Tekrar bağlantı – Keşif çağından ustalık çağına

‘Bugün, bilim ve teknolojideki yeni buluşlar sevdiğimiz ve gözettiğimiz her şeyi koruma ya da yok etme gücünü parmaklarımızın ucuna bağlamıştır. Kaydedilmiş tarihte ilk kez, tüm türümüzün hayatta kalması tek bir kuşağın seçimlerine bağlıdır. Belki de, tam olarak böyle bir gücün varlığı bizleri, gördüğümüz her şeyin bir parçası olduğumuzu ve bundan çok daha yüce bir şeyin varlığını fark etmeye zorlamaktadır’. (Gregg Barden, Tanrı’nın Şifresi)

Tekrar bağlantı - Keşif çağından ustalık çağına

Yaşam enerjisi bilinç olarak kendini sürekli hızlı dizilimleriyle geliştirirken, biz insan yanımızla ona ne kadar eşlik edebiliyoruz? Bizlerin de sıkı sıkıya bağlanmayı öğrenebileceği ve sadece kendi sağlığımızı değil, aynı zamanda gezegenin tamamını da şifalandıracak daha büyük bir gerçeklik var mıdır?

Enerji ve enerjinin taşıdığı bilgi-duygu, sağlık ve şifada önemli bir rol oynamakta mıdır? Evet. Göz göre göre görmezden geldiğimiz O gücü nereye ve nasıl yönlendirmeliyiz?

İlginç olan, tahayyül yürüttüğümüzde sezgisel-bilişsel olarak anladığımız şeyler, sorular sorduğumuzda bize çözülmesi zor gibi hal alıyor. Ne demiş bir atasözünde: ‘Orman ağaçlar tarafından saklanmıştı’.  Bilmenin sorular sormadan da oluşturabileceğimiz bir başka hali var mı acaba. ‘Bilmenin’ var ama ‘anlamanın’ yok sanki…

Zihinlerimiz bu Güç’e bağlanabilir mi (diyalog kura bilir miyiz mesela)? Eğer Sen hazırsan, O gelir ve elini tutar. O zaman sen değil, ben oluyorsunuz birlikte ve sen kendini o sanıyorsun.

Bin türlü şekilde bin türlü adla var olmakta.  Ama belli kıstası aşamadığınızda dalga sizin üstünüzde kalır. Sabır adında atası, merhamet ve şefkat adında anası ve muazzam kaynağı da var. Alan’ın Kuralı: başkasına eğilip saygı, şefkat göstermen (bazen de kendine şefkat bile olabilir) o kaynağı kendine- içine akıtman (yönlendirmen) oluyor ve hatta olağandışı aktivasyon oluşturabilir… Fakat ‘kendime yönlendireceğim’ amacıyla, samimiyetsiz şekilde yaptığında kendi içinden geçen o ‘his’ (gerçekten şefkat için değil de, yüreksiz bir şekilde yapmaktayım hissi) Ruhu incitir… İncinmiş ruhu duyan alan duvarı sana aynı ‘nahoş’ enerjiyi ters (geri) teper.

Bunları çok farkındalıkla yaşamaya başlayanlarımız bir bilimsel ve ya inançsal dayanaklar aramaya başlarız. Keza çok açıklama var da, hepsinde insandan gizli kalan şeyler de var. Aslında içimizde bir usta çoktan bize bunları bir şekilde anlatmaya başlamıştır.

İnsan bilinci sahasında yeni açılımları zuhur eden ve devrim yaratan ‘string field’ teorisini bulanlardan biri olan ve Dr. Michio Kaku’dur. “İnsan tarihinin büyük bölümünde, Doğanın güzelim dansına sadece seyirci olarak bakabildik.” Öte yandan 20. yüzyılın yakın zamanlarını takiben, doğa ile olan ilişkimiz yeni bir anlam kazanmıştır. Dr. Kaku bu değişimi anlatarak devam eder, “Bilimdeki Keşif Çağı Ustalık Çağı’nın başlangıcına yaklaşıyor… Bugün, bir çağ yaratma değişiminin zirvesinde bulunuyoruz, Doğa’ya karşı pasif seyirciler olmaktan Doğanın aktif koreografları olma yolundayız.”

Geçen asırda soru şuydu: Gücü kontrol etmeyi öğrenerek kendimize ve başkalarına şifa verebilir miyiz?

Şimdiki soru: Bu arada, insan mı o’nun kontrolüne geçiyor? Ve bunun ne kadar farkında?

Bana öyle geliyor ki aslen her yerde aynı ‘içten-dışa’ enerjisel kaynaklanma ve ‘dıştan-içe’ etkileşim olayı oluyor ama her kes ve ya her topluluk kendince revize etmekte (çoğu da geleneksel-dinleşmiş-ülküleştirilmiş şekilde). Ve ortaya konulan bir yığın konstrüksiyon anlamlandırma deposu- Merkez Banka (bilgi-enerji-kudret) çoktan oluşmuştur. Sadece insan ondan nasıl kullanabilir konusunun işlemi (işlevselleştirilmesi) lazım – Homo Sapiens bilincinin yaklaşık 80 bin yıllık oluşum-gelişim (veya potansiyelin Dünyaya göre yeniden hatırlanması), dinleşme ve ya kurallaşmaya başlamasının da 27000 yıllık bir tarihlenmesi var). Kimi düşünürler Homo Deus ırkının ortaya çıkacağını öngörürken, ben de keşke o ırk HOMO NOUS – ruh insanı olsaydı diyorum… Bununla birlikte asla maddeyi, bedeni küçümsemek gibi olmamasını da dilerdim. Morfogenetik alan diye bir teorimiz daha var ya (ve ya ona benzer bir sürü daha), ne diyordu: şekli oluşturan bile titreşimdir. Titreşe titreşe bulmuş orada öyle bir şekil. Şeklini değiştiremez belki bir süre, titreşmekten de durduramaz kendini.

‘Son yüzyıl içinde, aslında, yaradılıştan maddenin, başlangıç, yaşam ve ölümün değişmeyen sırlarını talılıkla elde ettik. Yeni edindiğimiz anlayış geçmişte bilinmeyen yeni bir yetenek elde etmemize neden oldu. Emrimizdeki doğa güçleri ile birlikte kendimizi, genetik kodlarımızı yeniden tasarımlama, havanın seyrini özelleştirme ve yeni yaşam formları yaratma – tarihte Tanrı’ya ve doğaya bırakılmış güçler – yeteneğine sahip olur bulduk. Aynı zamanda, artık geleceğimiz yeni bulduğumuz bu yetenekleri bilge bir şekilde kullanmamıza dayalıdır.’ (Gregg Barden, Tanrı’nın Şifresi)

Bu bilinmeyen yeni yeteneklerin şifa anlamına gelirsek:

Dr.Gary E.R. Schwartz, Tekrar Bağlantı kavramıyla ilk Harvard Üniversitesi’nde mezuniyet sonrası doktora yaptığı dönemde tanışmıştı. Son yüzyılın en bütünleyici doktor bilim adamlarından birinin yönettiği, şifa ve öz düzenleme konusunda yeni ufuklar açan bir araştırmaya katılmıştı.

1970 lerin ortasından 80’li yılların sonlarına kadar Yale Üniversitesinde psikiyatri ve psikoloji dersleri verirken, bu evrensel bağlantı prensibinin sadece zihin beden bütünlüğü ve şifa için değil, aynı zamanda, doğanın tüm seviyelerindeki bütünlük ve şifa için de geçerli olduğunu gösteren makaleler yayınlamış (Schwart 1977;1984). Meslektaşlarıyla beraber bütünlük ve şifa elde etmenin beş adımı olduğunu belirlemişlemişler:

Dikkat, bağlantı, öz düzenleme, düzen ve rahatlık.

1932 de, Prof. Walter B.Cannon, The Wisdom of The Body isimli klasik kitabını yayınladı. Dr.Cannon bu kitapta bedenin fizyolojik sağlığı – ‘bütünlük’ anlamındaki Yunanca Hael kelimesinden gelmektedir – homeostas adını verdiği bir süreçle anlatır. Ona göre, bedenin homeostastatik bütünlüğünü koruyabilme kapasitesi, bedendeki geribildirim süreçlerinin bağlantılı olmasını ve bu geribildirim ağında dolaşan bilgilerin de akıcı ve hatasız olmasını gerektirir.

Bir fırına termostat bağlarsanız oda ısısı düştüğünde termostattan gelen bir sinyal fırını çalıştırır ve oda ısısı normale döner. Termostat geribildirimi sağlamaktadır; sonuç, odanız ve sizin aranızdaki homeostasdır.

Bütün bunları çalıştıran, sistemin içindeki bağlantılardır. Geribildirimi koparırsanız ısı düzenlenemez. Kısaca ifade etmek gerekirse bu, geribildirim bağlantısının arkasındaki fikirdir. Geribildirim bağlantısı bütünlük için temeldir; ister enerjisel, fiziksel, duygusal, zihinsel, sosyal, global ve isterse astrofiziksel olarak. Canonnun ‘bedenin bilgeliği ifadesinin çok daha büyük ve evrensel bir prensibi yansıttığını önerir Dr.Pearl ‘Tekrar Bağlantı’ kitabında. Ve buna ‘Sistemin Bilgeliği’ ve ya daha basit olarak ‘BAĞLANTININ BİLGELİGİ’ adını verir.

Bağlantı olduğunda – ister:

  1. Oksijen, hidrojene su da olduğu gibi kimyasal olarak bağlı olsun;
  2. Beyin, fizyolojik organlara bedende olduğu gibi sinirsel, hormonal, ya da elektromanyetik olarak bağlı olsun;
  3. Güneş, Dünyaya yer çekimi ve Güneş Sistemi’ndeki elektromanyetik etkilere bağlı olsun…

O zaman, Bilgi ve Enerji serbestçe hareket eder, tüm sistemler sağlıklı olurlar, bütün olarak kalırlar ve evrimleşirler.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir