Elma kabuğunun yonisi

Elma deyince herkesin aklına tek bir şey gelir; elmalardan bize aktarılan masallar elbette. Havva anlatılarında elma ile zamanın başlaması, bilginin çıkması ya da Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalındaki cadı elması gibi… Masallarda gizlenen elma ağacı ve meyvesi, hatta çiçekleri bile pırlanta gibi değerli olan elmanın hikayesini Okült Botanik ve Vedik metinlerinden anlatmaya çalışacağım size.

Rahim hattında ata-ana kalıpları… Rahim alanı yani yoni bölgesi, biyolojik ve fiziksel işlevinin yanı sıra zihinden çok rahimde taşınan güçlü ata bilgileriyle donanmıştır. Soy hattının ilk kayıt odası aslında burasıdır. Titreşimsel imzalar taşıyan ata izleri, özellikle “ana ata izleri” dediğimiz yani dişil enerji kanalından bize gelen tüm kalıplar; bazen yük taşıyanlarla, bazen acı, bazen çocuk, bazen de sır taşıyanlarla doludur.

Elma kabuğunun yonisiFedakârlık taşıyanlar vardır. “Ben tutunmazsam, tutmazsam dağılır” diyenler… Bu kalıplar bugün kadında; herkesi taşıma, bir ilişkiyi bırakınca yaşanan suçluluk hissi ya da kendi ihtiyacını ertelemek gibi şekillerde karşımıza çıkıyor. Bu hatta konuşulamayan yaslar, gizlenen düşükler, doğumlar, bastırılmış arzular vardır. Zaten kadının menstrual döngüde yaşadığı kasılmalar ve donukluklar bedende bu şekilde yankılanır. Fedakârlık kalıbı, kendinden vazgeçerek ayakta kalmanın çabasıdır. Vedik metinlerin içinde rahim üçlü bir kapı olarak gösterilir: Geçmişi, şimdiyi ve henüz yaşanmamış olasılıklar yerini temsil eder. Bazen rahim çalışmalarında, bir çemberde yas çıkar ortaya. Ancak ortada somut bir kayıp yoktur; yas tutulan şey yaşanmamış bir zamana aittir. Kadim okült okullarda bu hatlar; oldukça sakin, yavaş ve huzurla çalışılması gereken alanlardır.

Dağ sırtlarında, mağara ağızlarında, taş öbeklerinin bulunduğu megalit alanlarda seremoniler gerçekleşirdi. Özellikle Tibet’e doğru yaklaştıkça kadınlar, taşlara bez bağlayarak aslında tüm ağırlıklarını, tüm ata-soy hattından gelen bilgileri ve karmaları taşlara emanet ederlerdi. Ya da taş dibine bez bırakmak da yine rahim yükünü en iyi taşıyan taşlara teslim etmekten geçerdi.

Kadınlar menstrual döngü sürecinde bir komün gibi birlikte uyuyorlardı; yalnız yolculuk yapmaları, gece mağaraya girmeleri yasaktı. Onlar sadece toprağa basar, akan suya yakın bir yerde durup ona yaklaşır ve geceleri ateşe bakarlardı. Nepal topraklarında tanıdığım bir usta, bir seremonide bana şöyle söylemişti: “Çok konuşan, çok soran, çok açılmak isteyen kadınlara bilgi verilmez, onlara ritüel gösterilmez. Rahim acele ediyorsa yükleri ağır demektir.” Yani acele eden, bir an evvel iyileşeyim isteyenler, aslında en çok yükü taşıyanlardır. Tabii bunların aynı zamanda ritüelleri vardır; yoni buharı yapılırken alan açılarak, odaklanılacak konu üzerine seçilecek bitkiler ve yapılacak buharla birlikte seremoni başlardı. Rahim ana hattını yumuşatarak başlamak bir altın kuraldı.

Özellikle şatavari (asparagas) gibi kendini güvende hissettirecek ya da bala (sidakordifolya) gibi hassas dişileri daha çabuk sakinleştiren bitkiler, gül yaprakları veya rahim dokusunu düzenleyen lodhra ağacı gibi kadim bitkiler kullanılırdı. Elma kabuğu kullanımından sonra kişiyi “şimdi”ye çağırmak gerekir. Kuru bir bezle, bir şalla alt karın sarılır; çok sıkı olmayacak şekilde pamuklu bir bezle örtülürdü.

Bu, rahim sınırı oluşturmak demekti. Sağ el alt karına konur, sol el ise serbest bırakılırdı: “Bu alan bana ait. Bana ait olmayanı bırakıyorum ve alanımı kapatıyorum,” diyerek bitkiyle olan çalışma noktalanırdı. Buharlar farklı alanlar için çalışırdı. Örneğin düşük sonrası ya da ölü doğumların sonrasında, zorunlu kürtajlarda ya da göç/sürgün sonrası terk edilen çocukların soy bağları için civanperçemi, papatya ve elma kabuğu kullanırlardı.

Elma kabuğu bu anlamda çok özel bir yere sahip. Geleceğin doğmasını engelleyen bir varlık, bir titreşim olarak kabul ediliyor. Havva anlatısında elma yenildiğinde bilgi açılmaz, zaman başlamış olur. Mesele bir kişiye, ilişkiye ya da travmaya değil; rahmin artık bir döngüyü taşımayı bırakmasıdır. İşte bu noktada elma kabuğu devreye girer. Zamanı iade etmek; ata-ana hattında tamamlanmamış kadın kaderlerine veda ve iade zamanını başlatır.

Bu, hattı kesmek değil, bitirmeyi sağlar. Elma kabuğu yoni buharının etkisi bir iki gün sürer ve zamansızlık hissi yaşatır. Bu yüzden yeni döngülerde kullanılmaz. Doğurganlık niyetinde elma bu yüzden yasaktır; zira kadının doğum kanalını kapatmaktadır. Kabuklar, zamanın artık içeri alınamayacağı sınırları gösterir. Geçmişi çözmek için değil, rahmin geçmişe olan erişimini kesmesi için kullanılır. Yani rahat bırakmayan geçmiş kalıplar artık kesilmiş olur. Elma kabuğu bir şeyi çekmek, bir alanı açmak ya da bir yükü çözmek için kullanılmaz.

Elma kabuğu yoni buharında odak rahim değil; boşluk ve nefes olmalıdır. Taşıyamadığımız yükleri zamanın kendi yoluna bırakırken, bağların kendiliğinden açıldığını hissederiz. Zorlamadan, bağları sessizce teslim ettirir.

Minnoş bir tarifle, sıkılmadan bitiriyorum yazımı:

  1. Bir elmayı güzelce yıkıyoruz.

  2. Üzerine 2 adet karanfil batırıyoruz.

  3. Tarçın kabuğunu kırıp dört element yönünde saplıyoruz.

  4. Sol tarafa beyaz karabiber, sağ tarafa pippali ya da tane karabiber gömüyoruz. (Sağ eril enerji için, sol dişil enerji için.)

Baharatların elmanın içine girmesi önemli, unutmayalım. Elmayı 200 ml suda pişiriyoruz. Leziz kokular eve dağılınca hazır olduğunu anlayacaksınız. Bu çayı her yoni buharı öncesi, sadece bir bardak olacak şekilde içiyorum.

Afiyet ve şifa olsun…

Ayşegül Savaş

Yazar

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Murat Tali - YY

    Ah Ayşegül… işte bu yazı var ya, tam da “şehir hayatında kazan kaynatamıyoruz ama içimizdeki kazan fokur fokur” hâli. Okurken hissediyorum; elma artık meyve değil, zamanın kabuğu olmuş senin kaleminde. Görüyorum; rahim, acele etmeyen ama çok şey bilen o kadim alan olarak ne kadar sakin, ne kadar derin anlatılmış. Duyuyorum; bitkiler burada tarif değil, hatırlatma gibi konuşuyor. İksir yapma isteği de buradan geliyor zaten kaçmak için değil, yükü usulca yerine iade etmek için. Yüreğime dokundu bu metin; büyü dediğin şeyin aslında sessiz bir bilgelik, sabırlı bir bırakış olduğunu yeniden anladım. Kalemine sağlık, kazanı ben de içten içe kaynattım

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir