Kendi Gerçekliğini Keşfet

Kaliteli ve nitelikli bir yaşam çizgisini yakalayabilmek adına, bireyin kendisine belirlemesi gereken hedefine ulaşabilmesi için, öncelikli olarak kendi iç dünyasını çevresine olan yansımasının gerçekçi olması gerekiyor. Eğer kişi kendi iç dünyasındaki doğruyu herhangi bir sebepten dolayı kendi çevresine yansıtamadan kendisini ifade ediyorsa, bilinmelidir ki sorumluluk duyduğu kişi ve kişilere karşı, doğru olmayan bir şeyi paylaşmış olacaktır. Yine bilinmelidir ki doğru olmayan bir şey, toplum dilinde yalan olarak telaki edilir ve yalanın kendisi de zaten bir tohum niteliğindedir. Tohum toprağa ekildiği zaman verimlilik oranına göre, bire kırka varıncaya kadar kendisinden verim verir. Buda yetmiyor, veriminin alındığı kırkın her biride birer tohum olduğu için, devamındaki her kırkında verimi yine bire kırktır ve bu kırklar eklenerek uzar gider. Devasa bir büyüklüğü oluşturan bu tohumlar, kişinin yaşam seyri içinde kendisinden üreterek yeşertip çoğalttığı olumsuz hırpalamaları yoğunlaştırarak çığ gibi büyüttüğü demektir.

Oysa kişinin içindeki sesiyle buluşması, çevresine karşı olan sorumluluğu ile oluşan gerçek kişiliği, kendi çevresine “Bilgi’yi yansıtmış olacaktır. Unutulmamalıdır ki “bilgi” daha başka bir tohumdur. Tam aksine bilgi tohumu bire yüz veren bir tohumdur. Devamında verdiği yüzün her biri birer tohum olduğuna göre, her yüz sayısının devamındaki tohumların verdiği yüz verisi sonsuzluğa giden büyük sayıyı oluşturacaktır. Yine bilinmelidir ki, bireyin bilgi kaynaklı çıkışıyla, hem de öyle bir çıkış olacak ki sana bilgelik, torunlarına da ilham veren bir gerçekliği ifade edecektir.

İnsan denilen varlığın, kendisiyle olan buluşması ve çevresiyle bütünlüğü sağlama eylemi, öz olarak onun ağzından çıkan kelamıdır. Kişi bilincinde olmalıdır ki onu var eden dört anasırdan birincili olan “Hava” o kelamın çıkışıyla ifadesini bulacaktır. Hava ağzımızdan çıkan kelamımızdır. Ama bizim çıkardığımız kelamımızın aynı zamanda yaşamın derinliklerinde bizim EMELİMİZinde olduğunu bilmeliyiz. Önemli olan biz bu emeli içimizde nasıl oluşturduğumuza bağlıdır ve onu dışa yansıtma şeklimiz de önem kazanmaktadır.

kendi gerçekliğini keşfet

Tanıklığını yaptığımız her olay ve olguyu irdelemek, onları algılayarak yoğunlaşmak, kişideki zekayı güçlendirecektir. Kişi tanık olduğu olay ve olguyu zekasıyla ayrıştıracaktır. Çünkü zekâ yaşamda kişinin bedeninde ve içinde yaşadığı evreni oluşturan yüzde yetmişini teşekkül eden dört anasırdan biri olan “Su”yu kişide belirginleştirendir. Hayatımızda ve evrende bütün tohumları yeşerten gerçek değer, o Su’yla beslenip güçlenecektir. Yalanı da bilgiyi de yeşerten bedenimizdeki ve evrenimizdeki Su’dur dediğimizde, dört anasırın bedenimizden tarif edilmesini sağlamış olacağız.

Tanıklığını yaptığımız ve sürdürdüğümüz hayatın bizde yarattığı en önemli öğelerden, hayatın tüm nimetlerini ve üzerinde yaşadığımız küredeki gördüğümüz tüm nebati ve bitki örtüsünü, ormanların tamamını o değerlerini diğer ansırı, Toprak’la ortaya koyacaktır. Bu anlamıyla kişideki YETENEK gerçek anlamda “Toprak”tır. O toprağa neyi ekersen onu biçersin. Eğer ekemezsen o toprağın üzerinde ayrık otları biter.

Tohumların düştüğü toprakta yeşermesi ve suyun yeşeren tüm tohumların meyve vermesini sağlayan en önemli değer, yani gerçek var eden Güneş’tir. O büyük patlamayı oluşturan ve hayatın kendisini doğrudan yaratan en önemli gerçeğin “Güneş” olduğu gerçeği ise, bedenimizde ve bizde yaratıcılığı oluşturup olgunlaştıran biricik EMEĞİMİZ bizim gün/eşimizdir. Her şeye hayat veren güneştir. Bizimde yarattığımız değerleri oluşturup olgunlaştıran en yüce değerimiz emektir.

Bütün bu değerleri yaşamın içinde tanıdığımız zaman, hayatın kendimiz olduğunu da anlamış olacağız. Her şeyin bende ve her şeyin benim içimde olduğu gerçeğini de anlamış çözeceğiz. Yaşamımızda karşımıza çıkan her şeyi kendimizin yarattığını ve onu deneyimlemek için de enkarne olduğumuzu anlamış olacağız. Bu da KADER dediğimiz çadırın içinde ve üzerinde oturduğumuz kilim gibidir. İpliğini evrenin değerlerinde alarak öreriz, hayat verir bize ve biz onun sadece dokuyucusu oluyoruz. Dokumaya çalıştığımız desen, bizim kendi gerçekliğimizi yansıtma halimizdir, onun renkleri en yüce evrensel Varoluştadır.

Yaşamı ve hayatı deneyimlerken bütün değerlerimizin verimini arttıran değer ise, elimizde olgunlaştırdığımız şansımızdır. Kelimenin tam anlamıyla, verimi en güzel almamız için buna doğal gübre deriz. Oysa bilmeliyiz ki bu gübre aslında boktan bir şeydir. Bilmeliyiz ki onun ne zaman nereye düşeceği pek belli olmaz. Üzerinde yaşamını sürdürdüğün kilime düşerse onu mahveder kirletir. Sen farkına varmadan bakmışsın ki kilimin deseni değişmiştir. Yani o gübre nereye düşerse göreceksiniz ki her şeyi bombok eder. Oysa elinizde oluşturduğunuz şansı, yani o gübreyi toprağa düşmesini sağlamasını başarırsanız o zaman tüm değerlerinizi besler ve bereketli, bolluk içinde bir ömrün içinde ilerleme başlarsınız… Rastgele…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir