Hırsız

Hırsız en çok kendinden çalar; ötekinin hakkından alan, hep kendinden eksiltir. Misâl kalp hırsızı sevebilme gücünü, akıl hırsızı düşünebilme yetisini, yemek hırsızı elinin lezzetini, mal hırsızı iç huzurunu, gönül hırsızı kendini – kendinden çalar. Kendinden ve gönüllü veren; el veren, güç veren, nefes veren ise evvela kendisine verir.

Hırsız

Her şeyin döngüsel işlediği bu zamanda ve her ekilenin muhakkak biçildiği bu düzende, aslında her hırsız, senden çalıyor göründüğü her ne ise onu, kendi cebinden çıkarıp seninkine doldurmaktadır. Hırsız, senden çaldığıyla kendisine borçlanan ve senin kendine olan borcunun tahsilatını yapan kişiye denir. Nihayetinde her hırsız, hırsızın kaçınılmaz kaderini yaşar; kendisinden çalınmış bir hayat.

Aslında belki de bana rakip ya da düşman olan bir öteki var ve ondan çok ve daha önce sahip olunası bir şey var diye hırsızlık da var. Oysa sahip olunası bir şey de yok ve daha da önemlisi, eksik ya da fazla bir şey de… Eksiğimle de hep tamamım ve eğer varsa fazlalığım dolayısıyla eksilmekteyim.

Peki ama ya ihtiyaçlarım?

İhtiyaçlarımın giderilmesi, hiçbir zaman benim işim ya da meselem olmadı. İhtiyaçlarımın karşılanması, beni buraya yollayanın ve bu Dünyaya koyanın işi… Hiç kuşlar, rızklarının verilmeyeceği endişesiyle ve korkarak yaşarlar mı? Ama işte hırsız, korkarak ve açgözlülükle yaşayan kişiye denir.

“E iyi de cahilin, gafilin, hırsızın hiç mi suçu yok?”

İnsanın hayrına olmayan, sınırlarını zorlayarak olgunlaşmasına hizmet etmeyen ve baş edemeyeceği hiçbir mesele – insanı bulmaz. Ayrıca hiç kimse, biz onu bir şekilde çağırmadan kapımıza gelmez.

Elbette kutsal ile bağlantısını yitirmemiş hiçbir kalp; zulmü, hırsızlığı, açgözlülüğü ve yalancılığı hoş görmez. Öte yandan ancak zalime, katile, hırsıza, düzenbaza da şefkat gösterebilenler hakikaten adil olabilirler. Zalimin, katilin, hırsızın, düzenbazın ‘kendisine’ ne yaptığını ve kendisi için ne acı bir kader yazdığını kalbimizle bilebilseydik onun için sadece şefkat duyabilirdik. (Bu elbette mazlum, maktul, mağdur ve saf olan için şefkat duyulmayacağı anlamına gelmez – o ayrı.) Şefkat, hırsızın, kendisi için yarattığı acıya dairdir; yoksa kimse özünde senden benden bir şey çalıyor değil.

Örneğin bir kalbe; stratejiler kurarak, planlar yaparak, bazı ezber edilmiş becerileri hayata geçirerek ya da teknik yollar deneyerek girmeye çalışan kişi, kalp hırsızıdır. Bu şekilde; bir kalp çalınmakla kalmaz, kırılır da… O kırılan kalp, bazen bir başkasının kalbi gibi görünse de esasen nihayetinde hep hırsızın kendi kalbidir. Çünkü kalp çalan hırsız, bir kalbin gerçek kıymetini bilmediği için bunu yapar. O, çaldığının dışıyla, pazarda hemen satıp elde edebileceği kısa günün kârıyla ilgilidir. Ve bir kalbin pazardaki ederi, kıymet bilen bir eldeki değeri ile asla mukayese edilemez. İşin gözden kaçan kısmı şudur ki, hırsız kendi kırılmaya yazgılı kalbinin değerini de henüz bilmiyordur. Kalbi çalınan mağdur mu? O ta en başından, kendi kalbinin değerini bilmediği için onu hırsızın ellerine gönüllü bırakandır. Kendi elindeki hazinenin değerini bilmeyen kişi, onu kolayca kıymet bilmeyenlere emanet eder. Sorarım size, kendisini aldatmayanı gerçekte kim aldatabilir?

Bir hırsız, şairden çalsa çalsa kelimeler çalar. Ama asla şiir çalamaz ve hırsız; çalmakla, ‘kendi’ şiirinden olur. Zira kelimeler aynı da olsa şiir, her dilde farklı ‘dile’ gelir. Hırsız, kelimeleri açabildiğinde şair olur ve şairliğine kavuşan, açılamaz kelimeler yazar kendi dilince.

Düşman, zalim, hırsız, açgözlü vs. birileri var ve hep oldu. Ama insan gözünü gereksizce ve fazlaca ötekilere dikiyor. İnsan kendi içindeki düşman, zalim, hırsız, açgözlü ve yalancı ile ilgilenmeyi pek akıl etmiyor. Misâl ben, bende olan hazineyi, kapasiteyi, zekayı, enerjiyi kendime saklıyor, üzerine kilit vuruyorsam – ben, benden kendi hediyemi çalıyorum demektir. Misâl ben eyleme bir haz beklentisi iliştirdiğimde, kendi hayatımın lezzetinden çalıyorum demektir. Misâl ben eyleme bir mecburiyet fikri iliştirdiğimde, kendi özgürlüğümden çalmaktayımdır. Kavrama anı bile yaşamın kendisinden çalınmış bir andır. Söze dökme anı ise çalınanı bir daha çalmak… E, kabul ediyorum; bizim de bu kadar hırsızlığımız var, kendi hakkımızdan.

Açılmamış kelime, yürek, akıl, dil, zekâ – açılmadan kutusunda kalmış hiçbir hediye, hediye değildir. Sözün özü; özüyle ve özünün hediyeleriyle henüz buluşamayan insana, hırsız denir. O halde kendinden çalmayı bırak da hediyelerini aç.

Nasıl mı?

Hiç kimse ışık yakarak karanlıkta kalmaz. Hiç kimse üzgün bir çocuğu sevindirerek sevincinden yitirmez. Hiç kimse mutluluk saçarak mutluluğundan olmaz. Hiç kimse bir açı doyurarak zenginliğini kaybetmez. Hiç kimse bir adaletsizliği gidererek adaletinden yitirmez. Hiç kimse severek sevilebilirliğinden olmaz. Hiç kimse kafası karışmış birinin karmaşasını dindirerek huzurundan olmaz. Hiç kimse güzelleştirerek çirkinleşmez.

Kalbini açan kucaklanır – bir zamanlar kalp hırsızlığı yapmış dahi olsa…

DUPDURU BİR İNSAN OL

Ona, buna, olana, olmayana,
Hırsıza, hayırsıza dövünüp durma.
Gün döner, gece döner;
Nasılsa herkes ektiğini biçer.

Varsa bir şikâyetin
Dünyadan, insandan yana
Merhametli ol, cömert ol
Ağırbaşlı ol, dürüst ol
Olabiliyorsan biraz daha fazlası
Dupduru bir insan ol

Hakikatli bir insan, kendine yeter.

Yazar Hakkında

Yok böyle biri !!

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir