, sağ ve sol omuzundaki yazıcıları mı?
  • Annesi ve babasına torunlarını götürürken çok içmiş ve önüne bile göremeyen bir sarhoşun arabasıyla kaza yapması ile çocuklarını ve eşini kaybeden anne/baba kimi affetsin, sarhoş olup araba kullanan kişiyi mi? Yoksa o gün yola çıkan ve neşeyle yolculuk yapan kendisini mi?
  • 2800 TL maaş alıp, kira, elektrik, su, internet (çocuğunun eğitimi için almak zorunda) ödeyen adamın yaşadığı ve yaşattığı yoksulluğun o en sancılı anında kimi affetmesi gerekecek? Okuyup meslek sahibi olamadığına mı yansın? Ama okuyup meslek sahibi olanlar da aynı akıbeti yaşıyor! Burada kimi affetmek gerekiyor sizce? Bir fikriniz var mı?
  • Sadece ülkedeki siyasi iktidara muhalif diye gözlatına alınan ve hatta yargısız infaz edilen kaybedilenlerin geride braktığı aileleri kimleri affedebilir?
  • Kaçırılan ve organ mafyasına teslim edilip organları alıanan insanlar sağ kaldıklarında kendini mi affedecekler, knedisini kaçıranları mı?
  • Henüz 7-8 yaşlarında iken kapının önünde oynarken kaçırılıp, zenginlere peşkeş çekilen bedenleri ile küçücük yaşta seks işçisi yapılan çocuklar kimi affedecek… Bunların hepsi ilahi bir planda gerçekleşiyor ve bu ilahi planı yapan birileri biraz erkenden kırmıyor mu kalemi?

Liste uzar gider, bitmez sancılarımız ve öykülerimiz. Hepimizin “bir varmış bir yokmuş” masalları var, kendi yaşam yolculuğuna dair, orada haksızlığa uğradığı kadar haksızlık yapmış, çaldırdığı kadar çalmış, günah işlediği kadar günah işletmiş olduğuna inandırılmış bir çocuk var. Filmlerde, dizilerde, haberlerde küçücük çocukların “günahlarının affedilmesi” için yaratıcıya dua ettiğine dair bilinçaltı mesajlar verilir. Bir çocuğun masumiyetinin din adamlarının ve siyasi ideolojistlerin eliyle kirletilmesinden başka bir şey değildir bu yapılan. Ah bir de son çeyrek yüzyılda dünyaya hızla yayılan “Ferrari’sini Satan Bilge”ciler var.  Affet, affet, affet, affet… Nereye kadar, kendinden tamamen özgürleşinceye kadar. Ya affetmeye çalıştığım ve varlığıma zarar veren o kişi. Onu kendi vicdanına bırak? Onu ilahi adalete teslim et? Vicdan olsa zaten yapmazdı yahu, neyin vicdanı? İlahi adalet tecelli ediyor olsaydı, bunları yaşamazdı, o tecavüze uğrayan kedi. Onun da karması çok karmaşıkmış zaten. İnsanı geçtim de kedinin affetme yolculuğunda hangi yöne dönüp af dileyecek acep…

Kötülük var mı? Kimi affedeceğiz?

Bir de af dilemek var o başka bir yazı konusu olabilir, bu yazımız affetmek üzerine çünkü. Fakat bu kadar tanrı, inanç ve kitap varken hangisinden af dileyeceksin. Hangi coğrafyada doğduysan oranın gerçekliğini kabullenerek mi yapacaksın? Dünyaya doğduysan hakikatin hangisi olacak? Bilen var mı? Bu soruyu buraya bırakıp affetmeye dönüyorum…

Affetmek, TDK’ya gitmek istedim birden… Nedense bu tarz kelimeler ile dans ederken ilk yaptığım iştir, sözlükte ne demişler fakat bu sefer finali sözlükle yapmak istedim. Buyurun sözlükteki affetmenin tanımına…

  1. -i Bağışlamak: “Açgözlülüğü içeride de dışarıda da affetmeyen gözü tok insanlarız.”
  2. -i Hoşgörü ile karşılamak, mazur görmek: “Beni affedin, gelemeyeceğim.”
  3. -i Birinin sorumluluğundaki bir görevden veya işten çıkmasına izin vermek: “Beni bu çalışmadan bir defalık affedin lütfen. “

Yapılan her eylemi ve davranışı hoşgörü ile karşılayın ve mazur görün… İnançların ve öğretilerin insanlara dayattıkları ve konunun ana fikrini besleyen tanım oluyor. Seçim ve tercih sizin. Affedin, affetmeyin siz bilirsiniz. Fakat öfkenin sizi bitirmesine izin vermeyin. Kimseyi affetmek zorunda değilsiniz, böyle bir zorunluluğunuz yok. Öfkenizi izleyin onun sizi ele geçirmesine, canınızı yakmasına, sizi hasta etmesine, çaresiz bırakmasına ve ölmenize ön ayak olmasına destek olmayın sadece. Siz değerli ve özel bir varlıksınız. İçleri boşaltılmış; şahlara ve padişahlara hizmet eden, suçluyu ve güçlüyü koruyan, ahlaksızları ve zorbaları destekleyen bir sistemin içinde zayıf kalmış varlığınızı sakın ama sakın suçlamayın. Her eylemi ve varlığı yaşama ihanet olan insanları da affetmek istemiyorsanız, affetmeyin. Sizi kendi prangalarıyla zincirlemek isteyenleri fark edin sadece, özgürlüğünüzü kaptırmayın.

Mutlu yarınlarınız olsun… Huzurlu anlarınız…

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir