İyileşmenin Öyküsü

“İyileşme, bizi kendimize geri verir.”

Uzun süredir üzerinde düşündüğüm ve sevdiğim bir Aborjin sözü ile başlamak istedim bu yazıma. İyileşmenin kavramsal olarak, tarihsel olarak ya da biçem olarak neyi ifade ettiğine tekrar tekrar bir bakalım istedim sıkmadan, boğmadan, bilmişlik taslamaktan sakınarak anlatmak isterim. Kitaplar, belgeler, yaşamlar, bitkiler, hayvanlar, kuşlar derken Evren denen o çember şeklinde çizilmiş. Gaia etrafında el ele tutuşup dans eden insan figürleri bir çoğumuzun hafızalarında vardır. Peki ya onları böylesine el ele tutuşturup, dans ettiren coşku ne idi? Bu yüksek algılı çizimlerin ne kadar olduğu gibi her şeyi gözler önüne sermez mi? Bakalım beraber…

İyileşmenin Öyküsü

İyileşme sadece kaybedileni kurtarmak veya kırılanı onarmakla ilgili değildir. Bizi topraklanmış ve yaşama bağlı tutan enerjiyi, sevinci de verir. Yaratıcı olabilme yollarını açar, sağduyu ve empatiyi geliştirir, güleçleştirip hoş görülü olmaya yöneltir. İyileşme her açıdan Bütünseldir, zihin-beden ve ruh dengesini getirir. İyileşme, taze ve capcanlı bir zihin verir, tıkanmış, sığlaşmış her frekansı uyandırır, farkındalaştırır. Sorun olmadan önce iyileşmeye niyet etmek önemlidir, her sabah yeniden yeniden uyanırken, kendi çizdiğimiz köşeli dünyamıza en azından iyi niyetlerle gelebilmektir iyileşmek. Onu her daim can atarak bekleyen Ruh bir o kadar da zihnin çizdiği senaryolarla korkar, huzursuz olur. İyileşme ise; özgürleştirir, ankisiyetesizleştirip denge kurar, zihnin daha fazla zırvalamaması için bol oksijen alır özünün, tözünün içine.

Hastalıklı bir zihin iyileşmeyi aramak yerine, şikayet etmeye meyillidir, hemen kaderi, başkalarını hatta Dünyayı suçlamaya başlar, öfkesi gizli bir silah gibi her an patlamaya hazır, haris duygular ve şüphecilik içinde kıvranır, yaşamın değerlerini boş verir, vurdum duymaz olur. Her şeyi nesnelleştirir hatta hiç kavrayamadığı Sevgiyi bile.

İyileşme resmin bütününe bakabilmekte yatar, tek kolu tek bacağı ya da kalbi değil tüm Çemberin renklerine bakar ne kadar Kırmızı ya da ne kadar Yeşil’e dokunmak gerektiğini anlatır. Çiçeğin, yaprağın varlığına dokunmaktır iyileşmek, bir diğeri için bir şey istemektir Evrenden. Kalbin şefkat dolu annesidir iyileşmek, bazen bir Çiçekle, bazen bir yıldızda (astrolojik), bazen de bir kristalin ucundadır. O kimi zaman su ile kimi zaman Toprak ile kimi zaman da Ağaçlar ile gelir. Çağrılmadan gelmeyi ister iyileşme, bir adım daha atabilmek ister ama farkındalıkla. Büyücü muamelesi görmeden, reçetesiz, bedelsiz elden ele dolaşmak ister. İyi niyet ve samimiyet ister, dürüstlük ister gökyüzü mavisi tadında.

Köşelerde değil Dairesel formun, çemberin içinde olmayı sever, sertlik sevmez, değişimi bekleyiş ister. Korku istemez, kararlılık ve cesaret ister. Onun arketipi oldukça güçlüdür, her kavimin sayfasında sembollerle var olmuştur. Ateşin içinde, Meşe ağacının dalında, toprağın üzerinde, Mevlana’da, Hipokrat’ta, İsis’de, Paracelsus’da her yerde ve her şeyde vardır, yaradılıştadır şifası, bir nefesin ucunda, bir Ağacın dalında asılı durandır O.

Tüm geçmiş bilge kavimler onu başlarının tacı yapmış bir sanat gibi dokunulması için evden eve taşımışlardır. Bitkilerin ruhuna dokunan nice alemlerden buluşmalar sağlayan Doğanın ritmi ile yaşayan Kavimler kıtaların her neresinde olursa olsun, İyileşmenin Enerjisini yükseltmek için çalışmışlardır. Bu Dünya olduğu gibi bir de başka Alemlere açılan portaller olduğunu da belgelerle bize hatırlatıp durmuşlardır. Üzerimizde duran sonsuz gökyüzünün ve Ayın açılarına bakar, Güneşe ise yüzü hep dönük olmuşlardır. Egosuz saf yaşam enerjisi verir hem de karşılık beklemeden, beklenti içine girmeden. Onunla her daim yaşamayı gerçek yaşam gücü olarak adlandırmışlardır. Her uyumsuz frekansın ardından gelecek olan sakinlik için kaosla değil, sabır ve inançla sarılmışlardır iyileşmenin ellerine. Bereketi kendi için değil Evren için isteyen, bütünün hayrı için dileyenden yana olmuşlardır. Onlar bazen Druid oldular bazen Aborjin bazen de Şaman.

İyileşme, dualitenin karşıt güçlerini dengelemek, karanlık ve aydınlık arasında ki keskin farkı bulmak değil, derin kabullenişi kavratmaktır. Hep sorgulayan değil kararında yaşayan zihninde var olmaktır. Herkes, hepimiz iyileşme arzusu ile yanıp tutuşurken, artık Evrene bütünün hayrı için dilekler dilemeyi gerektirir şifa. Yaradılışın her parçasını içimizde taşıdığımızı unutmamaktır iyileşme bana değil bize bir şey olmasın diyebilmektir, zihnin yanıltmasından korkmadan, onu kalbimle geriye iterek, sırasının ve lüzumunun olduğu anda çağrılacağını ona tembihliyerek belki de. Onu Dolunay altında bekleyen, sonbaharın yapraklarında bulan kimi zamanda bir Dua’nın içinde yaşatan Kavimler bunu her döngüde, onun yaratacağı her değişimde aramışlardır.

Çiçek özünü (Remedy) homeopatik olarak ağızdan aldığınızda, başlangıçta kan dolaşımı tarafından emilir, daha sonra dolaşım ve sinir sisteminin polaritesi tarafından üretilen bir elektromanyetik akım nedeniyle (enerjisinin frekansı ile) çiçek öz, meridyenlere taşınır. Yani ruh ve beden arasında ki hayati mekanizmalara ; çakralara ve süptil bedene ulaşır. Oradan fiziksel bedene akar, daha kararlı ve güçlü hale gelir.

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir