Sözler lens mi üstadım?

Hayır gerçek, zaten bende şair değilim, hırsızım.
Sözleri çalarak yazıya söyletiyorum.

Şiir sevmeyenler yaşamda her şeyin şiir barındırdığını bilmeyenlerdir. Şiiri sevmek zorunda değilsin fakat şiire saygı duymak zorundasındır.

Gözünün gördüğü her şey duygusal zekâ içeren şiirdir. Şiir duyguların zekasıdır. Her şeyin içindeki anlamları aramak yolculuk yapmak o yolculuktan çıkan sonuçlardır. Şiir gerçekleşmek üzere yola çıkan hayal gücüdür. Şiir seni elinden tutar günlük hayatın sıradanlığından çıkararak farklı bir dünyaya götürür.

Sözler lens mi üstadım?

Şiiri öyle günlük telaşların içerisinde okumamak gerekir o her zaman kendi kendine kaldığın vakitlerde ki hoş sohbetinin misafiri olmalıdır. Yoksa şiirden nefret eder, O yoğunluk anına uygun olmadığını düşündüğün için ne alaka diye bir cümle kurarsın.

Her şeyin içinde şiir vardır dedik
evet evi düzenlerken şiir vardır
resim yaparken şiir vardır
Vücut tipine göre kıyafet seçtiğin zamanda şiir vardır
pişirdiğin yemekte yaptığın alışverişte kısacası yaşamın içerisinde iç içe geçmiş uyum içeren her şeyde şiir vardır.
Çünkü şiir yaşama sanatıdır. Yaşam başlı başına şiir ise içerisinde duygularla dans eden bir hayal gücü de olmalıdır. İşte eğer bu yoksa sen fakir bir insansın. Ne kadar zengin olursan ol ruhu fakir olmak en büyük fakirliktir.
Bütün duygular kendi içerisinde iyi huylu ve kötü huylu diye ikiye ayrılır. Hatalar iyi niyet içerirse affedilir. Bile isteye kötü olmak seçimdir, affedilmez. Şiirsel bir geçmişi olmayan kişiler şiirsel bir gelecek yazamazlar.

Ön tekerlek nereye arka tekerlek oraya gider bunu fark edenler kendilerine farklı bir yol çizebilirler. Her insanın dostu ve düşmanı kendisidir
kendi kendine konuşmayan insan akılsızdır.
Kendi kendine konuşarak şiire varırsın,
Sonuçlara, yargıya varırsın
işin içinden çıkamadığın bütün duygu ve düşüncelerinin içerisine dalarsın
yüzleşirsin, gerekirse kendine kızarsın,
Baktın olmuyor dalga geçersin
kararsız kaldığında ancak o zaman sesini yükselterek bir dostuna fikrini sorabilirsin. İşte konuşmak sadece bunun için vardır.

Kötü ve çirkinler şiirden anlamazlar çünkü onlar şiir yıkıcılarıdır. Dalgın değillerdir sürekli almayı düşünürler Öğretmek paylaşmak bölüşmek onlara göre değildir/ Kötü huylu bencil almayı, sömürmeyi, hep tetikte olmayı sever. Biriyle konuşur gibi durur, kulağı diğerindedir. Biriktirdiği konular gelişmek için değil dedikodu edebilmek içindir. Hain ve içten pazarlıklıdır. Her şeyi bilmek, duymak, yönetmek ister. Sır vermez ama herkesin sırrını merak eder. İşte bunlar sanattan da yoksundur. Çünkü şiirsizdir, mutsuzdur, onun mutluluğu başkalarının hayatını kurcalamaktan geçer. En acınası uzak durulası varlıklar.

Bir şair sürekli bir daldan bir yerine konan bir duygudan diğerine misafir olan gezgindir. Yıllarca şiiri ve şairi dair duygu ve düşünce yazdım ve okudum fakat Duyduklarım içerisinde şairi ve şiiri en iyi tanımlayan Namık Kemal’in şu sözleridir;

Şair nedir? Tabiatın en sevdalı zamanlarındaki hüzünlü gülümsemelerinden yaratılmış bir canlı. Gülümseyişlerinden, güldeki şebnem gibi gözyaşları, ağlayışlarından gökkuşağı gibi gülümseme alametleri görülür; tabiata bütün yaratıklardan daha fazla esirken, tabiatın üstüne çıkmak ister; kendi kendini bile idare edemezken, dünyayı zayıf kollarıyla sürükleye sürükleye başka bir feyiz noktasına, başka bir olgunluk merkezine götürmeye çalışır. Bunca didinmeler içinde gücü, kuvveti kesilince de ya kafeste siyah perdeler içinde mahpus bülbüllerin nağmesi kadar hüzünlü veyahut dünyamızdan teneffüse yeter hava bulamayacak derecede yükselip sonra aşağıya doğru hiddetle süzülen şahinlerin haykırışı kadar acı feryatlara başlar. İşte asıl şiir o feryatlar ve asıl şair de o karakterde, o yaratılıştaki insanlardır. Yoksa ben on kelimeyi aruz veya hece kalıplarına uydurmaya, yine birkaç kelimeyi birbirine kafiye yapmaya muktedir olanlar değil.

Çok detaycı çok ince düşünceli olan şair insanların içerisinde kendine yazıya yer bulduğu kadar yer bulamaz. Fazla bir yeri olmaktan birçok şeye dönüşmekten empati yeteneğinin yüksek oluşundan dolayı yorgun düşer. O yüzdendir ki tek başınalığında kanat çırpmak ona iyi gelir. Yaşamı sıradan görünür her gün aynı şeyleri yapıyor gibi görürsün fakat onun içi dolup taşar sürekli yeni şeyler üreterek çoğalır. Çoğunlukla sıkılır hep sıkılır yeni şeyler öğrenmek paylaşmak onun hayat amacıdır. Hiçbir zaman aynı kişi olarak kalmayacak her zaman her güne farklı bir insan olarak başlayacaktır geçmişte kalan kendisini asla yarına koymayacakdır.

Şair kişi bakışların konuştuğu bir dilden gelir. O yüzden hep utangaç bir çocuktur. Saydam bir gezegenin mensubudur. O yüzden hep ceylan ürkekliğinde bir dere kenarıdır düşleri.

Şiire ve şaire dair düşüncelerimin olması ve şiir yazıyor olmam beni büyük bir şair yapmak için yeterli değildir fakat gözlemlerim sonucunda şunu fark ettim ki gerçekten şairler çocuk kalmış kimselerdir kesinlikle iyi niyetlidirler. Onlara nerede rastlarsan rastla mutlaka sohbet etmek ve başkalarına soramadığım her şeyi sormak istersin. Çocukluk arkadaşları hakkındaki düşünceleri o zamanlar neyse şimdi de pek değişmemiştir.

Şiir dinleti zamanlarının hoş esintisi yaratıcı mizahı olmalı. Şiir dostla edilen sohbetin en koyu yerine benzer. Olur olmadık insanlarla konuşmaya gelmez. Şair yaşamın içinde usul usul yürümelidir, tıpkı sonbahar gibi yapraklarını toprağa canını yakmadan indirmelidir. Şair bir sözlük dolusu sözcüğü yutarsa sağlıklı şiirler doğurur. İnsanları şiir yazmak için kullanan şairler en bayağılardandır. Ancak Gerçek aşkın deryasından kana kana su içenler ki onlar yazdıklarını şiir olsun diye yazmayan, iyi niyetin çocukları gerçek şairlerdir. Çünkü kendileridir yazdıkları şiirler.

Çünkü bir şair aynı zamanda felsefeci yorumcu duygu filozofu ve duygusal zekası gelişmiş bir kişidir daha çok okuyup öğrenerek kendini her gün yeniden doğurur ve aslında çoğunlukla gözlem yeteneği çok gelişmiş olduğu için bilgedir.

Şiirden anlamayanlar şiiri kötülemek isterler yaşamın her hali uyum içerisinde tabiata doğaya şiirim diye haykırır/ağaçlar yeryüzüne yazılmış olan şiirlerdir demiş bir şair fakat ben diyorum ki; gözümün gördüğü her şey bir şiirdir.

Hayatın her sahnesinde şiir akmaz. Şairin işi o şiiri akarken görmek, seslendirmektir.

Şiire girmek için zemin hazırlamak yetmez. Kalbin ve ruhunda buna hazır olması gerekir. Hatta öncelikle ruhu hazırlamak gerekir. Gerekir diye bir gerekliliğin içinde değil. Gerekenin gerektiği zaman gerektiği kadar geleceğini bilerek bunu gereklilik diye seslendirmeden kendiliğinden oluşan bir düzendir bahsi geçen.

Sözler zamansız gelebilir. Şiiri gelen bir köşeye çekilir ve çıkmasına izin verir. Edebiyat dışkılamaktır der Küçük İskender. Şiirde bir nevi dışkılamaktır. İçinde biriken soyut duyguları paylaşmak şairin rahatlaması, o taşkınlığa eşlik edenle coşması ile sonuçlanır.

Şair, yazar, öğretmen, avukat, filozof, doktor, psikolog fark etmez. Tüm bu insanların temelinde paylaşmaya duyulan arzu ile seslendirme, savunma, şifacılık, yardım etme arzusu, söylem, adalet, farkındalık, iyileştirme, öğretme, yeteneği yatmaktadır.

Şiir, çoğu duygudan oluşan söz sanatıdır. İyi şiiri oluşturan malzemeleri empati yeteneği, sezgi, sevgi dolu bir kalp, mizahi bir ruh ve dahi kainatın da her bir hücresinin yerine geçerek seslendirme becerisi olarak tanımlayabiliriz.

Karlı dağlar kadar uzak kaldığım o kocaman gözlerinin uğultusunda üşüyorum.
Gece uyumadan, gündüz durmadan esiyor rüzgâr. Darağacındaki son bakışın ölüsüdür gözlerim. Sararmış otlar gibi hiç aklıma gelmeyen ölüme soyundum.
Kefenime sinen kokunda aşkın büyüsü.
Onun ışıldayan gülüşünün örttüğü mezarlara gömün beni.
Bağımsız erkekliğinin duası olsun.
Günahsız gençliğimin hükümsüz yaşlılığında,
seni nereye koyacağım ben?

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir