Bilgeliğini arayan insan

Aradığın her neyse, evren onu verir sana cömertçe
Her insan hakkınca karşılanır hayat arenasında
Oyunu bilenler, her anın deneyimini hissederek yaşar
Yaşamın illüzyonunda, onlar her daim uyanık olanlar
Uykudaysa benlikler, ne dün anlaşılmıştır
Ne bugünün derinliği kavranır
İnsan neyi ararsa, ona ulaşandır
Ya gözlemleyensindir ya da dayatılan kurgularda kaybolan
Bilgiyi aramak gönülde cesaret ister
Hazır olduğun kadarı gelir önüne daima
Bilen için ne görünen gerçektir, ne de var olanla yetinilir
Bilgiyle yoğrulan, sezgisel zihin
Kurguları da, kurgulayanları da görür
İnsan, uykusundan uyandıysa eğer
Yaşamı tüm kurgularıyla gözlemleyendir

Bilgeliğini Arayan İnsan

Nedir yaşamın amacı? Düşünmez mi insanoğlu. Ne zamandır ev sahipliği yapmakta Dünya Ana biz insanoğluna? Kendini bilme gayesiyle, tekâmül yolculuğu mudur bizimkisi? Tesadüf olamaz yaşamın gayesi. Varoluşumuzun nedir yegâne anlamı? Ya ölümden sonrası…

Hakikatini arayan her insanın, bitmez yaşama dair soruları. Yanıtları ise, her insanın ruhunun derinliklerinde saklı. İnsan yeter ki, aramak istesin gerçeğini. Bilimciler, teologlar, filozoflar, sosyologlar, psikologlar, ressamlar, şairler ya da yazarlar eserleriyle kendi arayışlarını ortaya koymuşlar aslında. Her biri sonsuz bir merakla, kendi sorularını sormuş ve yanıtları önümüze sunmuş.

Ruhsal tekâmül yolculuğuna çıkmış olan insan, deneyimleriyle öğrenendir. Kendine uyanan insan, her deneyiminde farkındalığını arttırır. Hayatla uyum içinde, sezgileriyle yolunu bulur. Deneyimlerinin ruhuna kattığı her bilgiyle, kendi gerçeğine uyanan insan tekâmül yolculuğunu hatırlayandır. Doğumla ölüm arasında bir döngüdür bu yolculuk. İnsan, geçmişten bugüne, ruhunun rehberliğinde yaşamın ebedi bilgelik yolcusudur.

Ruhun makamı, kalpte saklıdır. Ruh, bedendeki yansımasıyla varlığını hissettirir.  Beden ise, ruhun bir nevi mabedi gibidir.  İnsan, ruh ve beden farkındalığında deneyimleriyle bir varoluş içindedir. Her deneyiminde mutlaka iyi ve kötünün, aydınlık ve karanlığın ya da güzelin ve çirkinin çatışmasını yaşar zihninde. Düalite prensibiyle yaşanan her deneyim, ruhun olgunlaşmasına sonsuz katkıdır. Ve insan, düşünce ve arzularını tezahür ettiren ve izleyendir her anında. İnsan, her devrinde bilgeliğini arayandır.

Kendin olmak, kendi kurgunu yaşamaktır
Oyunu görmezsen sezgisel aklınla
Nice kurguları izler durursun biçare
Bilgi güçtür avuçlarında
Serer önüne türlü illüzyonları
Sezgisel aklın fenerdir, aydınlatır yolunu
Kendin olmak, kudretini bilmektir
Seni, sana ebedi dost kılar
Görürsün o vakit hakikati ve yalanı
Aklın rehberindir, bırakmazsan iradenle başkalarına
Bilirsin ki nice kurgular serilmiş sere serpe
Kendin olmak, derin farkındalık ister
Görürsün ki gerçek de, oyun da aynı sahnede sergilenmekte
Önce kendini bilmeli insan
O vakit kendini yaşar özgürce
Önce bilgeliğine erişmeli insan
O vakit asıl kudreti yakalar

İnsanoğlu yaşama tutunmayı öğrenir, güçlükle emeklemeye başladığında. Arkasında hep kendini kollayan bir güç arar. Sonra tutunmadan yürümeyi başarır. Düştüğünde canının acıdığını fark eder. Sonra düşe kalka, ayakta nasıl sağlam duracağını öğrenir. Ardından öğretim hayatı başlar. Başarılarıyla kendini ispatlama mücadelesi gelir ardı sıra. Deneyimleri farklı bireylerle, etkileşim içinde olmayı öğrenerek sosyalleşir. Artık; kendi küçük dünyasının dışında, farklı yaşamlarla daha büyük bir dünya olduğunu öğrenir. Sonra çalışma hayatıyla, daha fazla sorumluluk üstlenme devri başlar. Aklını, yeteneklerini ve sezgilerini nasıl kullanacağını öğrenir. Ardından deneyimlerinden kazanımlarıyla, olgunluk devri gelir. Gelecek yaşamını belirleyen en kritik dönemin, olgunluk eşiğinde saklı olduğunu fark eder. Ve artık; bilgelik devri başlar. İnsanoğlu, bilgeliğiyle kendine uyanmıştır nihayetinde.

Uygarlığımız gezegenimizdeki tekâmül yolculuğunda, önemli bir dönemden geçiyor. Olgunluk döneminin, zorlu sınavları karşımızda. Bizler bu zorlu dönemde, bilgelik devrinin eşiğindeyiz. Kurgular ve gerçeklerle iç içe yaşam sahnemizde, her birimiz kendi gerçeğimize uyanıyoruz. Gerçeklerimiz karşısında, insanlığımızı tanıyoruz. Bu öyle bir dönem ki; aydınlandıkça dünya karanlıkta ne varsa görünür oluyor. Görünür oldukça gerçekler, kurgular daha da çoğalıyor. Kendini bilen, farkında olan, derinliğine düşünen ve sezgileriyle hissedenler gözlemliyor sabırla olanı. Kimileri de, kurguların içinde kaybediyor kendini. İnsanoğlu tüm deneyimleriyle, artık bilgelik devrine adım atmakta.

Derin uykudan uyandığımız uzun gecenin ardından, şafak vaktiyle bilgelik devri elbet doğacak. İnsanoğlu, akla uygun yürümeyi öğrenecek. Doğayla kucaklaşıp, doğanın güzelliğinin gönülden kıymetini bilecek. İnsan olmanın erdemlerini giyinerek, aydınlık bir yolda yürüyecek. Sarsılmaz duruşuyla ve daha güçlü bir varoluş sergileyecek. Kadim zamanlardan bugünlere taşıdığı bilgi ve deneyimlerini; sezgisel anlayışı, sağduyusu, içgörüsü ve hoşgörüsüyle harmanlayacak. Tarafsız olmayı, sonsuz merhameti, maddeye tutunmamayı, derin düşünmeyi ve öz bilgisini iyiye kullanmayı bilecek. Koşulsuz sevgiyi, koşulsuz vermeyi, koşulsuz kabulü yaşayacak ve yaşatacak. Küçücük dünyasıyla, sonsuz bir deryada sadece bir damla olduğunu kavrayacak. Doğanın tüm kaynaklarını sürdürülebilir verimlilikle ve adil paylaşımla, hakkınca kullanmayı öğrenecek. Yaşamın içinde denge ve uyum prensibiyle, gerçek huzuru yakalayacak. Tüm tortularından arınarak, en saf haliyle birlikteliğin sonsuz mutluluğuna erişecek. İnsan, nihayet kendine uyanacak.

İnsan bilgeliğiyle; sonsuz yaşamın içinde hakikati takdir ederek, makamında yüceliğine kavuşandır. İnsan kendine uyandığında, asıl kudreti kendinde bulandır. İşte o zaman tekâmül yolculuğunun hakkını vererek, bilgeliğiyle varoluşa katkı sağlayandır.

İnsan unuttuğu kendini, er geç hatırlayandır.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir