Rona bana hizmet et

Kadın erkek ilişkileri deneyimleyerek çeşitli çıkarımlarda bulunuruz, bu kimi zaman doğrudur, kimi zaman yanlış. Mesela “kadın erkekten sadece ilgi ister, çoğu zaman sevgiden bile daha çok” gibi bir çıkarımın doğru olduğuna inanma eğilimimiz var. Peki, sahiden bu yüzde yüz doğru mudur?

Bana göre bir şey için yüzde yüz doğrudur demek yerine farklı bir bakış açısıyla bakmak daha belirleyicidir. İhtiyaç duyulan ilginin her iki taraf için de geçerliliği söz konusudur. Burada sorulan sorunun en kritik noktası; sevgiden bile daha önemli olan ilgiye olan ihtiyaçsa; bu muhtaçlıktır ve karşı tarafın enerjisini çalmaktır. Elbette ilgi karşımızdakine verdiğimiz değerle alakalıdır ve olmasında da bir mahsur yoktur.

Ancak sevgiden daha kutsal olan hiçbir şey yoktur. Burada sadece her an ve her canı sıkıldığında, kendisiyle ilgili yapacak bir şeyler deneyimlemek yerine “İlgilen benimle, bana kendimi iyi hissettir, sadece bana vaktini ayır, aramazsan ya da ilgilenilmediğimi hissedersem sana dünyayı zindan ederim” diyen hem kadın hem erkek, eğer bunun egosal kavram olduğunun farkında değilse bu her iki tarafın da dişil enerjisini sabote eder. Bu, zihinsel çöküşe, suçlamayla ağır ithamlara, değersizlik duygusuna, sevgisizliğe, şefkat yoksunluğuna, enerji vampiri olmaya ve kişilik bozukluğuna kadar gider.

O halde nedir dişil enerji? Bugüne kadar defalarca bahsettik. Şüphesiz enerji dedik, güvenli alanda kalma hissi dedik, kontrol edilmeden akışta kalmak dedik, bolluk dedik, sevgi dedik, tam ve bütün olma hissi vs dedik, dedik, dedik, dedik… Biraz daha fütursuzlaşalım mı?

Dişil enerji görünür olmadan önceki tanrıçadır. Yani tanrı ortaya çıkmadan önce tanrıça enerjisiyle vardır. O hep vardır ve olmaya devam edecektir. Görünen her şey neden tanrıdır? Çünkü tanrıça, tanrı aracılığıyla kendini görünür ve bilinir kılar. Ancak bu görünmeyen enerji, bugün örtünün altına alınmasıyla -ki bu aslında hem boyutlararası hem de ilahi olan gerçekliğin baş örtüsü sembolüdür; başın, yani taç çakranın örtülü olması, onun bilinmeyen ve görünmeyen enerjinin kutsallığının örtülmesidir- alakalıdır ki; oradan çıkan her şey bu anlamıyla kutsaldır…

Baş örtüsü, aslında tanrıçanın gizemiyle, örtünün altına alınması arasında önemli gerçekliğiyle farklı anlamlara çekilmiştir. Bu fark edilmesi istenen bir enerji değildir. Aksi takdirde bu ilgi isteme, dışarıdan beslenme, muhtaçlık enerjisi ve kendi tanrısallığını fark etme oyunu bir anda biter ve bu istenilen bir durum değildir.

İhtiyaçsızlık tanrıçanın işidir. İllüzyona düşmeyen, tam ve bütün olan enerjisiyle, tanrısını (erili) destekleyen bir enerjidir. “Her başarılı erkeğin arkasında başarılı bir kadın vardır” mantığı buradan ezelden beri çarptırılarak hüküm sürmektedir. Bunu fark etmeyen birçok kadın kendini tanrıçalığını fark edemediği için değersizlik enerjisiyle, daima ilgiyi karşısından bekler. Bundan elbette çok kötü bir şeydir diye bahsedemeyiz. Sonuç itibariyle ikili ilişkiler deneyim içindir ve birlikte yolculuk yapabilmek elbette muhteşemdir.

rona-bana-hizmet-etDişilinden “Ben varım, hep var olmuş olanım” enerjisine geçemeyen, erilinden “Ben Benim” diyemez. “Ben Varım” ve “Ben Benim elbette aynıdır; ancak çok ince bir nüansla hareket ederler. “Ben Benim” eril gücünü hep var olmuş olan “Ben Varım” diyen dişil güçten alır. “Ben Benim” tanrısalın kendini ifade ettiği yerdir ki; ifade bulmadan önceki hali bilinmeyen şekilde örtünün altındadır. Öyle olmalıdır. Bu, keşif ve tekamül etmek içindir. Kendini bilmek ve hatırlamak, deneyimde olmak içindir. Aksi taktirde, değil boyutlar arası, mahalle arası, hatta odalar arası bile keşif yapamayız…

Şimdi böyle bir farkındalık düzeyinde yaşanmayan hangi ilişki bizim için gerçektir? Daha kendini fark etmeyen, kendini sevmeyi bilmeyen hangi varlık, karşısından bunu bekleyerek var olmaya çalışır ve bundan dolayı kendi uyanışının düğmesine basabilir? Hiç kimse elbette. Bununla ilgili çok iyi bildiğim bir hikayeyi paylaşmak isterim.

Evinde sürekli hizmet etmesini istediği yardımcısına gece saat on iki olmasına ve kendisine mükemmel bir şekilde hizmet etmesine, ihtiyacı olan her şeyi ayağına getirmesine rağmen, kendini tutamayarak bağırır:

“Ronaaaaaaaa…”

Susar.

“Efendim hanımım?”

“Banaaaaaaa…”

“Buyrun….”

“Banaaaaaaa…”

“Söyleyin ne istiyorsunuz?”

“Hizmeeeeet ettttttttt!”

“Efendim, gerçekten ediyorum, ama ne istediğinizi inanın anlamadım.”

“Bul. Bana hizmet edeceğin bir şeyler bul. Çabuk.”

“Buldum efendim. Ben işi bırakarak size şimdi hizmet edeceğim. Müsaadenizle…”

“Hizmet et”, “ilgi göster”, “sadece benimle ilgilen!”

Bu acizliktir; asla yetinmeyen bir zihnin karanlık enerjisiyle hareket etmenizin acı sonudur. Bir gün hepimizin işi bırakmasını temenni ediyorum.

Sevgi yoksa illüzyon var. O zaman bu tarzdan sorulan tüm sorular yanılsamaların dünyasından gelecektir. Eski bilincin içinde bu idrakle yaşamayı seçenler olacaktır ki; aynı senaryonun oyuncuları olarak, bilseler de bilmeseler de yükselişe hizmet edecek olanlardan mutlaka onlar da olacaklardır. Adalet işte böyledir.

Zamansız boyutlarda deneyimlenenler hepimiz için terazinin tam dengede durması gibi, eril ve dişil bütünselliğinde kendinden kendine tecelli etmeye devam edecektir. Bir gün hepimiz Bir’e uyanacağız. Ne bir eksik, ne bir fazla… Bundan dolayı rahatlayın… Uyanış hepimiz için geçerlidir…

Bilsek de bilmesek de O’yuz…

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir