İçinizdeki GÜVE’n

Kişinin güvensizliği ilk kendisiyle başlar. Kendi içsel güvenini elde etmiş insanlar için güven duygusu, sadece yoldaki bir basamaktan ibarettir.

İnsanlara güvenmek ve güvenmemek tamamen zihnin ve düşüncelerin yansımasıdır. Sürekli olarak insanlar tarafından haksızlığa uğratıldığını düşünen ve bakış açısını değiştirmeyen biri ile, insanlara güven duyulmaz diyerek kendisini kapatan biri arasında pek bir fark yoktur.

İşin özeti, güven her insanın aradığı ama bulamadığı fakat kaybettiği sandığı ve ilk olarak kendi içinde doğurduğu bir gerçekliktir. Önce ona doymalı, onun tadını içsel olarak deneyimlemeli ki ne yorgunluk ne de köpüklü dertleşmelere ihtiyaç duysun hayatın içinde. Güven duygusu hayatın başlangıcında ilk ağır travmasını yaşatır insana, meşhur atasözümüzdür “Bu dünyada babana bile güvenmeyeceksin.” Babana bile güvenemeyeceğin dünya da güvenecek kim kalıyor ki geriye. Her an bir başkasının güvensiz davranışı, saldırısı altında yaşam sürdürmeye çalışmak, çokça paranoyak bir durum değil midir? Fakat bu paranoya içinde bile insan sürekli olarak kendisini bu duygu ile yönetmeye çalışıyor. Güven; sevmek, korku, mutluluk, aşk ve hüzün gibi bir duygudur. Ortaya çıkış ve yok oluş anları vardır. Fakat her duygu gibi bu duygu da kendi illüzyonumuz içinde yarattığımız bir keşmekeşten başka bir şey değildir.

Hayal sınırlarını zorlayan, şizofrenik bir davranıştır aslında güvensizlik. Bir müddet sonra tüm insanların, hatta hayvanların bile güvenilmez olduğunu düşünmeye başlarsınız. Oysa sizin yarattığınız bu cehennemden ne diğer insanların ne de hayvanların haberi vardır. Kuşkucu yaklaşımlar ile nemden bile hastalık kapma riskini taşıyan güvensizlik halleri günün sonunda hem kendisini hem de güven sorunu yaşadığı kişileri bir girdabın içine çeker.

Güvensizlik duygusu insan bilincine hangi zaman diliminde eklenmiştir bu konuda bir bilgi sahibi değiliz. Fakat, cennetteki elmadan, yılanın cennete sızmasından, Adem ile Havva’nın hikayesinden, Tanrı’nın yasaklanmış olanın içine insanı koymasına ve ilk olarak tanrının insana güven duygusunu yitirmesi ve onu cezalandırması ile yer ettiği fikri kanımca çok geçerli bir kanıt olabilir. Yani ilk güvensizlik duygusunu Tanrı ile şeytan yaşamıştır, sonrasında da Tanrı ile Adem…

İçinizdeki GÜVE’n

Hayal kırıklığı da güvensizliğin yansıması olarak bu yaratılış hikayesinde ortaya çıkıyor. Yani hayal kırıklığı da güvensizlikte insanın yaratılış hikayesiyle başlıyor ve genlerine işlemiş halde süregeliyor. Böylesi bir duygu her ne kadar göz ardı edilse de tüm sohbetler diğer duygular üzerinde dönse de geriye dönüp baktığımızda yaşadığımız her duygunun kök kaynağında güven duygusu vardır. Korkunun kaynağı da güven, sevginin kaynağı da güven, aşkın kaynağı da güvenden geçiyor. Bir hayvandan korkuyorsun, çünkü ona güvenemiyorsun sana zarar verebilir. Birini seviyorsun çünkü onun sana zarar vermeyeceğini biliyorsun ve ona güveniyorsun. Aslında sevgini güven duygusu üzerine inşa ediyorsun. Aşk dediğimiz tam teslimiyet duygusunu da yine güvendiğin ve tamamen kendinden soyutlandığın bir oluş içinde açığa çıkartıyorsun. Tasavvufun içinde bile tam güven duygusunu hissettiği anda tam teslimiyeti buluyor insan. Üstelik bu teslimiyeti bir kula değil, en çok inandığı ve uğruna kendisinden vazgeçtiği tanrı kavramında görüyoruz.

Güven duygusu, çok basite indirgeyip görmezden geldiğimiz fakat tüm yaşantımızı kontrol altında tutan en temel duygudur, sevginin bile altyapısında bu duygu vardır. Tıpkı çocuğun en çok güven duyduğu insanı sevmesi ve en çok güven duyduğu alanda hareket etmesi ve ona tutunması gibi derinlerden gelen bir farkındalıktır bu duygu… Farkındalık içinde yol aldıkça da bu güven duygusu insanın kimliğindeki bir hâl oluyor.

İşin özeti, tüm insanlığın ortak sancısıdır güven. Ve insan; ilk kendi içinde, kendisine yönelik olarak kaybetmiştir bu duygusunu. Yedi milyar sancı, yedi milyar kayıp ve yedi milyar güvensizlik hikayesi bu yüzden vardır, tıpkı yedi milyar inancın ve yedi milyar sevgi tanımının olması gibi… Ezelden ebediyete kadar taşınacak olan güven duygusunda içsel özgürlüğe ulaşmak için, kendine olan güven duygusunu inşa etmek ve sevgiyle kendi varlığını yıkamak gerekiyor.

Özgürlük, güvenmeyi terk ettiğinde ve kendine olan güven duygunu bir sekoya ağacı büyüklüğüne getirdiğinde dünyanın derinliklerine kök saldığında gelecek.

 

#kendinegüven

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir