Gerçeğe Davet 1. Bölüm – Sen yolcu değil, seyircisin

Hayatını değiştirecek öğreti artık sana çok daha yakın…
Sen kendine hazır mısın?

 

Sevgili İNSAN kardeşim,

sürekli bir şeyler İSTEMEK,
mutlu, huzurlu, sağlıklı, şanslı, güzel HİSSETMEK,
aşk, güç, başarı, para, adalet, şöhret, takdir ARAMAK,
iyi, yeterli, farklı, ayrıcalıklı, haklı, gururlu ve özel OLMAK,

zorunda mısın ?…

Tüm bunlarla meşgulken, çok önemli bazı konuları ihmal ediyor olabilir misin?

Sen, yaşadığın hayatın ANLAMını ve kendinin de özünde KİM ya da NE olduğunu biliyor musun?
VARLIK sebebini, Kainatın, Dünya’nın, YAŞAMın, diğer insanların, İNSAN olmanın ve en önemlisi, FARKINDA olmanın anlamını,

Biliyor musun?

Hayata bu kadar kaptırdığına göre, muhtemelen onu kendinden büyük zannediyorsun?

Sence;

Yaşam mı daha büyük yoksa Sen mi?
Kainat mı daha geniş yoksa beynin mi?
Rüyaların mı daha gerçek yoksa hayatın mı?
Deneyim mi yoksa sadece deneyimleyen mi gerçek?
Ölünce, benliğine ve varlığına ne olacak?

Biliyor musun?

 

İnanmak, seni her yere ulaştırabilir, ama gerçeğe asla

 

Bildiğini, bilmediğini ya da bilemeyeceğini düşünüyor, merak ediyor, arıyor, cevapları bulmak için çaba harcıyor, yazılanlara ve duyduklarına inanıyor ya da inanmıyorsun.

Belki de bunların hiçbiri umurunda değil…

Varlığımın özü ve insan olmakla ilgili herkesin konuştukları kabulüm, başka bir Şey bilmeme, kurcalamama gerek yok, hem ne olur ne olmaz, ya anlatılanlar gerçekse diyor, ÖLÜMün kendisi ve/veya sonrasının bilinmezliğinin yarattığı korkunun arkasında saklanıyor olabilirsin?

BİLMEMENE rağmen BİLİYOR gibi hissetmene ve davranmana yol açan mucizevi gerçeklikteki bir illüzyonun etkisinde, bildiğini sandıklarının, inandıklarının, ritüellerin, törelerin, kadim geleneklerin, alışkanlıkların, fikirlerin, ideolojilerin, başkalarının düşüncelerinin, kendi düşüncelerinin ve duygularının evreninde yaşıyor da olabilirsin?

Her şeyi inkar ederek kendi teorilerine gömülmüş sentezler yapıyor ya da bir gün geleceğine emin olarak vahi bekler durumda da olabilirsin?

Aslında dikkatle düşünürsen;
yaşadığın, var olduğun ve UZAY denilen bir boşlukta, DÜNYA adındaki bir gezegende, coğrafyalara ve ülkelere dağılmış durumda yaşayan yaklaşık 8 milyar insandan biri olduğun dışında, varlığının özü, öncesi, sonrası, KAİNAT, YAŞAM, VAROLUŞ ve ölüm ile ilgili bilmediklerinin, hayatım dediğin bu benzersiz macerada, ilgilenmen gereken en önemli soru seti olduğunu çok net görebilirsin.

Bu soruların cevaplarını aramak için çaba harcamak Senin varlığına olan en büyük borcundur.

Cevapları bilip bilmediğini ve varlığının mucizesinin bu soruların arkasında saklı olduğunu unutmadan yaşamak da hayatım dediğin bu maceraya gösterebileceğin en büyük saygıdır.

Evet, bazı cevapları bildiğini zannediyor olabilirsin.

Haklısın, bunca yıldır yaşıyor, iletişim kuruyor, okuyor, öğreniyor, dinliyor ve seyrediyorsun.

En önemlisi de DENEYİMLİYORSUN.

Tabi ki de yaşama, tarihe, biyolojiye, fiziğe, kimyaya, fizyolojiye, matematiğe, coğrafyaya, sosyolojiye, psikolojiye, astronomiye, astrolojiye, dinlere, törelere, geleneklere, görgüye, ahlaka, adalete… ve daha burada sayıp başını ağrıtmak istemeyeceğim birçok kolektif insanlık birikimine dair oldukça fazla Şey biliyor olabilirsin.

Peki bu bildiklerin gerçek mi?

Kainat ve Senin varlığın için geçerli mi?

Emin misin?

Bildiğini düşündüklerin, maneviyatının sonsuzluğunda, inandıklarının uzayan gölgeleri olmasın sakın?

Sence yaşadığın hayat, daha çok bilme yolculuğuna mı yoksa inanma yolculuğuna mı benziyor?

Bundan emim olabilme ihtimalin o kadar düşük ki…

Bu aslında çok sağlıklı bir durum.

İnsanın tabiatı ve görevi bu. İnsanlık bugünlere inanarak geldi.

İnancın gücü ile, imkansızları normale dönüştürerek adım adım bugünkü medeniyet ve uygarlık seviyesine ulaştı.

İnanmanın gücü olmadan bu mümkün olamazdı.

İnanmak, bir İNSAN olarak Senin ve İNSANLIK olarak da bizim en büyük gücümüz aslında.

Bu, Seni bütün hedeflerine ve tüm deneyimlere ulaştıracak olan en temel gücün.

İşin en ilginç tarafı, hedeflerin iyi ya da kötü olması da hiç fark etmiyor.

İnsanlık, inanarak, tüm insanlığın yararına olan çok büyük hedeflere ulaştı, ama ne yazık ki sadece bazı kitlelere hizmet ederken tüm insanlığa zarar veren, çok yıkıcı hedeflere de…

Kitleler birbirlerine hep inançlarıyla, geçmişte olduğuna ya da gelecekte, hatta öldükten sonra olacağına inandıkları olgularla kenetlenmişlerdi.

Sevgiden bile büyük bir güç ile…

İnananlar, inanmayanlar ve başka Şeylere inananlar arasındaki sınırsız bir çekim ve itim gücü.

Bu gücün patronları da EGO ve kolektif EGO’lar.

Benliğin, varlığının üzerine çıkmasını sağlayan, dublörünü kendin zannederken, dublörün de kendini başrolde sandığı müthiş bir film!

Başrol: EGO
Yönetmen: Bilinçaltı.
Senarist: Kolektif Bilinçaltı.
Yardımcı oyuncular: İnanç, Maneviyat, Irk, Milliyet, Onur, Gurur, Namus, Erdem, Hak, Hukuk, Adalet, Para, Cinsellik, Öfke, Şiddet, Zorbalık…
Figüranlar: Sevgi, Şefkat, Vicdan, Merhamet, Farkındalık ve Bilinç.
Dekor: Uzay ve Zaman
Yapımcı: Sen

İçindeki tüm iyilik ve kötülükle, tüm güzellik ve çirkinlikle, tam da isteyerek var ettiğin bir durum.

Sonsuz ve sınırsız varlığını kandırabilmenin, kendine kendinden sonsuz kez bakabilmenin tek ve mucizevi yolu.

Senin gerçek hikayen, sonsuz gözlüklerinden, tekrar tekrar varlığının sonsuzluğunu seyreden, yalnızlığın hikayesi aslında.

Buluşabilirsek, hatırlayacaksın…

 

İnanmak, seni her yere ulaştırabilir, ama gerçeğe asla

 

İnanmak ve Bilmek arasındaki farkı anlaman sandığından çok daha önemli.

Kendinle ilgili olarak anlaman gereken en önemli konu da tam olarak burada saklı,

 İnanmak, Seni her yere ulaştırabilir, ama gerçeğe asla…

İNANÇ, GERÇEĞİN içinde ortaya çıkan ve onu asla kapsayamayacak geçici bir konsantrasyondur.

Sonludur. Gerçeği bulunca yok olur.

Yani Senin zihninde inanç varken gerçek, gerçek varken de inanç var olamaz.

Gerçek de asla zihnine sığamayacağı için, insanın inandıklarını gerçek zannetmesi çok normal bir durumdur.

Tasarım böyle…

Bilmediklerini kendinden saklayarak, biliyormuş gibi yaşaman ve davranmandır aslında inanmak.

Kümülatif ve zamana yayılmış haliyle, kendin için yarattığın müthiş gerçekçi bir illüzyondur.

Bunun farkında olmayan insanlar için çok konforlu bir kandırmacadır.

O yüzdendir ki, inandıklarımızın sorgulanmasını duymak istemez, rahatsız olabilir veya kaçabiliriz.

Aynı şekilde, inandıklarımızın dışında fark ettiğimiz gerçekleri de pek anlamak istemez, hatta farkında olmadan anlamaktan korkarız.

Çünkü hepsi benliğimizi oluşturan yapı taşlarıdır ve hiçbirimiz temelimizin sallanmasını istemeyiz.

Dünyevi olarak özetlemek gerekirse;

benliğinden ve mevcut illüzyonik gerçekliğinden vazgeçmeden, yani bedeninin, zihninin, hafızanın, düşüncelerinin, duygularının, duyularının ve hislerinin sana söyleyebilecekleri ile, gerçeğe asla ulaşamazsın.

Bu yüzden buluşmalıyız…

İstisnasız her insan için isteyeceğim gibi, gerçeği Senin de bilmeni istiyorum.

Uyanmanı ve bir daha uyumamanı istiyorum.

Bir insanın diğer bir insan için isteyebileceği en yüce dilektir bu.

Gerçeği bilmek, varlığının Dünya’da yaşayabileceği tüm deneyimlerden kıymetlidir.

Bilebileceğin tüm bilgilerden daha büyük bir bilgidir.

Buluşabilirsek, hatırlayacaksın.

EGOSKOPa hoş geldin…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir