Yaşam Ve Ölüm Arasında Yazmak

1-)  Yazmak nasıl bir eylemdir ve neden insan yazar (çok sorulan bir soru)? Kitap okumaya başladığım yaklaşık 40 senelik (Nodira olarak varoluşumda) bir süreden beri en çok ve önce yazar olmak istediğimi eminlikle yazabilirim şimdi.

O dönemlerde seve seve yaptığım başka şeylerde olmasına rağmen bana öyle geliyor ki Ruhum böyle geliştirmek istemiştir BELKİ çocuk zihnimi (okumak ve yazmakla). Ama okumaktan sıkıldığımız ve hiç şey yazamadığımız dönemler de olmuyor mu? Bende çok oluyor. Fakat her yeni aktif dönem (uyanış) yazmakla başlar. O da okuduğum birkaç cümle veya kitapla kıvılcım almış oluyor.

Yaşam Ve Ölüm Arasında YazmakVe iyi bir Sanatçı olmayı da okumak ve yazmak eşliğinde öğrenmekteyim. Uyanmış bir ruhla yarabilir çünkü Sanatçı.

Uyanmak ise arınmakla başlar. Aksi olsa bile Arınmadan Uyanmanın faydası olur mu? Olursa böyle bir uyanma faydalı mı olur veya zararlı mı olur? Kime göre neye göre?

Cevabını çoğumuzun bildiğimizi sandığımız sorular bunlar. Ben aslında işi şuraya bağlamak istiyorum: Uyanmaya arınmak dengelenmek kararlılaşmak gibi aşamalar eşlik etmedikçe o gerçek Uyanış olamaz. Uyanıklıkta Sabitleşmek için Çaba ve Sabır lazımsa ben de bunu YAZMA eylemi eşliğinde hem kendime hem başkalara yararlı olabilecek bir yol olarak kullanıyorum.

ÇÜNKÜ her şeyden önce karşımda en dürüst ve en anlayışlı bir okuru düşünürken beni de o kadar dürüst ve anlayışlı yazar olmaya destek veren bir eylemdir bu benim için. Okurken insan gelişir ama ben yazdığımda bir insan olarak daha çok gelişiyormuşum gibi geliyor. Bendeki insan yazarken gelişiyor. Yazarken de gerçekten yaşıyorum sanki. Kendimi kendimde daha çok ve kolay tanımlayabiliyorum. Kendimle Yaklaşıyorum kendime ve sonsuz olana.

İnsan olarak hayatımın hem ruhumun sonsuzluk kavrayışı-sezisinde tıpkı bir virtüöz Piyanist’in notalar üzerinde en alt oktavın notalarından bir üst oktava kadar parmaklarıyla hızlı inip çıktığını his ederim YAŞAMda.

Ama yazarken bir Kemancı gibi his ederim kendimi. Dim dik durarak tellere bazen coşkuyla bazen isyanla bazen hüzünle bazen umut bazense eminlikle görünmez tınıların tellerinde gezdiririm YÜREĞİMİ…

Ve En Üst Oktavlarda artık yaşam yoktur belki bizim anlamlandırdığımız halinde. Oralarda sadece Yürek ve Şuur var olabilir.

Ve normal hayatta kendi halinde olmayı seçen ve seven ben yazarken bir ruhban (bazen öğretmen bazen şifacı) gibi his ederim kendimi.

ÇÜNKÜ Usta devreye girerse yazarken işin içine ona saygımdan yazarım. Ona aracı olduğum için şükürlerle  yazarım…

ÇÜNKÜ şu kısacık hayatımızda (bazen yaşa yaşa bitmek bilmeyecekmiş gibi de uzun) her şeye yetişemediğimiz her kese yardım edemeyeceğimiz her savaşı durdurma her kesi ve ilk önce kendimizi değiştirmeye geliştirmeye yetişemeyeceğimizi düşündüğüm anların hüznü ve sıkıntısı YAZDIĞIM anda bir nebze de olsa azalacakmış gibi olur belki.

BELKİ de içimiz ve dünya çok karmaşıklaştığında bir tertip terbiye düzen nizam hiyerarşi belirlemek için yazar insan? Hangi düşüncesinin kaynağı veya satırı hangi düzeyde bulunduğunu ayırt etmek için: kollektif bilinç şurada evrensel bilinç burada varoluşşal seviye şuradaki günlük bildiri aha burnumun dibindeki… Ve gerçek nerede dersek bunların hepsinde ise o zaman İllüzyon ve Rüya olanı hangisi?

Ah bir ‘hapşu’ diyelim bazen ve geçsin nefessizlik açılsın yollar içimize çekelim gerçeği ve yaşayalım.

Ve yazalım. Dans edercesine… Özlercesine severcesine uçarsına!..

2-)  Kişisel gelişimde ‘yazarak kendini şıfalandırmak’ tavsiyeleri olur. Böyle bir tekniğin olduğunu bilmeden de yazmaya başlamışızdır çoğumuz. Belki bilip bilmeden RUHSAL USTA bize böyle bir şifa ‘tekniği’ sunar bunaldığımız veya egomuzun karanlık camı ruhumuzu da kararttığı veya karamsarlığın ağları tam burnumuzun hızasına gelip tehdit ettiği dönemde.

Belki dediğimize bakmıyoruz okurken ve konuşurken karşımızdakinin çünkü ‘öylesine’ belkilerimiz de vardır bizim…

Parlamaktır yazmak!

ÇÜNKÜ içimdeki ışık hep bir sevgiyle parlar yazarken: yazımın çeşit insanlara ulaşabileceğine umut ettiğim için bazen çeşit okurlar yerinde bazen anlatıcı bazen anlatılan yerinde gezinerek beynimden klaviyeye klaviyeden yüreğime benden bene senden sana bizden size sizlerden onlara gezinen bir Şuuru yakalamış gibi oluyorum yazarken. İşte emin olup olmadığımı ‘bilmediğim’ konu bu.

  • BELKİ ÖYLEDİR dediğinde gülümseyerek SOL yanım.
  • Gerçekten öylemi? – SAĞIM da dese ki sakince o anda
  • Ben sizi işte böyle barıştırırım- diyor gibi USTAMIZ.

Ve Ben susarım sadece. Onlar  konuşurken. Işıldayan çocuklarımı izlerim…

Ben ki adım Kalptir. Ben yaşarım çünkü. Varım. Ve Sevgiyim.

Ve sadece Sevgi olana aşığım.

3-) Sevgi adına cesur sevgi adına korkak sevgi adına günah sevgi adına her şey olabilmek için de PERDE vardır.

Çünkü Perde olan şey bir SORU’dur her zaman. Düşüncedir tedirginliktir kaygıdır veya yargıdır özsüz olan özünde.

Fakat sorular Öz’e getirirler Bizi.

Mesela şöyle bir soru: Yazan ‘ben’ okuyan ‘sen’ kadar anlıyor mu yazılanı?

Veya okuyan ‘ben’ yazan ‘sen’den daha çok anlam çıkara biliyor mu yazdığından?

Kendimin bile zamanın döngülerinde kendi yazdıklarımı tekrar okurken kendime öncekinden farklı anlamları sunuyorsa bilincım?  

Kendim değiştikçe kendimin kendime yazdırdıklarımı kendime yeniden okutabiliyormuş demek o.

Sadece o an gelmişse o zaman perdelere rağmen beyin bile kalbe inanır ve yaşatır sana sırrı.

4-) VE ŞU DA VAR: Beynimiz zaten her dalganın alıcısı olarak oluşansa herhangi birimizin düşüncesi anında dünyayı ve evreni fırlayıp tüm beyinlere uğraması lazım değil mi son fizik kurallarına göre? Hele bu dönemlerde kolektif bilinç havuzundan her kes iyi kötü ‘nemalanmıyor’mu? O zaman neden zaten bildiğimiz şeyleri okurken de mutlu oluyoruz?

Hatta aynı benim duygularıma düşüncelerime kalem olmuş diye heyecanlanıyoruz bazen? Çünkü YALNIZ OLMADIĞIMIZI ANLIYORUZ ŞU GARİP DÜNYADA. Aynı şeyleri veya benzer şeyleri yaşayan başka insan (lar) da varmış deriz.

İşte büyü burada başlıyor belki…

Büyü sözünden eskiden çok korkarlardı. Hala gençlere ve çocuklara göre daha olgun olanlarımızda bu korku vardır. Çünkü kötü büyücüler kötü cadılar kötü uzaylılar kötü ve gizli dünyayı yönetenlerin elinde olan güç olarak empoze edildi bize çok masal ve filmlerde.

En güzel büyü kendinin güzel büyüler yapabileceğine olan inançta saklıdır. Çünkü insanlar ilgili neredeyse her şey bir sihir barındırır içinde. Yine aklımıza Süpermenler iyi cadılar Harry Potter gibi eserlerin yaygın yaptığı büyü okulları gelir.

YAŞAMın kendi öz’ünde saklıdır en BÜYÜK büyü. GERİSİ METOTDUR. Üslup yani. Ama her Usta’nın zaten kendi üslubu olabilir. Doğru hareket ettiyse dürüst olduysa aşağı yukarı aynı sonuçlara gelir. Usta değimlidir adı üstünde.

CEVHERİ TOPRAGA SAKLADIM’ diye seneler öncesi beynimde duyduğum cümleyi git gide daha çok anlıyorum sanki. BEDEN-toprak-madde-zihin gökyüzü denizler okyanuslar kumlar taşlar yapraklar kuşlar asfalt veya patika yollar analar babalar çocuklar meteorlar masallar yapay zekayla birleşmiş beyinler selamlar ayrılıklar kitaplar tablolar heykeller takılar ayakkabılar paralar tütünler yasaklar cinnetler kavuşmalar cennetler ayrı ayrı her biri ve tümü TEK VE EN BÜYÜK YAZININ BİRER HARFLERİ VEYA HER ŞEYİN İÇİNDE BARINDIRDIĞI HER ŞEY!

Ne kadar İLİM öğrenirsek o kadar anlarız bunu. Ne kadar çeşitli hayat yollarından geçersek bilip veya bilmeden ustalaşırız bu işte. Ne kadar çok soru sorarsak kendi içimizde ben’e o kadar açık veya gizli yollarla ulaştırır bizi O cevaplarımıza. OKU’tarak yaşamın kendi içinde bizi en cevapsız gibi karmaşık gibi KARANLIK GİBİ olan her şeye ulaştırabilir beni benimiz cevaplara. Merak etmekten durduğumuz anda ise tırmanarak çıktığımız daldan fırlayıp düşüveririz çıktığımız yer kadar uçuruma… Düşmede de ustalaşırız zamanın bir yerinde J ‘Ölüm haksa’ ‘düşmekten de korkmamayı öğrenmek te haktır. Onun da bir büyüsü var…

Mistizm Ezoterizm ve Spiritualizmde iyi büyüden korkmamaya şevk eden çok şey buluruz. Yine de bunlar ‘erişilmesi’ gereken kendini geliştire geliştire ulaşılması gereken şeyler gibi olduğundan birden bire sihirli olağanüstü büyülü olanla bizzat çok yakından temas ettiğimizde bizi korkutur. Oysa benim için ilk büyü YAZMAKtan başlamıştır hayatımda.

ÇÜNKÜ yürekten yazılanı okumaya istekli olan okuduğuna değer veren onu zihninde kalbinde bir işleme alan diyor ki:

‘Beni bana anlatmış gibi yazmış’. ’Ben bu okuduğum gibi kaynağı arıyordum’. ‘Ben bunu yazana değer veriyorum’. ‘Benim için böyle şeyleri okumak yararlıdır’.

‘Benzer benzeri çeker ve buluşturur’ yasası (zaten o ana kadar gizli saklı çalışıyor olan) o andan sonra daha da çarklarını büyüterek hızını arttırarak durmayan döngüsünün içine daha güçlü olguları katarak bizi belli bir Kader Menzillerine doğru (her kes bu menzili nasıl oluşturuyorsa bilinçaltında) sürüklemeye ittirmeye başlar ve git gide YAŞATIR KENDİNİ koşarcasına uçarcasına yüzercesine ÖLÜRCESİNE VE YAŞARCASINA

Nodira Güçsav (‘Ay’da doğmak ve Dünya’da yaşamak’ adlı seriden)

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir