16 Aralık, 2017

Yaratıcı Zekanın Anahtarı

Çalışkan insanların, zekâ olarak sağlam alt yapısından ürettikleri yeni fikirler ile hayata sunduğu katkıları, çevresindeki herkes için yeni bir ilham kaynağı olur. İlham kaynağı olan yeni fikirler, herkesin kendi hayatında yapabilecekleri için farklı fikirlerin yayılmasına sebep olur. Bilginin bir kaynak olarak yayılması için, alt yapısı sağlam olması ve herkese hitap edebilecek bir anahtar taşıması gerekir. Tembel bir insanın gizli yaşam tekniği, ‘Nasıl olsa biri bir çözüm bulur. Battı balık yan gider. Her şey olacağına varır.’ şeklindedir. Yaratıcı zekanın anahtarı, çözüm odaklı bir düşünce yöntemidir. Önce kendi sorunlarımızı çözmeden, etrafımızdaki sorunları çözmek, çok zor bir süreçtir. Yaratıcı bir fikir oluşturmak için, sorunları değil, sorunların kaynağını görmek gerekir. Çözüm odaklı düşünce yönteminden bahsederken, henüz daha oluşmamış çözümlere odaklanmanın imkânsız gibi görünmesi ile, bir yanılgı oluşur. Çözümlere ulaşmak çok zor görünür. Bir yöntemi anlatırken, başkalarının algıladığı anahtar daha çok derinlere gizlenebiliyor.

Başlangıcını bilmediğimiz bir bilgi, merak veya şüphe oluşturur. İçinde bulunmuş olduğumuz duygular iyi bir halde ise, olumlu bir şekilde merak ederiz; Kötü bir halde ise olumsuz bir şekilde şüpheleniriz. Merak ve şüphe aslında aynı heyecanı taşır. İyi bir durumda iken merak, kötü bir durumda iken şüphe olur. Ulaşmak istediğimiz bilginin kaynağını bulmadan, içimizde bir problem olarak kalır. Çaresiz kalmak, kafamızdaki problemleri, büyük bir dert yapar. Çaresiz kalmak, büyük bir dert değildir. Dert olarak oluşan, duyguların oluşturduğu baskılardır. Olumsuz baskıları hafifletmek için, iyimser duygular oluşturmak gerekir. Çivi çiviyi söker. Bir duyguyu dönüştürmek için, başka bir duyguya ihtiyaç duyarız. Olumsuz duygular ile oluşan baskılardan kurtulmadan, çözüme ulaşma yolunda zorluklar çekebiliriz. Örnek olarak bizim için çok basit olan bir tecrübe, başkası için çok zor gibi görünür. Başkası için çok kolay olan bir tecrübe, bizim için çok zor gibi görünür. Taşıdığımız tecrübelerin alt yapısı kaynak olarak bilinç altında, üretilebilir, değiştirebilir, dönüştürebilir ve yenilenebilir bir durumdadır.

Bir bilgiyi bilinç altına sağlam bir kaynak olarak yerleştirmek için, ortalama 3 hafta boyunca, diğer öğrendiğimiz bilgiler ile karşılaştırma yapmak; takıldığımız sorunlar üzerinde sağlama yapmak, hayatımıza komple adapte etmek gerekir. Bilgiyi hayatımıza adapte ederken, hayatımızın her evresine yayarken, sadece yaşadığımız şimdiki zamandan öncesine yaydığımızı fark etmiş olmamız gerekir. Gerçek hayat hep yenilikler içerisinde sürekli anda kalır. Biz yaşanılmış tecrübeleri değiştiriyoruz. Gerçekte bütün hayatı değiştirmiş olmamız, geleceğe uzanan bir hayaldir. Her an her şeyi değiştirebilmek mümkün değildir. Bazı konular zaman ile değişir. Yeni bir bilgi 3 hafta sonra yeni bir kaynak olarak bilinç altına iner. Bizim hayat yolculuğumuz 3 haftalık yenilenme süreci içerisinde akıp gidiyor. Yakın geçmiş ve yakın gelecek arasında, tedbir ve tahminler arasında yolculuk yapıyoruz. Tedbirlerin alt yapısı ne kadar sağlam olursa, tahminlerin faydalarına ne kadar çok ulaşırsak, hayatımız o kadar uyum içerisinde akıp gider.

yaratıcı zekanın anahtarı

Kaynak olabilecek gerçek bilgileri araştırmalıyız. Örnek olarak, herkesin kendi doğruları ve yanlışları var. Bu açıdan bakınca herkes ile anlaşmak mucize gibidir. Anahtar olabilecek gerçek bir bilgi, doğruları ve yanlışları değiştirebilir. Doğrular ve yanlışlar sürekli geçmişte kalır. Gerçek olanlar yaşadığımız şimdiki zaman içerisindedir. Biz algılayarak ve yorumlayarak düşündükçe, her an yeni doğrular ve yanlışlar ile karşılaşıyoruz. Hayatın gerçeklerini fark ettikçe, yeni fikirlere ulaşabiliyoruz. Başkalarının taşıdığı doğrular ile gerçekleri ayırabilecek bir farkındalığımız olması gerekiyor. Bunun için şüphe ve merak arasındaki duygusal değişimin üstümüzde bıraktığı etkiye göre yönlendirilmeden, kendi yönetimimizi kendi gerçeklerimize göre dönüştürmek gerekiyor. Başkalarının etkisi altında kalmadan, her an hayatın dönüşümünü fark edebiliyor olmalıyız. Hayatın dönüşüm farkındalığı, doğruların ve yanlışların geçmişte kalmasıdır. Gerçekler an içerisindedir. Başka bir zamana, başka bir hayale, başka bir amaca yönlendirilmeden, hayatın gerçek zamanı içerisindeki kendi hayallerimizde ve amaçlarımızda kalmamız gerekiyor. Hedeflerimiz farkında olmadan değişebiliyor. Her şeyi fark edebiliyorken, nasıl oluyor da hedeflerimizin değiştiğini fark etmiyoruz? Her zaman gerçekleri göremiyoruz. Algıladıklarımız çok fazla olunca, algıda seçicilik yapma zorunluluğu doğuyor. Seçmek zorunda değiliz. Sınırlı seçeneklerde kalmak zorunda değiliz. Hayallerimizi engelleyen her şey bize bir tuzak gibi gelir. Yanlış bir yola girdiğimizi nasıl fark edebiliriz? Taşıdığımız tecrübelerin doğrultusunda, kendi bilgi kaynağımızı fark ettiğimiz kadar, kendi özümüzde kalabiliriz. Örnek olarak taşıdığımız akademik zekayı bir araç gibi görelim. Bizim zekâmız bir bisiklete binmek kadar bir tecrübe içerisinde iken, uçak kullanan bir pilotun zekâsı ile yarışa giremeyiz. Bir bisikletimiz var ama biz uçak ile yarışmaya çalışıyoruz. Hedeflerimiz bu yüzden farkında olmadan değişebiliyor. Biz kendi tecrübelerimiz ile kendi özümüzde kalmayı başarabilirsek, kendimizi yenileyebilen yaratıcı zekamızı ortaya çıkarmış oluruz. Hayat yolculuğumuz, tecrübelerimiz ve amaçlarımız arasındadır. Duygusal olarak insanı yöneten, arzuları ve tutkularıdır. Tutkularını bıraktığın zaman, yaratıcı zekana dönersin. Yaratıcı zekanın anahtarı, tecrübelerimizi hayal gücümüzde geliştirmektir.

Hayatı doğru yaşamak için, hayatı hızlı okumak gerek.

İnsanın doğuştan gelen duygusal zekâsı vardır. Ruhsal olarak mükemmel bir varlığı olan insan, 3 yaşına kadar etrafındaki ortama güvendiği zaman, bilinçli bir şekilde zekasını kullanmaya başlar. Görsel olarak tespit yaparak duygusal zekasını kullanır. Harfleri, sayıları ve sözleri tam olarak anlamadan, düşünce gücüne kavuşamaz. Düşünce gücüne kavuştuktan sonra, akademik zekâsı ortaya çıkar. Akademik zekanın gelişmesi, hafızanın güçlendirilmesine bağlıdır. İnsanın duygusal zekâsı her zaman kendine yeterlidir. Akademik zekâ ile, bilim, sanat, meslek, konuşma ve hesaplama yetenekleri oluşturur. Sonuçta akademik zekayı kullanırken de zaten var olan bir duygusal zekayı kullandığımız için, alışkanlıklar bir tecrübe olarak bilinç altına kaydedildikçe, yaratıcı zekâ ortaya çıkar. Yaratıcı zekâ, çözüm odaklı düşünce sistemidir. İnsanın hafızası ne kadar güçlü olursa, akademik zekasını o kadar çok geliştirebilir. Normal olarak duygusal zekasını geliştirmesi için, tecrübelerini hayal gücünde test ederek uygulamaya geçirmesi yeterlidir. Duygusal zekâ olmadan, insanın robottan fazla bir farkı kalmaz. Duygularını kullanmadan öğrendiklerini, sürekli tekrar yapması gerekir. Ezbere bir şekilde öğrenmiş olur. Sadece akademik zekasını kullananlar, bilgi üretimini çok iyi yapabilirler. Duygusal zekasını kullanmadan, ürettiği bilgiler tam olarak herkese hitap etmeyebilir. Ancak kendisi gibi bir akademik zekaya sahip olanlar ile çok iyi anlaşır. Duygusal zekasını kullanan herkes ile anlaşabilir. Özellikle akademik zekasını geliştirmiş ve özüne dönmüş bir insan, duygusal zekasını da beraberinde kullandığı için, herkes ile anlaşabilecek yaratıcı zekasını ortaya çıkarmış olur. İnsan, öğretim süreci içerisinde başlangıçta öğrendiklerini, hayatın içerisinde ne kadar uygularsa, yaratıcı zekasına o kadar hızlı kavuşur. İnsanın gelişme, olgunlaşma ve yaşlanma süreci vardır. Gelişme sürecinde başarılı olmasa bile, olgunlaşma sürecinde ağır gelen duyguların yönlendirmesi ile, kendi özündeki yaratıcı zekayı ortaya çıkarmayı başarır. Olgunlaşma sürecinde ortaya çıkan yenilikler, biraz daha etkili bir değişim yaşatır. Sonuç olarak herkes kendi özüne döner. Yaşadığı ortama göre biraz erken veya biraz geç olur.

Kendi tecrübelerimiz doğrultusunda, hayat yolculuğunda ilerlerken, sadece kendi yöntemlerimizde kalmak için, karşılaştığımız olayları ve sorunları, farklı yöntemlere sürüklenmeden değerlendirmek gerekir. Her şeyi anında çözebilecek bir zekaya ulaşabilmek için, her şeyi anında anlayabilecek bir tecrübe gerekir. Bu tecrübe sadece zaman ile hayatın öğrettiği bir tecrübedir. İnsanların birbirine satmaya çalıştığı hayat tecrübesidir. Herkesin bakış açısının farklı olabileceğini, bazılarının doğuştan uyanık olduklarını hesap edemezler. İnsan kendi özelliklerini geliştirirken, hangi alanda daha çok gelişim sağlar ise, o alanda mükemmel olur. Zekâ olarak gelişim sağlamak kadar, hayat tecrübesi de önemlidir. Hayat tecrübesi, yaşadığımız olaylar doğrultusunda, duygusal ve fiziksel olarak dengemizi sağladıkça ortaya çıkar. Hayat tecrübesi, kitaplar ile öğretilebilecek bir tecrübe değildir. Kitaplar algılamayı geliştiriyorsa, hayatın gerçekleri uygulamayı geliştirir. Algıladıklarımızı, yaratıcı zekayı kullanarak hayata aktardıkça, herkes ile doğru bir iletişim kuran fikirlerde bütünlük sağlamış oluruz. Hayatı doğru yaşamak için, hayatı hızlı okumak gerek.

Hakan Özüdoğru (NLP Uzmanı)

 

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Benzer yazılar

Yanıt verin.