Selam! Ego Ben!

Seni sınırlandırmaya ve biraz da sinirlendirmeye geldim!

Kimim ben?
Neden buradayım?
Burada ne yapıyorum?

Kim bilir kaç kere sordun bu soruyu kendine.

Selam! Ego Ben!

Zihnin ilk günden itibaren yaşadığı olay, durum ve kişilerden öğrendiği her şeyi kaydetti. Tıpkı seni korumayı amaçlayan bir anne gibi, bu öğrendiklerini senin zarar görmeden yaşamaya devam edebilmen için yeri geldiğinde hatırlattı.

Ateşe elini değdirirsen yanacağını, bardağı elinden düşürürsen kırılacağını söyledi. İlk başta amacı sadece senin hayatta kalmanı sağlamaktı. Sana güvenli bir alan oluşturdu. Yani sınırlarını belirledi. Ancak zamanla öğrendikleri arttıkça, güvenli alanın sınırlarını da daraltmaya başladı. Hayal kırıklığı, pişmanlık, suçluluk duygusu gibi, sana kendini kötü hissettiren negatif duygulara yol açabilecek her tür deneyimden seni uzak tutmaya çalışacak kadar korumacı hale geldi.

Karşılaştığın her durumu mantığınla çözebileceğini düşündün. Zamanla da beden ve zihinden ibaret bir varlığa dönüştün. Tıpkı “yapay zeka” gibi, hayat yolculuğundaki seçimlerini sadece işlemcisinden tarayarak bulduğu sonuçlarla yapan bir robottan pek de farkın kalmadı.

Aşk acısını öğrendikten sonra seni aşık olmaktan uzak tutarak, unutulmaz anılar yaşama ihtimalini elinden aldı. Sahip olduğun imkanları kaybetme diye kariyer değişikliği yapmanı engelledi. Kazık yememek için insanlara güvenmemeni bile söyledi. Cesaretini kırdı, risk almanı engelledi. Sınır daraldıkça seni yalnızlaştırmaya başladı. Sonunda da endişeli, anksiyete atakları geçiren, depresif bir modda bulmaya başladın kendini. Yolunu kaybettin kısacası.

Oysa dünyayı deneyimlemeye gelen ne bedenin, ne de zihnindi; sadece ruhundu! Şimdi ruhunla bağlantıyı kaybettin ve zihnin ise biriktirdiği öğretilerle sana bir sahte benlik yarattı. Ego!

Ego öyle sinsiydi ki, zihninin içerisinde seninle birlikte büyürken kendini hiç fark ettirmedi sana. Sonunda o kadar büyüdü ki, senden daha büyük oldu. O kadar büyük oldu ki, sen onu “kendin” sandın.

“Ben” zannettiğin egonla tanıştırmak isterim seni;

“Egom tabi ki olacak, o kadar da olsun” diyor olabilirsin. Ego dendiğinde gözünün önüne sadece “ben şöyleyim, ben böyleyim” diye şişinen bir insan figürü geliyor olabilir ve “hayır ben egolu biri değilim” ya da “evet öyleyim ve kendimi olduğum gibi kabul ediyorum, beni seven böyle sevsin” de diyor olabilirsin. Ego bilincinin, ruhunun ihtiyacı olan deneyimleri yaşamaktan seni nasıl alıkoyduğunu ve seni nasıl kölesi haline getirdiğini fark ettiğinde ona eskisi kadar sahip çıkmak isteyecek misin, pek emin değilim.

Ego bilinci, sana ne yapman ve yapmaman gerektiğini, neyi yapıp, neyi yapamayacağını ve hatta kim olup olmadığını söyler. Peki sen, sana ne yapıp ne yapmaman gerektiğini söyleyen, hatta kim olup olmadığının sınırlarını bile çizenin nesi olursun? Kölesi!

Kavramlar Ego Tekamül

Üstelik ego bilinci o kadar dengesiz ve kendi içinde o denli tezattır ki, bunu bir kez fark ettiğinde hayatını nasıl zindana çeviren bir virüs olduğunu anlayacak ve doğal olarak ondan uzaklaşmayı kendin bizzat isteyeceksin.

Mesela ego her şeyi bildiğini sanır! İşe gidip dönerken kullandığın yolun her zaman trafiğin en az olduğu yol olduğunu iddia eder. “Ben hiç böyle bir şey iddia etmiyorum” diyen de egodur. Bunu anlamak için kendine şunu sor; “işe her gün aynı yolu kullanarak mı gidip geliyorum?” Eğer arabayla gidiyorsan hep aynı yolu kullanıyorsundur. Otobüs kullanıyorsan ise hep otobüs kullanıyorsundur, metroya, vapura, taksiye, minibüse binmiyorsundur. Ego, bildiğinin doğru olduğunu kabul eder ve aksi durumlara ihtimal vermez. Eğer yıllarca aynı yolu kullandıktan sonra tesadüfen farklı bir yolun daha sakin olduğunu bir şekilde keşfedersen “Yeni bir şey öğrendim, öğrenmenin yaşı yok, ben öğrenmeye açığım” diyen de egodur. Ego bilinci seni, yani kendi kendini manipüle eder. Mütevazi taklidi bile yaparak kandırır seni. “Peki madem öğrenmeye bu kadar açıktın neden o tesadüf kapını çalana kadar başka yol denemedin?” diye sorsan sürekli bahaneler uyduran ve detaylarda boğulan bir çocuğa dönüşecektir.

Onu beslersen mutlu olacağını söyler. Maddelere veya insanlara (!) sahip olman için motive eder.

“Daha büyük bir evim olsa mutlu olurum”

“O araba benim hayatımda en çok istediğim şey”

“Şu borçları kapasam başka bir şey istemiyorum”

“Daha güzel/yakışıklı/iyi bir sevgiliyi hakkediyorum”

Yıllarca çalışır, didinir, onun hayalindeki arabayı alırsın ama üç ay sonra o araba artık onu mutlu eden etkenlerden biri değildir. Hatta o çoktan “daha iyi” bir arabanın hayalini kurmaya başlamıştır bile. Hayran olarak evlendiği eşini bile bir süre sonra beğenmez, şikayet eder, hatta terk ederek daha iyisini bulmak ister. En kötüsü de, daha iyisi olduğunu düşündüğünü bulduğunda onun yanında kendini eksik hisseder ya da karşısındakinin kötü yanlarına odaklanarak onu da değersizleştirir.

Sürekli daha iyisini isteyen ve seni daha iyisine sahip olman için motive eden ego, aynı zamanda senin hem sevmediğin bir işte çalışmaya devam etmene, hem de daha çok kazanma ihtimaline engel olur.

“İşimi sevmiyorum ama ayrılırsam başka iş bulamayabilirim”

“Bu devirde iş bulmak çok zor, en iyisi ben bulduğumla yetineyim”

“Başka bir iş yapmayı bilmiyorum ki”

Yeni bir şey denemeni, böylece keyif almanı ve hayatına yeni bir enerji dahil etmeni de engeller.

“Ya ne gerek var iyiyim ben böyle”

“Bildiğim yere giderim, hem rahat oluyor, her şey elimin altında”

“Macera aramaya gerek yok, başıma bir şey gelir filan ne kasıcam kendimi”

Her şeyi iyi/kötü, güzel/çirkin diye birbirinin karşıtıyla var ederek, sürekli kötüye odaklanır. Özellikle de sende olmayan ama diğerlerinde gördüğü kötü özellikler onu rahatsız eder, eleştirir, yargılar, hatta infaz eder. Sen başkalarını düşünen biriysen karşındakinin bencilliğinden; sen affediciysen diğerinin kindarlığından; mutsuz olduğun zamanlarda bile insanlara gülümsüyorsan, diğerinin depresifliğinden şikayet eder. Hatta kendini iyi göstermek için şöyle söyler; “İyi adam da çok konuşuyor”, “Ben gelemiyorum bu kadar şımarıklığa ve kaprise ama aslında özünde iyi kız”, “Yaa ben onu öyle kabul ettim”

Ego; Ya Sen Nasıl Bir Şeysin?

Egonun senden çok memnun olduğunu ve diğer insanların da senin gibi olmasını istediğini sanıyorsan çok yanılıyorsun. Ego seni de beğenmez ki! Sana sürekli kötü olduğun yanlarını hatırlatır.

“Bana kırmızı yakışmaz”
“Ben dans etmeyi bilmiyorum”
“Siyah beni zayıf gösteriyor”
“Ben güzel/yakışıklı değilim”
“O kız bana bakmaz”
“Ben iyi iletişim kuramıyorum”
“Ben iyi yemek yapamam” vs…

Hatta seni o kadar beğenmez ki senin değer verdiğin insanların onayını almak için seni değiştirmeye çalışır veya rol yaparak öyle biriymişsin gibi görünmeni sağlar.

“Daha kibar biri olmalıyım”
“Biraz daha girişken olmalıyım”
“Kadınları güldürmeliyim”
“Zor kadın olmalıyım”
“Cool görünmeliyim”

Biraz daha ileri gidip, diğer insanların seni yargılayacağı ihtimaliyle seni korkutup onun istediği insan olmanı sağlar. Artık o beğenmediği insanlara yaranmaya çalışan biri haline gelirsin.

“Çok istekli görünmeyeyim ki ay hiç cool değil demesinler”
“Ne komik dans ediyor demesinler”
“O bacaklara o etek giyilir mi demesinler”
“Ne çalışkan, ne başarılı adam desinler”

Diğer insanlara yaranmanı sağlamaya çalışır; ama aynı zamanda senin yalnız olmanı ister.

“Ne zaman birine güvensem hep arkamdan vurdu”
“İnsanlara güvenmemek lazım”
“Aşk acı verir”
“Beni kıskanıyor”

Hele bir hata yap bak seni nasıl cezalandırıyor. Hatta bu noktada zaten hata yapan kişi o mükemmel “ego” olamayacağı için, artık cümlelerini de “ben” diye değil, “sen” diye kurmaya başlar.

“Nasıl yaparsın böyle bir şeyi inanamıyorum yahu, tam bir geri zekalısın”
“Öyle demeseydin, böyle olmayacaktı”
“Tam bir aptal gibi davrandın”
“Sana kırk kere söyledim, bildiğinden şaşmayacaksın işte!”

Egonun işi de çok zor aslında. Çünkü belirlediği güvenli alanın sınırı çok incedir. Yani bu sınırın biraz altına inersen mutsuz olacaksındır, biraz üzerine çıkarsan da daha önce tanımadığın bir alana gireceksindir, yani risk altındasındır. Seni sınırda tutmak için bu tezatlıkları yapmaya ihtiyacı vardır.

Sorulduğunda herkes kendini sevdiğini söyler. Peki bu örneklerdeki başkalarının onayını alma ihtiyacı duyan, birçok konuda kendini yetersiz bulan, kendinde kusur bulan, değişmesi gerektiğine inanan, hata yapma hakkı bile olmayan değersiz bulduğun kişi kim? Bilinçaltı kodlarında değersiz olduğun inancı varken kendini koşulsuz sevdiğini mi söylüyorsun? Korkarım koşulsuz sevdiğin tek şey egon olabilir.

Halbuki evrensel parçan olan ruhun, egonu tanır ve senin nasıl hain bir oyun ile kandırıldığının farkındadır. Mahatma Gandhi “Ego ölür, ruh uyanır” demiştir. Evrenin seni dış dünyadan alıp, iç dünyana yönelmeni sağlayacak işaretler vermesinin sebebi budur. İçine döndüğünde ruhunla tanışacak, kim olduğunu keşfedecek, sonra yeniden dış dünyaya döndüğünde farklı bir insan olacaksın. Ve farklı bir insan olarak, şüphesiz ki algıladığın gerçeklik ve deneyimlediğin yaşam da dönüşecektir. Anksiyetelere, endişelere, depresyonlara da veda edeceksindir.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir