Mükemmel İnsan

Etrafımızı saran öğretiler ve onların yaydığı bilgi sayısı o kadar çok olmaya başladı ki hepimiz bu bilgi yoğunluğu arasında kayboluyoruz. Uzaylılardan mesajlar alanlar, gezegenlerle iletişim kuranlar, geçmişten bilgi çekenler, farklı uygarlıkların (varlığı kanıtlanmamış Atlantis, Mu vb…) sözde bilgeliklerini yeniden dile getirenler ve günümüzün onlarca yüzlerce arayış akımları.

Mükemmel İnsan
Tüm bu öğretiler hepimizin “MÜKEMMEL İNSAN” olma yolunda ilerlememiz gerektiğini ifade edip duruyor. Fakat bizden mükemmel insan olmamızı isteyen bu öğretileri yayanlar, yaymak için tüm imkanlarını seferber edenler sizce gerçekten öyleler mi? Resme biraz dışarıdan bakmaya çalışırsanız olan biten her şeyin ortaçağ inanç sisteminin yeniden inşa edilmesi şeklinde tezahür ettiğini görürsünüz. Klasik kadercilik anlayışı, günahkar insan, suçlu davranışlar, cezalandırılması gereken düşünceler, yok sayılması gereken ben, zihin, düşünce ve beden, ait olunmaması gereken aile yaşamı, her şey tek bir irade için terk edilmeli, eskiler buna dinin tanrısı diyordu, şimdikiler buna içindeki tanrı diyor. Fakat günün sonunda o tanrı vasfının ortaya çıkması için, günahkar, suçlu, gereksiz olan Sen’lerinden kurtulman gerekiyor.

Peki SEN gerçekten günahkar ve suçlu musun?

Sen gerçekten eksik misin? Tamamlanman için yaşadıklarından, öğrendiklerinden, bildiklerinden feragat etmen mi gerekiyor?

Deneyim olmadan, yaşanmışlık olmadan SEN nasıl sen olabilirdin?

SEN’i meydana getiren bilgelik, doğduğun andan itibaren hayatını saran ve nefes alan her bir varlıkla birlikte işlenmiş muhteşem bir şölendir. Uğradığın şiddet, çektiğin acı, zorlandığın hayat, sevdiğin insanlar, seni seven insanlar, eğitmenlerin, ailen, komşuların, arkadaşların, okulun, mahallen, semtin, ülken, dünyanın tamamı SEN’i sen yapabilmek için tüm varlığını ortaya koydu ve bütün bu renklerin bir araya geldiği en coşkulu yansımasın… Bir yolculuk için, bütün deneyimlerini, kimliğini, varlığını heba etme derdine düşüp, senden nasiplenecek, siyasetçileri, din adamlarını, patronları, öğreti şartlatanlarını mutlu etme. Çünkü bu hikayede sen ne kadar yok olursan onlar o kadar çok var olacaktır. Bakınız dünya tarihinde bu karakterlerin %90dan fazlasının ne kadar zengin olduğunu görmüş olursunuz.

Olaya çok daha uç bir örnek vererek yazıyı sonlandırıyorum, dünyada kişisel gelişimcilerde dahil olmak üzere hiçbir din ve öğreti, dünyadaki yoksulluğu, ezilen insanları, köleliği, aç insanları, katledilen doğayı, düşük maaşı, çalışan haklarını, düşünce özgürlüğünü, kız çocuklarının okutulmamasını, yine kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmemesini ve daha birçok şeyi konuşmaz, bu konuda fikir beyan etmez, bu konuda siyasiler ve şirketler üzerinde baskı kuracak eylemler yapmaz. Onların istediği tek bir şey var o da KENDİNİZİ TERK ETMENİZDİR. Siz kendinizi terk ederseniz, bütün bu işleri yapan daha büyük güçler bütün bunları daha kolay ve rahatlıkları yapacaklardır. Kendinize, yaşantınıza, bilginize, deneyiminize, sevdiğinize, sevdiklerinize, yaşamınıza, öğrendiğiniz ve öğreneceğiniz her şeye sahip çıkın, kendinizi bütün resmi görmeye zorlayın ve her gün kendinizden bile sakladığınız iyilikler yapın. Bir ağacı sulayın, bir ağaç dikin, bir kediye mama verin, bir köpeği besleyin, kuşlar için yem alın ortalığa serpin, yerde gördüğünüz sizi rahatsız eden bir çöpü çöpe atın, etrafınızı güzelleştirin, yaşama dokunun, yaşamın size erişmesine izin verin. O zaman anlayacaksınız hayatın gerçekliğini, sıcaklığını, samimiyetini ve kendinizin gerçek değerini…

Musmutlu yolculuklar dilerim dostlarım…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir