19 Ekim, 2018

Akademik Zeka ve Duygusal Zeka

Akademik zeka ile duygusal zeka arasında hesap edemeyeceğimiz kadar fark vardır. Herhangi bir zekayı diğerinden üstün tutamayız. Farklılıkları sanatsal yada hesaplama yeteneğine göre ortaya çıkar. Akademik zekanın özelliği, matematiksel veya yazılımsal hesaplamaları, ‘kalıcı hafızadaki formüler algoritmaya göre,’ sistematik olarak tanımlaması ile ortaya çıkıyor. Bu zeka yöntemine örnek olarak bilgisayarın alt yapısındaki derleyici algoritmalar gösterilebilir. Fakat bu yöntem biçimini planlayan tabi ki milyonlarca insandır. Bilgisayar dahil, büyük projelerin çoğunda milyonlarca insanın emeği vardır. Sadece birkaç kişiyi yüceltemeyiz. Akademik zekayı bilgisayar olarak ele alalım. Saliselerin milyonlarca kat düşük veya yüksek birimini hangi bir insan hesap edebilir. Fikir bir kişiden çıkar. Sonra çılgınlık milyonlarca kişinin çabası ile devam eder. Bilgisayarın en alt yapısındaki dil 1 ve 0 arasından sonsuza doğru çoğalıyor. Bilgisayar da karşımızda sonsuz hesap yapabilme özelliğine sahip; Tabi ki fişini çekene kadar. Enerji olmadan hiçbir şey olmaz. Bilgisayarın yapabileceği her şeyi insanlar da yapabilir. Sadece zaman farkı olur. Bilgisayarın 1 dakikada yaptığını, aylarca uğraşırsak da çok zor yaparız. İnsanın ortaya çıkardığı zeka akademik zekadan daha ileriye gidiyor.

Akademik Zeka vs Duygusal Zeka

Yaratıcı zeka, fikir ve sanat yaratmadan, diğer zekalar ancak eğlenmek ile meşgul olurlar. Pi sayısı bulunduğundan bugüne kadar, etkisinden kurtulamayan zeki insanların yaptıkları sanatları görüyoruz. Kendimizi oluşturduğumuz sanata kaptırdığımız zaman, öyle bir an da öyle bir ilham geliyor ki; “Bunu ben mi yaptım?” diye kendimize sormadan duramıyoruz. Kendimizi kaptırdığımız için, bize tabi ki daha abartılı geliyor. İlham kaynağı tabi ki doğadan ve güzelliklerden ortaya çıkıyor. Evrenin yaratılışının da bir sanatı var. Bu sanat insanların yapabileceklerinin yanında, sonsuzda bir olarak kalır. Bir ihtimal var. O ihtimal zaten en büyük ilham kaynağı olan yüce Tanrı ‘mızdan geliyor. Hiçbir yaratıcı zeka, rastgele bir oluşum ile bir uçak yapamaz. Bir dünya yapamaz. Bu konu dini bir boyuta doğru gitmeden biz özümüze dönelim. Yapabileceklerimizi konuşalım. Yaratıcı zekanın da sınırları var. Bilgisayarın fişini çekmek gibi, bizim enerjimizi tüketen insanlar da bize sınır koyabiliyorlar. İster istemez bir eylemi takip etmek zorunda kalıyoruz.

Akademik hesaplamaların altında yatan sır, algoritmalar ve yeni fikirlerdir. İkisi birbirine tamamen bağlıdır. Yeni bir fikir olmadan, algoritmanın hiçbir anlamı yoktur. Yeni fikirler hayata anlam yüklüyorlar. Yeni fikirleri sadece akademik zekası olanlar değil, duygusal zekası olanlar da yapabiliyorlar. Akademik zekayı kısaca toparlayıp, duygusal zekaya geçelim. Akademik zeka genelde, hafıza gücüne göre yükselir. Çok çok hızlı hesaplamalar yapanlar var. Formülünü bilmeyen, nasıl olduğu konusunda hayrete düşer. Hızlı düşünmek pratik zekanın işidir. Pratik zeka için, çok hızlı çalışmak gerekir. Ortaya çıkan çok farklı zeka çeşitleri ve eksiklerini fark etmişsinizdir. Bütün zekaların toparlanmasını sağlayan daha güçlü bir zeka var. Duygusal zeka, her işi hem eğlence, hem de sanata dönüştürür. Bilim adamlarının hesaplamalarına göre Duygusal Zeka diğer zekalardan 3 kat daha güçlüdür. Burada dikkat etmemiz gereken bir durum var. Zekaların her çeşidi, kendi alanında ustadır. Bu yüzden birbirine üstünlüğü söz konusu değildir; ama enerji olarak beynimizi 3 kat daha hızlı çalıştırabildiğimiz bir duygusal zekamız var. Her insanda duygusal zeka vardır. Duygusal zekamızı kullanmak, hayatın bize öğrettiği bir yöntemdir. Hiç kimse, başka bir insanın duygusal değerlerini değiştiremez. Sadece geçici hafızamızdaki bazı hesaplar karışır. Geçici hafızanın, kalıcı hafızaya dönüşmesi ortalama 21 günlük bir süreçtir. Zaman, sabır, çaba ve azim gerektirir. Pratik zekası olanlar, çok hızlı öğrenirler ama çok çabuk vazgeçebilirler. Her insanın fazlalıkları veya eksiklikleri vardır. Tamamlanma sürecimiz sonsuzluğa uzanan bir yolculuktur. Duygusal zeka biraz ağır basıyor gibi; ama karşılaştığı tek sorun, anında üretemiyor olmasından dolayı, bir ilhama ihtiyaç duymasıdır. Duygusal zekası olanlar, ilham geldiği zaman üretmeye başlarlar. Bu kadar farklılıklar arasında insanın yaratıcı zeka ile tanışması, biraz uzun bir yol alıyor.

Bazı meslekler ancak hayat okulundan mezun olmayı gerektirir. Diploma elbetteki çok önemlidir. Özellikle sağlık, öğretim, siyaset ve hukuk alanında yükselmek için diploma şarttır. Buradan öğrenmemiz gereken en önemli konu, ancak hayatın yaşanılarak öğretebildiği kontrol yeteneğidir. İnsanın taşıdığı duygu ve düşünceler, akıl ve kalp yolundan geçmeden gerçeği değiştiremiyor. Kendi ruhumuzdan topladığımız enerjiler ile hayata bağlandığımız zaman, kontrol sadece kendimizde oluyor. Başka enerjilerin peşinden koştuğumuz zaman, başka bir alanın etkisine giriyoruz. Kendimizden uzaklaşmaya başladığımız zaman, kontrol yeteneği ve irade gücü de azalıyor. Hayat okulundan mezun olmanın sırrı bu noktada ortaya çıkıyor. Teori olarak, hayal gücündeki ustalığı kullanarak herkes zeki olabilir. Şayet gerçekleri yaşamak için, tam kontrol gerekir. Kontrolsüz bir şekilde yaptığımız her eylem gerçek sayılmaz.

Tanımadığımız birini sevmemizin nedeni aranmaz ama sevmediğimiz zaman mutlak bir neden aranır. Hayatı alışılagelmiş bir şekilde yaşayıp, yeni fikirler üretmeyen her insan, çok çok zeki dahi olsa, çok zor duruma düşebilir. Yeni fikirler üreten bir insan, kendini başkalarına kullandırmıyorsa çok hızlı yükselir. Kontrol yeteneği burada da gerekiyor. İşin sırrı yeni fikirleri takip etmektedir. İnsanların istekleri bitmez. Hep daha fazlasını isteriz ama enerjimiz yettiği kadar ile yetiniriz ya da enerjimizi gereksiz yere harcarız. Hayatın duygusal olarak öğrettiklerini, kontrol ve sabır ile ancak dengede tutabiliriz. Yaratıcı zeka, zamanla ortaya çıkıyor. Eksikler tamamlanmadan, sadece teori üretebiliriz. Hazır olduğumuz zaman, hayalleri bırakıp, gerçekleri kurmaya başlarız. Duygusal olarak kontrol ve sabır, akademik olarak bilgi ve işlem, pratik olarak hızlı tecrübe etmek gerekir. Kendimizi daha iyi tanıdıkça, kendimiz ile geçirdiğimiz zamanlar daha verimli olarak geçer. Düşünce olarak saf bilgi ilk başta oluştuğu anda, yalan da olabilir. Yok formundadır. Yeni bir oluşum, yeni bir varoluş. Üstünde durdukça, yalanlar da gerçeğe dönüşür. Olmayacak hiçbir şey yoktur. Ne yapmak istiyorsak, hayal kurmamız yeter. Sonrasında bir birliktelik gerekiyor. Yemek ve aşk haricinde, hiçbir şeyi kendimiz için yapamayız. Hep başkasının hayallerini yaşatıyoruz. Zaten biz de bir başkası değil miyiz?

Saygılar sevgiler. Sevgi ve bilgi ile kalın.

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir