19 Nisan, 2019

Var Mısınız Kendinizden Özünüzü Doğurmaya?

Kendimizi Tanımak Yolculuğu; Var Mısınız Kendinizden Özünüzü Doğurmaya?

İki genç balık beraberce suda yüzüyorlarmış. Yüzerlerken karşıdan gelen yaşlıca bir balıkla karşılaşmışlar.  Yaşlıca balık ‘’Su, nasıl ‘’ diye sormuş. Genç balıklar selam verip geçmişler. Bir süre sonra biri diğerine sormuş ‘’Su’da neyin nesi?’’ Evet burada sözü edilen su; ‘kendimizi tanımak okyanusu’ dur. Kendimizi tanımak okyanusumuzda suyun farkında mıyız? Okyanusumuzun derinliklerinde alabildiğine yüzebiliyor muyuz? Keşfedebiliyor muyuz muhteşem güzelliklerimizi?

‘’Yalnız bir kere dilsiz kaldım, biri bana, ‘Kimsin sen?’ diye sorduğunda’’ diyor Halil Cibran.

Kendimizi Tanımak     Virginia Satir diyor ki: ‘’ Kim olduğunuz hakkında sizi heyecanlandırmak istiyorum. Hayatınızda daha neler olabileceğini görmelisiniz. Şu an olduğunuz yerden sizi çok daha ileri götürebilecek ilhamı vermek istiyorum’’ diyor. İşte bu cümle özetliyor; yüreğimde mayalanan tüm kelimelerimin amacını. Olmak istediğiniz Siz’ e doğru çıktığımız Bireysel Marka Yolculuğumuz keyifle devam ederken İmaj Yönetimi durağında ki keşfimiz devam ediyor. Puzzle’nın parçalarından olan Kendimizi Tanımak aynamızda kendimizi keşif ortaklığımızda merhaba. Öyle ki bu ayna da kendimizi keşfettiğimiz oranda; diğer aynalardaki  (Olumlu Düşünmek, An’ da Olmak, Olayı Bütünüyle Görebilmek, Özgüven, İletişim Becerileri, Dinleme Yönetimi, Empati, Zaman Yönetimi, Kaynaklı Düşünmek) keşfimiz etkin olacak.

Bir dilenci otuz yıldır bir yol kenarında oturmaktadır. Bir gün onun önünden bir yabancı geçer. Dilenci eski şapkasını mekanik bir biçimde ona uzatarak, “Allah rızası için bir sadaka,” der. “Benim sana verecek hiçbir şeyim yok,” der yabancı. Sonra, “Sen neyin üzerinde oturuyorsun?” diye sorar. “Hiçbir şey,” diye yanıtlar dilenci. “Sadece eski bir sandık. Kendimi bildim bileli onun üzerinde oturuyorum.” “Onun içine hiç bakmadın mı?” diye sorar yabancı. “Hayır,” der dilenci. “Niye bakayım ki, onun içinde hiçbir şey yok.” “Sen yine de bir bak,” diye ısrar eder yabancı. Dilenci yerinden kalkar ve biraz uğraştıktan sonra sandığın kapağını açmayı başarır. Ve o, şaşkınlık ve sevinç içinde sandığın altınla dolu olduğunu görür. Bu Anonim hikayede anlatıldığı gibi; kendimizi tanımayan, özündeki hazinenin farkında olmayan her birimizin bu sandık üstünde oturup dilenen dilenciden hiçbir farkımız yok.  Mutluluk, varlık dışarda değil; özümüzde. Değil midir ki yaşam amacımız her şeyden önce özümüzü keşfetmek!

Her hakikat onu açığa çıkartan BEN’ in yansımasıdır. Ben kimim? “Sen” zannettiğin biri olarak yaptığınız ettiğiniz şeyler sizin kim olduğunuzu anlatmıyor. Kendinizi tanımak zorundasınız. Var mısınız içinize doğru bir yolculuk yapmaya. Kendinizden özünüzü doğurmaya; yepyeni bir Sen’e merhaba demeye ne dersiniz? Özünüzün penceresinden kendinize baktığınızda gördükleriniz belki de yeniden doğumunuz olacak. Kendimizi keşfedip tanıdıkça hayata yüklediğimiz anlam artacak. Bambaşka mucizelere tanık olacağız.

Kendimizi Tanımak    Kendinizi tanıyor musunuz? Savaşlar, insanlar arası çatışmalar ve insanın iç çatışmaları, hepimizin aynı kaynaktan geldiğimiz ve bir olduğumuz anlayışıyla çözülebilir. Ve bu anlayışı edinmek kendini tanımakla; bir olduğumuzu hatırlamakla başlar.

Siz her şeyden önce bağlantısal bütünsel gerçeklik içinde ‘ben’ siniz.  Siz Biliş’ siniz. Bilinçsiniz; seçim yapabilme eylemisiniz, Siz içsel dinginliksiniz. İçsel dinginlikle teması yitirdiğinizde, kendinizle teması yitirirsiniz. Kendinizle teması yitirdiğinizde, kendinizi dünyada kaybedersiniz. İçsel dinginliğimizin yolu kendimizi tanımakla; özümüzü keşfetmekle başlar.

Dinginlik nedir? Dinginlik bizim asli doğamızdır. Dinginlik bizim özümüzdür. O bu sayfadaki tüm sözcüklerin algılanıp düşüncelere dönüştüğü içsel alan; farkındalıktır. Bu farkındalık olmadan hiçbir algılama, hiçbir düşünce, hiçbir dünya olmazdı. Siz bu bedende ki farkındalıksınız.

Dışsal gürültünün karşılığı içsel düşünce gürültüsüdür, kendini tanımamaktır. Dışsal ahengin karşılığı içsel dinginliktir. Gerçekte kim olduğunuzu bildiğinizde, kalıcı ve canlı bir huzur hissedersiniz. Siz onu sevinç ya da mutluluk olarak adlandırabilirsiniz, çünkü mutluluk budur; son derece güçlü canlı bir huzur. O kendinizi yaşamın forma bürünmeden önceki özü olarak bilmenin sevincidir. Bu Var’ lığın, gerçek kimliğiniz olmanın sevincidir.  Var’lık şimdi tüm tamlığıyla zaten sizin içinizdedir. Kendimizi; özümüzü keşfetmek; ne heyecan verici bir yolculuktur.

Kendini tanımak uzun bir yol; kendini bilme, bulmak, idrak etme yoludur. Bu yol gelişim, değişim ve yaratım yoludur. ‘’Bilge kendi mutluluğunun efendisidir’’ diyor Plautus. Kendini tanımak; bir bilgelik yoludur.  Bu söz bize; ne istediğini bil, kendi potansiyelini, kendi farklılığını, sınırlarını ve zayıflıklarını bil, diğer insanların gözünde ne olduğunu bil, kendi isteklerinin ve niyetlerinin farkında ol, etrafında olup bitenlerin farkında ol, her alanda farkında oluşunun derecesini artır demektedir. Kendini tanımak esaretten kurtuluş; özgürlüğe varışın yoludur. Liderliktir kendini tanımak. Işığın savaşçısıdır kendini tanıyan kişi; önce kendisini ışıtır; sonra çevresine ışığı yayar. Davranışların ve oluşturduğu etkileri farkında olur ve bu durumu kontrol eder.

Kendimizi Tanımak

Bilememezlik bilmenin yolunu açar, bilmekse öğrenmek demektir. Eylemsiz bilim ve söylev hiçtir. Kendini tanımak yolu ışığın savaşçısının eyleme dönüşen yoludur.

Yaşam dengedir. Denge içimizden dışarıya doğrudur. Merkezinizi içinize alın. Her şey içerden dışarıya doğrudur. Var oluşta kendimizi nasıl ifade edeceksek, seveceksek, öveceksek, eleştireceksek, değiştireceksek;  içeriden dışarıya doğrudur. Dışarıda olup biten ne varsa içimizin dışarı yansımasıdır. ‘’Kendini tanı’’der Sokrates. Eflatun ‘’Kendini bil’’ der. Yunus Emre ‘’İlim ilim bilmektir. İlim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen; Ya nice okumaktır’’ der. Kendimizi tanımakla başlar her şey. Kendin OL’ makla devam eder. Kendiniz olun, kendi gerçeğinizle uyumlu olun hem içinizde hem de dışınızda. Ünlü Alman düşünürü Goethe’ye göre; ‘’Bir insanın ulaşabileceği en yüksek düzey, kendi inanç ve düşüncelerinin farkına varmak, kendini tanımaktır.’’ Ve kendini tanıma zorlu bir süreçtir. Dürüstlük, çaba,  gelişim, süreklilik ve vakit gerektirir. Bunların hepsi bir insan için en değerli nitelikler arasındadır. Kendini tanımak isteyen insan büyük bir azim ve kararlılıkla kendi üzerinde çalışmalıdır. Çünkü siz yaşamınızın koşullarını yeniden düzenleyerek değil, en derin düzeyde kim olduğunuzu idrak ederek huzura kavuşursunuz.

Hepimiz kendimize “ben kimim, varoluşumun anlamı ne, nasıl biriyim, neler yapabilirim?” gibi sorular sormuşuzdur. Zaten bu tür soruları kendimize  hiç sormamışsak kendimizi tanımaya ve anlamaya da henüz başlamamışız demektir.

Fiziksel, duygusal ve ruhsal boyutlarıyla insan bir bütündür. Bu boyutlardan sadece birinde bile dengeyi sağlayamazsa kaos gelişir. Bu kaosun ve mutsuzluğunun sebebinin kendisinden kaynaklandığını bilmez. İnsanın yaşam alanını dört birbirine bağlantılı bölümde inceleyebiliriz;

  1. Bireyin hem kendisinin, hem de başkasının bildikleri
  2. Kendisinin bildiği, başkasının bilmedikleri
  3. Kendisinin farkında olmadığı, başkasının farkında olduğu
  4. Ne kendisinin, nede başkasının farkında olmadıkları

İnsanlara ‘’kendinizi tanıyor musunuz?’’ diye sorduğumuzda çoğunun vereceği yanıt genellikle, ‘’Tabi ki tanıyorum’’ olur. Oysa burada tanımak kavramı ile insanların belirttiği 1. ve 2. maddelerdir.

Kendini tanıma, insanın psikolojik ve fiziksel açıdan kendinde olanları bilmesi, kendinde olanların farkında olması ve bunları doğru değerlendirmesi ile ilgilidir. Bir insanın fiziksel özelliklerini, duygularını, düşüncelerini, istek ve gereksinimlerini, güçlü ve zayıf yönlerini, amaç ve değerlerini, yeteneklerini ve becerilerini tanıması ve bunların farkında olmasını; eyleme dökmesini ifade eder. Kendisini iyi tanıyan bir insan yaşayacakları karşısında neler hissedeceğini, neler düşüneceğini ve nasıl davranacağını olacağa yakın öngörebilir.

Bir gün bir soyguncu dünyanın en pahalı elmasının peşine düşmüştür. Elmas bir müzede korunmaktadır. Soyguncu günlerce dünyanın en pahalı elmasının nasıl çalabileceğine dair en ince ayrıntısına kadar planlamasını yapmıştır. Derken soygun günü; soygun saatinde tam elması eline aldığı andan itibaren alarm öter. Ve hızlı bir Soyguncu önde; güvenlik görevlileri arkada hızlı koşturmaca başlar. Kovalamaca şehrin dar arka sokaklarına kadar ilerlemiştir. Bu uzayan kovalamaca sırasında soygun elinde ki elması; yolun kenarından kendinden habersiz kıvrılmış uyuyan dilencinin hırkasının cebine bırakıp; koşmaya devam eder. Ve çıkan çatışmada soyguncu ölür. Diğer taraftan ertesi sabah dilenci hırkasının cebinde dünyanın en pahalı elması ile uyanır. Ve cebindeki elmastan habersizdir. Ve hayatı boyunca dilenmeye devam eder cebinde ki elmastan habersiz. Ve dilenci öldüğünde yırtık hırkası çöpe atılır; cebinde ki elmastan habersiz…

Kendimizi Tanımak

Evet hepimiz bir dilenciyiz aslında; cebimizde dünyanın en pahalı elmasından daha değerli kendi potansiyelimizin farkında değiliz. Ve farkında olmadığımız; değerlendirmediğimiz ‘potansiyelimiz’ cebimizde ölüp gidiyoruz. Potansiyelimizin farkında olmak olmak bizi dilenci olmaktan kurtarır.

Kendimizi tanımak; potansiyelimizin ve potansiyelimizi nasıl kullanıp geliştireceğimiz bilmektir. Kendimizi tanımak; duygularımızı tanımak, duygularımız ve bilinçli düşüncelerimiz ile aklımızı kullanmak; karşılaştığı sorunları sahip olduğumuz farkındalıkla nasıl dönüştürebileceğimizi ve zayıf yönlerimizi bilmek. Farklılıklarımızın farkında olmak.  An’da ki duygularımızı tanıyıp kontrol edebilmektir. Gordon der ki ’’İnsanların duyguları soğana benzer, kat kattır. Dıştaki duyguları soyduktan sonra en içteki soruna inilir.’’ Bir insana negatif bir tepki gösterdiğimizde; tepkinizin asıl nedeninin o an ki durum olmadığını; durup düşündüğünüzde; görünen durum altında çok daha farklı bir sebebin bizi beklediğini göreceğiz. Tepkilerimizi, duygularımızı yönetebilmek için kendimizi tanımak gerekir. Maslow der ki ‘’Elinde çekiç olan her şeyi çivi sanır. Bu güç kontrollüdür, zira denildiği gibi kontrolsüz güç gerçek güç değildir.’’ Asıl liderlik önce kişinin kendi duygu, düşünce ve tepkilerini yönetebilmesidir. Kendini tanımak ölçülü olabilmenin yoludur. Kendimizi tanımak içinde öncelikle negatif veya pozitif yönlerimizle yüzleşmek gerekir. Kendimizi tanımak için dışardan da şahit konumunda kendimizi gözlemlememiz gerekiyor.  Gözlem size hayatınızda ki olaylara yargılamadan, değer biçmeden, anlam yüklemeden ve tercih yapmadan bakma deneyimi sağlar. Zihnimizin (düşünceler, duygular, duyumlar, çağrışımlar) içerdiklerinin gözlemcisi olarak, biz zihnimizin içerdiklerinden daha fazlasıyız.

Bir karar aldığınızda ya da bir fikir geliştirdiğinizde nedenini bildiğinizi düşünürsünüz. Ama yanılıyorsunuz. Gerçek şu ki zihinsel faaliyetlerimizin çoğu aslında bilinçli düşünce seviyesinin altında gelişir. Bilinçaltı kodlarımızın farkında mıyız? Davranışlarımızın nedeni zannederiz ki buz dağının görünen kısmı. Oysa asıl neden buzdağının görünmeyen suyun altında ki bölümdür. Evet buzdağının görünmeyen tarafını görebiliyor muyuz? Görebilmek; yüzleşebilmek kendimizle; acıtır, çaba ister, sabır ister, emek ister. Kendi kusurumuzu göremeyip, mazeretlere sığınıyoruz. Bir başkasının kusurunu ise görür; genişletir; görmeyene gösteririz de. Eve kusuru düzeltebilmektir burada marifet; insan olabilmek. Bu durum bilimin ötesinde ilim ister. Ve ilim dünyasının kapısı ‘Kendini tanımak’tır.

Sadece buzdağının görüne kısmını kendimizi tanımak zannedersek.  Haluk Akçam’ın dediği gibi:“Eğer sadece notaların yerini öğrenmekle, piyanonun başına geçtiğiniz an Chopin’in Mazurkalarını çalabileceğinizi zannederseniz, sonunda kendi kulaklarınızı da tırmalayan bir tangırtı çıkar ortaya.”

Nasıl kendimizi tanıyacağız?

   Buzdağının suyun altında kalan bölümü keşfetmek yolunda ki aşamalarımız;

             Kendimizi Tanımak ve İdrak Etmek Bilinçlenmek

Aradığını nerede bulacağını bilmek, araştırmak, çabalamak, yüzleşmek

Bulduğunun değerini fark etmek, farkındalık, kavrayış, uyanış

Bulduğunu kendisiyle zenginleştirmek, katkı vermek

Aradığınızı bulmak yolunda bedel ödemeyi göze almaktır (sabır, emek vb.)

Biraz daha ayrıntılı incelersek;

  1. Bilinçlenmek;

Bilinçlenme aşaması sorunları ve durumları netleştirme aşamasıdır. Kişinin kendisiyle yüzleşip; sorun tesbitidir. Başkalarının düşüncesine saygı duymanız gayet doğaldır. Fakat onların istediği gibi hareket etmek zorunda değilsiniz. Çevrenizdeki insanların size söylediklerine bütünün hayrına geçerli nedenlerle karşı çıkabiliyorsanız bu durumda onlardan farklı hareket edebilecek bir bireysiniz demektir. Bu size daha fazla şey öğrenme olanağı ve hedeflerinizi yakalama fırsatı sunar.

Kötü alışkanlıklarınız varsa (Sigara, alkol, aşırı yemek yeme vb. )varsa neden vazgeçemediğinizi sorgulayın. Kendini tanıyan; özünü doğuran birey tüm kötü alışkanlıklardan; bahanelerden özgürleşir. Özümüz hiçbir maddenin bağımlısı değildir. Özümüzün içindedir dinginlik.

Ve yine pozitif özelliklerimizin farkında olup; daha da geliştirmek ve uygulamak; bilinçlenme aşamasının bir başka yüzüdür.

  1. Kendinize zaman ayırın; sessizliğinizi dinlemek için ortamlar yaratabiliyor muyuz?

Uzun yürüyüşler, meditasyon, doğayı gözlemlemek, kitap okumak, sosyal aktivite vb.

  1. Yazmak; ‘Günlük’ tutabiliyor muyuz?

Günlük dışında; Neleri yapmayı sevdiğinizi ve neleri sevmediğinizi; hayata dair istediklerinizi  yazabilirsiniz.  Aklınıza gelen fikirleri not edebilirsiniz.

  1. Bağlantısal bütünsel gerçeklik içinde olduğumuzun farkında mıyız?

Her şey içinde bulunduğu ağ ile anlamlı; kendi içinde ve var oluşta hücreden laniakeaya kadar bağlantısal bütünsel gerçeklik içinde olduğumuzu bilmeliyiz. Yaprak olduğumuzun farkında olarak ormanın bütününü görebiliyor muyuz?

  1. İçinde bulunduğunuz ağda kimler var?

Çevrenizde ki insanlar; arkadaşlarınız, aileniz, dostlarınız; bir aradayken onlarla neler konuştuğunuz, zamanınızı nasıl geçirdiğiniz, bir arada oluş amacınız sizin kim olduğunuza dair bilgiler verir. Bu süreçte  şu soruları soralım kendimize; İşbirlikçi miyiz? Açık fikirli miyiz? Açık fikirle bakabiliyor muyuz durumlara? Destekleyici miyiz ? Gerek duyulduğunda orada olan mıyız? Nasıl bir dinleyiciyiz? Kendimizi ifade edebiliyor muyuz?

  1. Geribildirim alıyor muyuz?

Anne-baba, İyi niyet ve tecrübesine güvendiğimiz dost ve arkadaşlarımızın veya konuda profesyonel bir uzmanlardan görüş alıp; kendi içimizde özeleştirimizi yaparsak kendimizi tanımaya biraz daha yaklaşmış oluruz.

  1. Var oluş amacımızı, nereden geliyoruz ve nereye gidiyoruz ?

Yaşama, mutluluğa, başarıya, ölüme yüklediğimiz anlam üzerinde düşünelim!

Soralım kendimize ‘’Yaşamımızın anlamı’’ nedir?

Sabah uyandığınızda sizi yataktan heyecanla çıkaran şey nedir? Yaşam enerjimizi nerden alıyoruz? Hayatımıza yön veren önceliklerimizi biliyor muyuz? Hayat ağacımız olan değerlerimizin ve amacımızın farkında mıyız? Hayallerimizle besleniyor muyuz? Hedeflerimizle güçlü tutuyor muyuz kendimizi? Potansiyelimizin farkında mıyız? Güçlü ve gelişmeye açık yönlerimizi biliyor muyuz? Kendimizi güdüleyen ve etkileyen faktörleri biliyor muyuz? En büyük korkularımız; en güçlü özlemlerimiz neler? Ne yaparken zamanımızın geçtiğini anlamıyoruz? Huzur kavramından ne anlıyoruz? Huzurun kaynağı ne?   Şu an neredeyiz? 1 Yıl sonra ve ardından 10 Yıl sonra kendimizi nerede görüyoruz. Tüm bu bilgiler bize kendimizle ilgili bilgiler verir.

  1. An’da mıyız? An’da kendimizi gözlemliyor muyuz?

Soralım kendimize ‘’şu an hangi ruh halindeyiz?’’

          Gözlem, kendisini sık sık hırpalayan düşüncelerden, hislerden, duygulardan ve duyumlardan daha fazlası olan bir benliğin deneyimlenmesine yol açar.

Kendimizi tamamen deneyime kaptırdığımızda karanlığın ışığına alışırız ve karanlığın ışığında ne kadar yol alabiliriz ki? Bir parçamızı gözleme taşıdığımızda, gözlem güneş gibi ışıtır deneyimi; yolları görürüz ışıklı geniş yollar. Gözlemlemeyi öğrenmek manzaranın tamamını görmemizi sağlar. Gözlem, kemikleşmiş inanç ve bakış açılarımızın hapsinden kurtarır manzaranın tamamını.

Gurdijieff’in işaret ettiği gibi ‘’bir şey kendi kendini gözlemleyemez. Kendisiyle özdeş bir şey , kendisini göremez. Çünkü kendisinin aynısıdır. Kendisinin aynısı olan bir şey, olasılıkla kendisinin dışında, kendisini gözlemleyeceği bir bakış açısına sahip olamaz’’. Dışarından şahit konumunda kendimizi gözlemektir kendimizi tanımanın birinci koşulu.

Reaksiyonlarımı gözlemleyip onlara tanıklık etmeye başlayabilirsem, daha özgür ve huzurlu hissederim kendimi. Hareketlerimi gözlemleyebilirsem, onların ötesine geçebilirim. Hareketlerimin dışına çıkıp onları fark etmeye başlayabilirsem, kendimi fark etmeye başlarım. Bir an olsun duygularımın ve düşüncelerimin dışında var olduğumu kavradığımda, benim üzerimde daha az etkileri olur. Soralım kendimize; ‘‘Kabul ediyor muyuz kendimizde gözlemlediklerimizi?’’ Kabul etmediğimiz hiçbir negatif özelliğimizi değiştiremeyiz.

  1. Kendimizi seviyor muyuz?

En son kendinize ne zaman ‘’Seni seviyorum’’ dediniz? Küçükken çocuklar aynaya yaklaşır ve bir öpücük kondururlar; kendilerine bakıp tekrar tekrar kahkaha atarlardı. Öncelikle biz kendimizi sevmeliyiz. Dışarıda olup biten her şey içerde olup bitenin dışarı yansımasıdır. Biz kendimizi sevmezsek; kim bizi sevebilir. Biz kendimizi sevmezsek kimseyi sevemeyiz; bizde olmayan bir duyguyu başkasına veremeyiz. Kendimizi sevmeden başkasını sevdiğimizi düşünmek; sevdiğimizi zannetmektir; bağımlılıktır.

‘’İlk önce kendimizi sevmeyi öğrenmeliyiz bütün görkemleri ve hatalarıyla’’ der Jack Lennon. Özünde hepimiz sevgi dolu varlıklarız. Yargılar giriyor, koşullanmalar giriyor, acı deneyimler giriyor. Sevmek bir olma halidir. Sevmek bir sonuç değil. Var Oluş halidir. Sürekli devam eden bir haldir. Kabul halidir. Nefes alır verir gibi sevgiyi yaşamalıyız. İlk önce kendime dönük bir sevme halinde olmalıyız. Beden, ruh, karakter, düşünce, kusur ve güçlü yanlarımızı kabul etmeliyiz.

Sevmek mi? Nasıl? Yaşamda var olan her şeyden bağımsız. İlk olarak kendimizi sevmek; sonra da her şeyle bir olduğumuzu hissetmektir gerçek sevgi. Ego demek ben demek; egonuz yürekten yukarıda olursa gaddar olursunuz; egonuz yürekten aşağıda olursa köle olursunuz. Evet yürek kadar ego ile kendimizi sevmek. Kendimizi sevme hali doğamız olunca dış dünyada yansımasını bulacaktır. Karşımızda ki kişiden bize yansıyan ayna olmaya başlar. Karşımızda ki kişi bizim aynamızdır. Kendimize değer vermek; kendimizi sevmenin hayata yansıyan yüzüdür. En sinsi düşman değersizlik hissidir.

  1. Duygularımı yönetebiliyor muyum? Davranışlarım kaynağını duygularımdan mı mantığımdan mı alıyor?

Kedimizi tanımak; nefsin terbiye edilmesidir. Bedendeki ihtirasın; nefretin, öfkenin, kıskanmanın ve her türlü uç duygunun kontrol edilip yönetilmesidir. Gökkuşağının renkleri gibi hayatımızda ki duygularımız. Duygularımızı yönetebilmektir buradaki asıl sır.  Farkındalığınıza hangi düşünce ulaşırsa ulaşsın, kendinize, o düşünce nereden doğuyor?’’ diye sorun. Duygularınızı yönetebilmekte ki diğer sır o duygunun var olduğunu kabul etmektir. Kabul etmediğiniz hiçbir duyguyu yönetemezsiniz.

Kısa bir örnekte diyelim öfkelendiniz!  Şöyle bir düşündüğümüzde peki görünen sebep midir sizi öfkelendiren. Kendi eksikliğimiz; haksızlığımız, üste çıkma çabası vb olabilir mi?

‘Korkuyorum’ düşüncesini ele alalım. ‘Korkuyorum, çünkü…’  her ne ise bu düşünceyle özdeşleştiğiniz dakikada, tüm psikososyal reaksiyonlara sahip olursunuz. Ve zihniniz size neden korktuğunuza dair binlerce yanıt verir. Korkularımızın çoğu öğrenilmiş korkulardır. Evet nazikçe gözlerimizi kapatalım ve bu düşünce her geçişinde kendimize, ’’Bu düşünce nereden doğuyor?’’ diye sormaya başlayalım.

Diyelim kıskandınız! Kıskanmak bir odak meselesidir.

* Odağımızı kendimizde tutmamız gerekir. Kendimizi kendimizle kıyaslamak mesela.

*Modellemek; Kıskanmak yerine örnek almayı denediğimizde belki de içte büyüyen fesatlık son bulacak.

*Bolluk bilincine sahip olmak; O’da başarabilir; Sen’de başarabilirsin.

*Görünenin arkasında ki acı ve ödenenleri görebilmeliyiz. Işığın arkasında ki karanlığı görüp ilham alabiliriz.

Kendi duygularımızı anlamalıyız. Biz kendimize inanmadan; başkalarının bize inanmasını ve bizi anlamasını nasıl bekleyebiliriz.  Duygularımızı anlamadan kendimizi, hayatımızı, olaylara bakış açımızı nasıl yönetebiliriz. Asıl liderlik budur, duygularımızı yönetebilmek.

  1. Öğrenilmiş çaresizliklerimiz var mı?

Öğrenilmiş çaresizlik hangi alanda olursa olsun bireyin bir şey yapamayacağına inanması durumudur. Kötü deneyimler ve negatif söylemler karşısında bireyin şartlanması, bireyin ileriki davranışlarını etkiler.

Öğrenilmiş çaresizlik sonucunda insanda üç farklı düzeyde kontrol kaybı meydana gelir.

1) Motivasyonel düzeyde kontrol kaybı, kişi davranışlarında gerektiği kadar aktif değildir. Bireyin durumu değiştirecek imkanı olsa da kontrol etme ve değiştirme isteği yoktur. Bireyde durumlar karşısında kaçınma, geri çekilme gibi davranışlar söz konusudur.

2)Duygusal düzeyde kontrol kaybı, çabalarının sonuçsuz kalacağına inanmış kişide iç kontrol kaybı artar. Bu da bireyde stres, anksiyete artışı, umutsuzluk, güven yitimi, umutsuzluk, güven yitimi, depresyon, kan basıncında artma, kalp ritminde bozulma gibi sonuçların meydana gelmesine neden olur.

3)Bilişsel düzeyde kontrol kaybı, kontrol algısı zayıflamış olan bireyin, kontrolü mümkün olaylar karşısında kontrol etme olasılığı azaltır ya da yok eder. Kişi eylemler ve sonuçlar arasında bağ kuramayabilir.

  1. Kendiniz OL’un; Maskeler İşe Yaramaz..

      Yeni dünya gerçek Siz’ le ilgileniyor. Hiç kimse aptal değil. Sadece sizi utandırmamak için inan ‘’mış’’ gibi davranırlar. Hangi ortama girerseniz girin kimliğinizden ödün vermeyin. Kendiniz olamazsanız hiçbir zaman kendinizi tanıyamazsınız. Kendini tanıyamayan kişi de hiçbir zaman kendisi OL’ manın farkına varamaz.

Olayları abartan, yapmacık ve suni davranan, yapamayacağı işlere kalkışan, kendisinin mükemmel ve hatasız olduğuna inanan ya da kendi değerini bilmeyerek kendisini küçük gören, gücünü aşan yüklerin altına giren,  aslında çok iyi olmasına rağmen bütün kötülüklerin kendisini bulduğunu düşünen, rol yapan, yalan söyleyen,  birçok insan görmüşüzdür hepimiz.

Peki biz olayları ne kadar abartıyoruz, yapmacık davranıyor ya da yapamayacağımız (yani kapasitemizi aşan) işlere kalkışıyoruz, bunu düşünmeli ve odağımızı kendimize çevirmeliyiz.

      En iyi kişisel markalar; kendileri olmayı başaran insanlar tarafından yaratılır. Kendi fikirleri; kendi sahip olduğu niteliklerle fark yaratırlar…

Eylem yoksa; gelişim bir rüyadır. Ve eylem ’kendini tanımakla’ başlar. Soralım kendimize şöyle bir hayatımıza bakıp ‘’Hayatınız bir film olsaydı filminizin ismi ne olurdu?’’. Bir kere geliyoruz bu hayata ve mutluluğu hak ediyoruz.   İnsanın mutlu ve başarılı bir yaşam sürdürmesinin önkoşulu kendini tanımasıdır. Yaşamı sorgulamaya, düşünmeye, kendimizi tanımaya başlayınca bambaşka güzelliklerin keşfinde oluruz. Buda bizi içten dışa geliştirir. Bakış açımızı geliştirir. Kendimizi tanımak güneşi içimizden başlayarak tüm dünyamızı aydınlatır. Kendini tanımak hakikati aramaktır; yolda olmaktır. Kişisel mikro kozmosun enginliğini tanımayı içeren bilimdir. Kozmos sürekli genişler. Dolayısıyla sonu olan bir bilim değildir. Kaostan kozmosa, karanlıktan aydınlığa doğru, eşsiz bir insan olarak bağlantısal bütünsel gerçeklik içinde; ışığa birlikte yürüdüğümüz bu yolda; ‘kendinizden özünüzü doğurduğunuz’ ve öz’ünüzün zenginliğinin tadını çıkardığınız bir yaşam diliyorum.

Özünüzün ışığını yansıtarak; keşifte kalın!

 

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir