Tanrı düşüncelerinizdir!

İki tür Tanrı vardır, biri yaratıcı Tanrı, diğeri ise düşüncelerinizle yarattığınız Tanrı.!

İki tür aşk vardır, biri sizin yarattığınız aşk, diğeri AŞK’tır. Gerçek aşk zahiri olan değil, bâtını olan; beş duyunuzun ötesinde, ağaçta, kuşta, çiçekte, bitkide, çimende, yıldızlarda ve doğada olandır.

Tanrı düşüncelerinizdir

Bu görünmez âlem her an titreşir. Sadece ve sadece, beklentisizce tüm âlemi izlemektedir.  “Ben niye varım, ben niye acı çekiyorum. Kimseye tapmıyor, kimseyi yargılamıyorum.”  Tüm âlem, bu yıldızlar altında varlığını sürdürüyor! Bir ağaç, yanındaki ağaca biat etmiyor, çünkü o ağaç zaten bir bilge!

Sanma ki, kâinat yerinde duruyor; biz “AŞK” deyince, tüm yıldızlar semah dönüyor.

Düşünceleriniz Tanrıdır. Ne düşünüyorsanız, neye anlam yüklüyorsanız, onu büyütüp, onun altında bir anlam yaratıyorsunuz. Her şey enerji, düşünceleriniz enerji. Bu düşüncelere siz anlam yüklerseniz. Zihin (ego), anlamsız olanı keşfettiğinde aşk olanı görür.  İçinizdeki merhameti, insanı, sevgiyi bin kat daha hissedersiniz. Fakat sizler hislerinizi ihmâl ettiniz.

Milyarlarca insan geldi geçti, adlarını bilmiyoruz. İstisnasız hepsi aynı duyguyla doğdu, yaşadı. İçinizde korku var, nefret var.  Kıskançlık, kin, intikam, hırs, yalan, ego, öfke, yılan, çıyan, çiçek, böcek, ağaç, özlem, umut, saygı, sevgi, anlayış, geçmiş, gelecek, doğum ve ölüm, şeytan ve melek, hepsi sizde…

Hayaller, istekler, beklentiler, cennet, cehennem, aşk, sevgi, seks, barış, savaş, eril, dişil, geçmiş, gelecek, kaygı, acı, hüzün ve neşe. Şarkı ve dans. Diyorum ki, farkında ol!

Anne olmak, baba olmak, meslek edinmek, çevre etkisi, evlilik, boşanma, çocuk, acı, öfke, üzüntü, haz, zevk.  Söylesene, bu duyguların hangisi sende yok? Öyleyse senin diğerlerinden farkın ne?

Herkes bir şeylerden kaçarken, bir şeylere sığınmak istiyor. Bir arayışta. Oysa en büyük cevap kendimizde; içimizde. Tüm yaşadıklarını bir deneyim olarak kabul edip içinden çıkıp gözlemleyen olursan ne ala bir ışık yanar, yeniden doğarsın. Farkında olmazsan ego orada düşünen zihin karmaşa yaratacaktır….

“İnsanlar karanlıkta uyanır, acıda uyanır, yalnızlıkta uyanır, terk edilince uyanır, korkuda uyanır. Sonuç olarak dibi gören her şeyin bir sebebi vardır. O da ”uyanmandır“. Uyanmak yeniden doğmaktır. Geriye bakıp yaşadıklarına teşekkür et. Onların hepsi, senin yeniden doğman içindi.  Yaşadıkların, her şeyi yaptı. Egodan sıyrılıp kendin olmayı, tüm âlemi anlam yüklemeden izlemeyi, içindeki senle tanışmanı sağladı. Ve sen hâlâ, korkuların, inançların yüzünden bir tanrı yaratıyorsun!

Kimileri; sahte peygamberler, üstatlar, bilgeler yarattı. Milyonlarca insanın enerjisi, o anlam yüklediği isimlere, şeylere anlam yükleyip bir üstünlük yarattı. Tanrı, en büyük mana, enerji, kutsal olarak yaratıldı. İstisnasız hepimiz, bu fikre enerji yükledik. Ve tabii ki, bir şeye bu denli enerji yüklersen, o senin tanrın olur. Fakat bunları yaratan sensin. Evren, sistematik bir enerjidir. Mikro kozmos içinde, makro kozmos dışında. Ve sen, bu enerjinin sadece deneyimsiz bir kaynağısın. İçinde olanın dışına yansıması, sürekli düşünen, genişleyen ama ne yaptığının farkına varmayan büyük bir kitle. Eğer bir tanrı arıyorsanız, sizden önce yaşayanlara, atalarınıza bakın. Onlar da sizin gibiydiler; Acıları, savaşları, umudu, aşkı yaşadılar.

Tanrı düşüncelerinizdir

Milyarlarca insan tanrıyı yarattı, ona taptı. Ona bir mana enerji yükledi.  İsimler, kelamlar taktı. 40 gün bir ağacı düşünürsen, onun üzerinde meditasyon yaparsan, ağacın bilinci olursun. İşte o ağaç, yeni bir tanrı olur. Anlamlar yükleyen sen ve sonra, “ne kadar anlamsız” diyen yine sen olacaksın.

Bakınız, insanlar bir tapınağa gidiyor. Binlercesi, dualarla, sözlerle, o tapınağa mana, yani enerji yüklüyor.  Ve siz oranın kutsal olduğunu düşünüyorsunuz. Oysaki, sizden öncekiler de aynı şeyi yaptı. Bugün bizler, o tapınaklara turist olarak gidiyoruz!  Onlara tapmıyoruz sadece enerjiyi hissetmeye, bu muazzam yaratımın keşfini, kaynağını, güzelliğini bulmaya çalışıyoruz.

Enerji bir ruhtur. Bazen melek, bazen şeytan. Sen neyi düşünüyor, neye anlam yüklüyorsan, o seni bulur! Yaşam anlamsızlıkta gizlidir. Perdenin arkasındaki boşluk. Evet, her şey boşluktadır. O boşluğu dolduran sensin. Enerji tek başına akar. Sen ona düşüncelerinle iyi veya kötü anlam yüklersen, o senin hayatının bir parçası olur. Farkında olmak ve pozitif düşünce yaymak, seni mutlu eder. Daha derine inersen her şeyi kabul edip teslim olursan, nehirle birlikte akar, her mesajda hayrı görürsün.

Evrendeki her şeyin titreşim, enerji olduğunu tekrar hatırlatmama gerek yok. Bu yüzden düşünceleriniz tanrıdır. Üstat, bilge yok; Her şey sizin içinizde. Fark edin. Eğer bir şifa arıyorsanız, bırakın teslim olun Ruhunuza, size gelen ne varsa kabul edip, içinden geçin. Tüm duygulardan özgürleşin. Onlar size ait değil. Sizden önce gelen atalarınızdan… Çevrenizden size miras.  Kendinizi bilin!

Siz kendi kendinize tanrı yaratmak yerine, bırakın tanrı olan doğa, içinize, yüreğinize aksın.

Eğer bir tanrı arıyorsanız onun adı aşk, bu evren, bu kâinat, bu yıldızlar, bu ay, güneş, doğa. Sizi ne yargılıyor ne de anlam yüklüyor. Sizleri olduğunuz gibi, koşulsuz kabul ederken siz, kendi kendinizi koşulluyor, kendi düşüncelerinizle bir tanrı yaratıyorsunuz. Siz {bedeniniz} bir köprüsünüz. İçinizdeki mikro kozmosun, dışınızdaki makro kozmosa uzanan köprüsü. Görünmez iplikçiklerle olan bağısınız.

Düşünen değil, zaten O’sunuz. Duygularınızı izleyin, sadece izleyin. Gün gelir, düşünen de kalmaz, hiçliğe ulaşır. Gerçek manada, bu Dünya’da farkındalığı, sadece sevgiyi, iyiliği, anlayışı, özgürlüğü, saygıyı, neşeyi görür ve bu duygulara anlam yüklemeden, içinize akmasına izin verirsiniz. Kendini bilirsin. Marifet, bu Dünya’da farkında olarak neşeyi, mutluluğu seçebilmektir. Çünkü gerçek manada tanrı, içinizdeki ışık, aşk, haz ve mutluluktur. Bu duygular titreşiminizi, frekansınızı yükseltirken siz, geçmiş inançlardan, anlamlardan özgür olursunuz. İşte, tanrıya giden yol budur. Kapı budur. Yol, Mevlânâ’nın işaret ettiği gibi; seni heyecanlandıran şeylerin peşinden gitmek ve bu coşkunun içinize akmasına izin vermek, kendi ruhunuza teslim olmaktan geçer.

Her şey putlaştırılmış! Her şey insandan ayrı düşmüş, insandan daha değerli bir şeye dönüşmüştür, ideolojiler, inançlar, hırslar ön plana çıkıp insanlığı ikinci plana korkuya, köleliğe teslim edilmiştir ve diyorum ki, içinizdeki karanlığı, körlüğü yok etmediğiniz sürece sizin gibi düşünen bir tanrı yaratacaksınız! Ve asla uyanamayacaksınız….

Eğer bir tanrı arıyorsan, içindeki çocuğa bak. O saflığı, o neşeyi, o bilinci orada bıraktınız.

Ve tanrı rahmet, ışık, yıldız, kuş, çiçek ve aşk bunu gözleriniz, kulaklarınızla değil, yüreğinizi kalbinizi açarak görür deneyimlersiniz, korkuya değil, kalbinize, ruhunuza teslim olursunuz.

 

Bırakında aşk içinize aksın.

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir