Antroposofik tıp nedir?

Antoposofik öğretilerden ve çalışmalardan alınan ilham üzerine bina edilmiş bir tıbbi düşünme ve pratik yoludur.

Bilimsel tıp dünyasında insan vücudunu anlamaya yönelik bütün çabalarımız indirgemecilik üzerine kuruludur. Her şeyi yeterince indirgediğimizde bir gün hayatın bütün sırları elde edip, her şeyi tedavi edebileceğimize inanmışızdır. İndirgemecilik felsefeden tıpa biyolojiden psikolojiye geniş çapta kullanılmaktadır. Psikolojik hastalık ve bozuklukların dahi beynin hücresel biyokimyasıyla nihayet bir açıklamaya kavuşacağını tartışıyoruz. Fakat son dönemlerde onun kısıtlayıcı ve yanıltıcı özellikleri oldukça göze çarpmakta ve artık yukarıdaki dallarda başka çıkış yolları aranmakta.

Antroposofik tıp nedirMesela psikolojideki indirgemecilik farklı yaklaşımları getirirken, ortaya çıkan tek yönlü anlamlandırma çalışması yetersiz kalmaktadır. Çünkü insanı anlamak tek yönlü bakış açısındansa daha derinlemesine ve kapsamlı bir çalışmanın ürünü olabilecek kadar kompleksli ve katmanlıdır. Ancak davranışsal akımın getirileri yanında ortaya çıkaran dar perspektifte duygular bilinemez kara kutu olarak değerlendirilen aklın işleyişi bilinçaltı vb alanlarla ele alınmamıştır. İnsanı incelemeyi ve anlamayı hedefleyen psikoloji bu dönemde davranış bilimi olmanın sınırlılığını yaşamış ve davranışı ortaya çıkaran daha derin nedenler ve mekanizmalar üzerine yeterli iç görüyü kazanamamıştır. Bu konuda en kısa ama kapsayıcı olarak seçtiğim kaynaktan daha geniş bilgi alabilirsiniz: ‘Psikolojide İndirgemecilik’ (Gizem Arıkan, Türk Psikoloji Bülteni, 2006, 2 sayı 38 s.18)

Bilhassa insan ve hastalıklarına ait böyle bir görüş bazı sahalarda iyi sonuçlar vermişse de günden güne açıklığa kavuşan odur ki böylesi bir yaklaşımın kimi yetersizlikleri de ortadadır. Embriyonun gelişimi henüz anlaşılmış değildir ve kontrol güçleri ya da genetik materyalin hafıza bantlarını gözlemlediğimizde her şeyi açıklamada yetersiz kalmaktadır. Vücudumuz genel biçimiyle aynı kalsa da onu oluşturan cevher yaşamımızın her anında değişime uğramaktadır. Her yedi yılda bir vücudumuz tamamen yenilenmektedir. Başka bir deyişle fiziksel çatımızı oluşturan atomların hepsi yedi yıllık periyotlarla başka atomlarla yer değiştirmektedir. Bu ise yaşayan organizmaların (bunlar içinde en karmaşıklarından biriyiz) zaman ve uzaya yayılan bir karmaşıklıkları olduğu anlamına gelir. Bunun nasıl idare edildiğine dair gerçek bir fikrimiz yoktur ve biyokimyanın da yaraya merhem olacağı yoktur. Antroposofik tıp bunları göz önünde bulunduran ve insanı tek bedenden ibaret olmayıp, esiri, astral ve ‘öz benlik’ kavramını da kapsayarak teşhis terapi ve tedavi eden bir tıptır.

Antroposofik tıbbın ortaya çıkması Rudolf Stainer‘e bağlıdır.

R.Stainer (1861-1925 Avusturya) çok genç yaşta olağanüstü algılama yeteneklerine sahip olduğunun farkına vardı. Bu güçler kendisinin değişik çalışma sahalarına yönelmesine ve bu alanlardaki uzmanlarca da onaylanan başarılar kazanmasına yardımcı oldular.

Birçok kişi Stainer’i mistik olarak kabul etse de o kendisini daima metafizik yönleri de olan spiritüel bilim insanı olarak gördü. Stainer Viyana Üniversitesinde okuduğu zamanlarda felsefeyle ilgilenmeye başladı ve bu konuda derslere iştirak etti. Aynı zamanda klasikleri de araştırmaya başladı ve edebiyat hem de sanata özel ilgi duydu. Bilim ve sanatın birleşimi kendisini Goethe’ye yönlendirdi ve henüz 23 yaşındayken bu dehanın eserlerini yayına hazırlaması istendi. Bu süre zarfında daha sonraları Antroposofi adını vereceği şeyin temellerini kurmaya başladı. Rostock üniversitesinden felsefe doktoru unvanını alarak mezun oldu ve Goethe’nin eserleri üzerine önde gelen otoritelerden biri olarak tanındı.

Rudolf Steiner

1897 yılında kendisini Berlin’de profesyonel bir edebiyat editörü olarak görüyoruz. Bu zamana kadar konferanslarında ve yazılarında metafizik varlıkların ve dünyaların algılanmasına dair doğrudan bir şey söylemeyen örtülü bir dil kullanmıştır. Ondan sonra daha açık olarak konuşma ihtiyacı duydu. Bunun sebebi hem kişisel gereksinmelere ve 19 yy. bilimini giderek insanları maddesel varlıklar ve mekanik süreçlerle sınırlama eğilimine cevap vermek isteğine dayanıyordu. O spiritüel dünyayı algılamanın her kes için mümkün olduğuna inanıyordu.

Rudolf Steiner’in yaşamının son yıllarında, birçok farklı meslek mensupları insanlar, içinde bulundukları çalışma alanlarına yeni bir ışık tutması ve pratik tavsiyelerde bulunma talebiyle ona yaklaştı. Bunlar arasında, yaygın tıbbi bakış açısına göre daha derin bir insan anlayışına dayalı bir terapi yöntemi bulmak isteyen doktorlar vardı. Steiner, yardımını isteyen herkese gösterdiği aynı şevk ve cömertlik ile onların isteğini kabul etti.

Stainer eğer insan bilimini sadece fiziki duyumlarla algılanabilenlerle sınırlarsak, insana, yaşamına ve hastalıklarına ait bütün bir boyutu gözden kaçıracağımızı iddia etmekteydi. Dr.D.W.Smithers de (Londra Üniv. Radyoterapi profesörü) tıbbın daha basite indirgeyici kalıplarının oldukça kısıtlayıcı olduklarına kanısına kanser hastaları üzerine çalışırken vardı. Bu, bilardo oyunu kurallarını bilardo toplarının özelliklerinden faydalanarak bulmaya benzediğini ileri sürüyor o. Stainer yapıcı süreçlerin vücudun değişik bölgelerinde sağlıkta veya hastalıkta nasıl çalıştıklarını açıkladı. İnsanın sadece daha çok gelişmiş hayvan veya bitki olmadığı fakat başka bir boyutunun da mevcut olduğu fikri üzerine ısrarla durdu. Stainer insanın iç yaşantısının, öz benliğinin onu bütün diğer yaşayan varlıklardan ayırdığını fark etti. O insanın dört düzlemde var olduğunu ve görünmeyen fakat muhakkak işlevsel olan ‘beden’lerinin de olduğunu tarif etti. İnsanın fiziksel vücudu (ilk derinlik), yaşayan ve yaratıcı güç dolu diğer vücudu (esiri vücut), duygu ve yönelimlerden oluşan bir iç hayatı (astral vücut) ve sonuncu olarak kendisinin bir ben olarak farkında olduğu bilinci vardır.

Bu dört form birbirleriyle ilişki içindedir ve hiçbiri bir diğerinin kanunlarıyla yönetilmemektedir.

Antroposofik doktor yukarıda bahsedilen nedenlerden dolayı hastalıkları birçoğumuzdan farklı bir şekilde değerlendirmektedir. Ona göre hastalık sadece belirtiler ve bulgular toplamı değil, fakat insan vücudunun dört katının tümünün birden düzensiz çalışmasıdır. Bu tür yaklaşım antorposofik doktora hastanın hayali bir resmini oluşturmasına imkân vermekte. Aslında bu düşündüğümüzden çok daha fazla hastalığın zihinsel kaynaklı olduğunu fark eden mevcut tıbbı düşünce ile hayli uyumlu yaklaşımdır.

Böylesine geniş ve ruhsal yaklaşımlar oldukça başarılı bir teşhis ve tedavi sağlamakta. Stainer terapi açısından homeopatiye çok önem verdi. Bitkiler ona göre yalnızca mineralleri toplamakla kalmaz fakat aynı zamanda kozmostan da onları saran diğer kuvvetleri toplarlar. Yüksek doz ilaçların zararlı olduklarını vurgularken şöyle yazdı: ’Vücuda alındıkları zaman eğer vücudu allopatik (vücuttaki bir reaksiyonu başka bir reaksiyon oluşturarak tedavi etme) dozlarda mevcut olan güçlerle yüklenmişse rahatsızlıklara ve aşırı yüklenmelere yol açarlar’.

Stainer insanı bir biriyle ilişkili üç dinamik bölümünden oluşmuş olarak görüyordu. Düşünen kısımlar (beyin sinirler ve duyu organları) bilinci ve düşünmeyi kontrol etmektedir. İkinci bölüm göğüste olup (kalp akciğer ve büyük kan damarları) bütün vücuda uyanıklık yayar. Birinci ve üçüncü sistemleri dengeleyerek bir biriyle çatışmalarını önler. Üçüncü sistem ise metabolizma üreme ve hareketle ilgilidir. Enerji dönüşümünü sağlar ve yaşamın fizyolojik temelini oluşturur. O duygusal yaşamın çok önemli olduğuna savunduğu için herhangi fiziksel tedavinin zihni bir tedaviyle desteklenmesi gerektiğini ileri sürüyordu. Bu amaçla sağlık için elzem olan zihin ve vücut arasındaki uyumlu dengeyi geliştirecek fiziksel ve artistik terapiler geliştirdi. Mesela Öritmiya (Euritmy) bir hareket sanatıdır ve konuşma ve müzikte doğal olarak bulunan jestleri ‘abartılmış’ tarzda ortaya koyar. Bu R.Stainer’e ait orijinal bir fikirdir. Bir taraftan sanat, başka taraftan terapi olarak gelişmiştir. Alexsander tekniğine benzer sonuçlar elde edebilmeyi sağlar (bknz.Alternatif Tıp el kitabı Andrew Stanway s.59)

Standart tıptan bir başka farklı yönleri şunlardır: hastalık ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırılması gereken bir şeytan değildir. Eğer yapıcı çalışılırsa yaşamda yeni olanaklara bir geçit olarak kullanılabilir. Kendimizi zihnen ve fiziksel olarak nasıl istismar ettiğimizi görebilir yaşam şeklimizi değiştirmemiz için bir neden olabilir mesela. Birçok hastalığın kökeninde ruhi hayattaki bir dengesizlik yattığından bir hastalık o dengesizliği yenmeden kendi başına bir yol olabilir. Hastalığın arkasından ne olduğunu anlamak ve bundan faydalanıp hastaya yardım etmek doktorun görevidir. Hastalığı iyileştirebilmek için tüm çabalar boşa giderse ve ölürse bu bütün gayretlerin boşa gittiğini göstermez. Antroposofiye göre insanın dünyadaki yaşamı sadece bir kere bedene gelmekle sınırlı değildir. Nasıl fizyolojik problemler bir hastalık şeklinde tüm hayat boyunca devam edebiliyorsa aynen bir hayat süresince baş edilememiş ruhsal problemler de gelecek yaşamda zayıflık fiziksel gelişim eksiklikleri ve hastalıklar olarak ortaya çıkar. Bu tür handikaplar böylece kişiye asli dengesizliğini yenmek veya gelecek yaşamı için özel bir dayanıklılık geliştirebilmek imkanını Antroposofik doktora göre verir.

Bu düşünce tarzı Antroposofik doktorların anormal durumlara daha olumlu yaklaşmalarını sağlamış ve uluslararası üne sahip çok başarılı özel bakıma muhtaç çocuk cemiyetlerinin kurulmasına yol açmıştır. Günümüzde Avrupa kıtasında bu özel bakımdan binlerce çocuk faydalanmaktadır.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir