Uyan Aç Kalbini

Hayata uyanmak ve uyandığında gördüğün şeyi idrak etmek için gerekli olan şeyin sadece zihin olmadığını öğreniyoruz. Özün yolculuğunda, zihin, kalp, sezgiler, enerji bedenimiz, duygularımız ve biliş hallerimiz de bu kavrayışın içinde yer alıyor. Algılamak, idrak etmek, bilmek için sadece kelimeler değil, hisler de apansız sarıyor tüm bu biliş hallerini.

Sayısız ihtimalli hayatın içinde yer alan insan, büyük adımlarını analitik zekasıyla atmakta ve ‘keşke’lerin çokluğu içinde kendisine keder biriktirip durmakta. İçindeki yaratıcıdan habersiz yaşayan ve kararlarını dışsal uyarıcılar ile alan, zihin odaklı adımlar atan insan, özündeki yabancının hakikatini büyük kayıplar yaşadığı anda anlayabiliyor, ki çoğu zaman bu da mümkün olmamakta.

Bilgilerin DNA kayıtlarında yer aldığı, bütün hücrelerine kazınan yaşamların izlerini taşıyan insanın özüne varan yolları keşfetmesi için derin bir sessizliğe teslim olup artık kendisini okumaya başlaması gerekmektedir. Peki bu nasıl olabilir?

Yıllarını tasavvuf ilmine adamış Sevgili Esra Özkalkan’a sorduk…

İnsan zihnin egemenliğinden nasıl kurtulabilir ve özün sesini duyabilir?

Bizim en büyük çıkmazımız; zihnin içimizde olduğu duygusudur. Oysa zihin sadece bir illüzyondur ve dışımızdadır. Zihin özümüze sızıntı yaparak bizi bloke eder ve farkındalığımız daima dış seslere odaklanır. İşte bu sızan enerjiyi fark edebilirsek, onunla savaşmak yerine ona olduğu gibi kabul vermek en iyi durumdur. O zaman özümüzün sesine, sessizleşerek ulaşabiliriz. Sessizliğin sesi burada anlam kazanır.

Zihin egemenliğini geçmişte ve gelecekte kurabilir; ya anılarımızın hikâyesiyle meşgul eder ya da geleceğin korku ve endişeleriyle. An bilinci nedir bilmez. Her şeyden daha önemlisi ona “şimdi ne düşüneceksin?” diye soru sorduğunuzda emin olun size cevap veremez. O zaman şöyle söyleyebiliriz: Tüm eylemleri zihnimiz oluşturuyor ve bizi egemenliğiyle yönetiyor. Başımıza gelen her neyse, zihin odaklı olduğumuzda, onu kayıt altına alarak sonra bize tekrar tekrar sunuyor. İşte tam burada uyanmaya başlarsak onun hükmüne girdiğimizi fark edebiliriz. Bilincimiz asla “tekrar enerjisi”yle hareket etmez; “an”dadır ve sessiz bir şekilde akıştadır. Sorgulamaz, nedenlerle uğraşmaz, acaba’ları da hiç yoktur. Geçmişi yoktur ki bir geleceği onun üzerine inşa etsin.

uyan-ac-kalbini-roportaj

DNA kayıtlarında ne tarz bilgiler yer almakta ve insanlar bu bilgilere erişebilir mi?

DNA’mızda evrenin tüm sırları mevcuttur. Gelmiş ve geçmiş tüm kadim bilgiler ve öğretiler onun gizemli tabakalarındadır. Biyolojik tabakadan yaşam derslerimize, yükseliş sırrından Lemuryan yaşantılarımıza, şifanın gerçek gücünden kuantum halde bulunan “alan” olarak adlandırılan elektromanyetik yaratımın hakikatine ve dişil kaynağın gizemli sırrına, DNA’mızdaki kayıtlarla erişebiliriz.

DNA’ya kısaca “Tanrı’nın zekâsı” diyebiliriz. O zaman bu zeka ilahi olandır ve hepimizin DNA’sında kayıt altındadır. Dolayısıyla tüm insanlık için bu bilgilere erişmek mümkündür. Yeter ki, onun varlığının farkında olabilelim. İlahi zekâya ulaşabilmek için saf bilinçle niyet etmek yeterlidir. Böylelikle DNA aktifleşerek bize hizmet etmeye başlayacaktır.

Nasıl?

100 trilyon hücreye sahibiz. Onlar birbirleriyle iletişim içindeler, ancak biz bugüne kadar bunun farkında olmadan yaşamlar sürdük ve onları başıboş bıraktık. DNA’ya ve onun hücrelerine aktifleşmesi için talimat verdiğinizde bu yazılımı (kader sırrı olarak da düşünebilirsiniz) bilinçli olarak potansiyelleriniz olarak görebilirsiniz ve onları deneyimlemeye başlarsınız. Seçimlerimiz bizim dualarımızdır. Diğer bir deyişle; hayatımızda olmasını istediğiniz ne varsa; onu yaşantınıza almak için sadece bütünün ve sizin hayrınıza ve olacak şekilde niyet ederek duanızı gerçekleştiren yaratıcılara dönüşürsünüz. Böylelikle kaderinize razı gelen değil, deneyimlere izin veren tekâmül yolcusu olmaya başlarsınız.

DNA-Sarmalı

DNA kayıtlarını okuyan insanın hayatında ne tarz değişiklikler olabilir?

Her şeyden önce hayatınıza huzur ve bolluk akmaya başlar. Daha mutlu, sağlıklı ve daha yaratıcı olduğunuz için kendi özünüzle temasa geçmenin derin hazzına ulaşırsınız. Biz yükseliş sürecinden geçiyoruz. Her birimiz kendi yükselişimizden sorumluyuz.  Kendindeki hakikate ulaşabiliyor olmak bile enerjinizde muazzam derecede değişim başlatır. Daha sakin ve gözlemci olan varlıklara dönüşürsünüz. Kendi iç okumasını yapanlarda adeta bir ışıltı başlar. Herkes bir anda sizin ne yaptığınızı merak etmeye başlar. Bu hemen dışarıdan bile fark edilen çok güçlü bir değişimdir. Bu, hormonların da dengelenmesi anlamına gelir ki;  ben bunu çok önemsiyorum. Örnek verecek olursak epifiz bezimiz şu anda kireçli olduğu için oradan salgılan melatonin hormonu birçok insanda uyku problemi yaratır. Kişi çok yorgun ve depresif olur. Zihin burada çok etkinleşir ve bilgeliğimizin kapanmasına sebep olur. İçsel sıkıntılar baş gösterir ve bundan kurtulmak için arayışlara başlarız. Zihin yine sızıntı yaptığı için kendi gücümüzden ödün vererek bir kurtarıcı, bilge aramaya meylederiz. Oysa DNA’mızda bilgelik olduğu gibi mevcut. Buna içsel olarak, şüphesiz bir şekilde kabul vermek bile epifiz bezimizin kirecinin azalmasına olanak sağlar.

Dünya üzerinde DNA okumaları üzerine yapılan çalışmalar var mı? Bu konuyla ilgili eğitimler verilmekte mi? Ve Esra Özkalkan neden DNA’lar ile ilgilenmeye başladı?

Elbette var. Ben bu konuda çalışmalar içindeyim. Tüm Türkiye’de bu konuyla ilgili eğitim ve seminerler vermekteyim. Üstat Kryon’un DNA’nın 12 Tabakası kitabından çok fazla esinlenerek, tasavvuf ve DNA birleşiminden kendi özel çalışmamı oluşturdum. Bu çalışmamızın ana konusu kim olduğumuzun gerçekliğine uyanmak ve yükseliş enerjilerini aktarmaktır. Diğer bir deyişle; miraç eden varlıklar haline dönüşebilmek için “Ben Benim” (Tanrı’nın kendini ifade etmesi) farkındalığını, tasavvufun Enel-Hak (Ben Hak’kım) sırrıyla örtüştürüyorum.

Benim DNA’larla ilgilenmem Sümer Tanrıçası İnanna’nın yoğun enerjisini hissetmemle alakalı oldu. DNA aktivasyonu benim misyonumdur. Sümerlilerin DNA’larla ilgili yaptıkları açıklamalardan sonra (Herkese Enki’nin Kayıp Kitabı’nı okumalarını şiddetle tavsiye ederim)  DNA aktivasyonu çalışmalarına adeta tutku duydum. Kendimi öncelikle bu süreçten geçerek buldum ve içsel bilgilerin uyanarak harekete geçmesiyle ben de bunu seçenlerle özel çalışmalara başladım. DNA aktivasyonunun önemi çok büyük. Henüz tam anlamıyla anlaşılamadı.

esra-erdogan-uyan-ac-kalbini

Uyan Aç Kalbini kitabınız çıktı, kitapta bu konuyla ilgili çalışmalar mevcut mu? Bu yola çıkmayı düşünen insanlara önerileriniz ne olabilir?

Evet. Kitabımda bol bol aktivasyonla ilgili çalışmalar var. Ayetlerle ilgili nefes çalışmaları yanı sıra çeşitli meditasyonların da olması okuyucuların oldukça ilgisini çekiyor. “DNA’ya nasıl talimat verebiliriz?”, “12 Merdivenli DNA aktivasyonunu hayatımıza nasıl uygulayabiliriz?”, “İçsel çocuk meditasyonuyla hasarlı DNA’yı nasıl şifalayabiliriz?” gibi kitapta yazılı olarak verdiğimiz çalışmaların Youtube uygulaması da var. Kendi sesimle meditasyonları seslendirdim. Başlıkları ve ismimi yazarak kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Öncelikle bu yola çıkanlara önereceğim ilk şey niyet etmeleridir. Bu gerçekten de çok önemi. Benim kitapta üstüne basa basa söylediğim en önemli çalışmayı mutlaka yapmalarını öneriyorum: İçsel Çocuk Meditasyonu. Bu neden önemli? Çünkü bizlerin DNA’sı daha çocukken hasarlanıyor. Özümüzle bağlantımızı daha oralarda koparıyoruz. DNA’nın asıl hasarı işte bu kopukluk yüzünden meydana geliyor. Kim olduğumuzu, ne olduğumuzu unutmaya başlıyoruz ve hatta Tanrı’ya çok kızıyoruz. “O olsaydı, başıma bunlar gelmezdi” diyoruz. Oysa bu doğru değil. Kodlamalar var. Bu çalışmayla bu kodlamalardan özgürleşebiliriz ve kendi saf bilincimize, tıpkı dünyaya geldiğimiz gibi, tam ve bütün olarak dönebiliriz.

Kitapta veçhelerden bahsetmişsiniz. Veçheler, insanın bu dünyadaki hangi halini anlatıyor?

Veçheler bizim yaratımlarımız, ancak farkında değiliz. Veçheleri şöyle tanımlayabiliriz; kendi özümüzü keşfetmek için bizzat bizim tarafımızdan yaratılmış, ancak başıboş bırakılmış huylarımız, kişiliklerimizdir. Adeta rol yapmaları için oyun alanımıza soktuğumuz ve sonradan onlarla bağlantıyı kopardığımız için de bize zaman zaman saldıran enerjilerimiz olarak da ifade edebiliriz. Aslında veçheler olmadan bu dünyada oyun oynama durumumuz zaten yok. Onlar bizim içsel dünyamızdan form alarak dışarıya bizi yansıtarak çıkabiliyorlar. Yaşamın sırlarını keşfediyorlar, ancak sonra tekrar asıl hallerine dönüş vizesi alamıyorlar. Neden? Çünkü biz onlara birer huy, kişilik verdik ve tam bu yüzden zihinsel bir savaş başlıyor. Veçheleri sahiplendiğimiz sanal kimliklerimiz ve huylarımız haline getirerek özümüzü kapatıyoruz. Basit bir örnekler açıklamak gerekirse eğer şöyle söyleyebiliriz: Siz eğer kendinizi yepyeni bir deneyime açmak istiyorsanız, mutlaka bir veçhe yaratmak zorundasınız. Diyelim ki, ticarete atılacaksınız. Ticaret yapan bir veçhe yaratmış olursunuz (Sahiplenmeden yapabilmek çok önemli, ancak bu çoğu insanda mümkün değil). O ticaret nasıl yapılır, nasıl para kazanılır, nasıl satış yapılır, mal alınır? Tüm bunları bu veçhe sayesinde keşfedersiniz. Ancak sonra iflas ettiğinizi düşünelim. İşte burası çok mühim. Artık ya iflas eden yetersiz bir veçhe kodlanmasına girersiniz, ya da bu bir deneyimdi ve ben çok şey öğrendin diyerek veçhelenmezsiniz. Bu, veçhenin gri ya da karanlık veçhe haline gelmeden, görevini yaptığını ve tekrar özüne (size) geri döndüğünün göstergesidir. O zaman başarısızlıkla kodlanmadığı için şimdi size en hayırlı bir şekilde hizmet edecektir. Veçhe asıl olan görevine başladığında siz bu sefer tam zıt olarak bolluğa geçeceksiniz. Bu da elbette veçhe olacaktır ancak biz bunu “beyaz veçhe” olarak adlandıracağız.

enel hak

“Enel Hak” kavramı halen gerçek manasını bulamamış gibi, kendini bulamayan insanlar ben Hak’kım diye dolaşıyor. Sizce Enel Hak’tan anlamamız gereken şey nedir?

Enel Hakk’ın en gerçek anlamını Hallac-ı Mansur söylemiştir: “Allah’tan başka yoksa ben kim olabilirim ki? Ben mütevazilik ettim, ben Hakkım dedim.” İşte anlaşılması gereken durum budur. O zaman kendini bulamayanlardan değil, varlığında Haktan başkasını bulamayanlara dönüşürüz. Bu aranılarak bulunacak bir durum değildir. Tamamen özden akana kendini teslim etmektir. Özümüzle bir olduğumuz farkındalığına izin verdiğimizde zaten Enel Hakk’tan başka varlığımızda ne bulabiliriz ki? İki var mı ki, haktan başkası olsun? Biz O’yuz. Bunu basitçe kabul eden her varlık için bir yükseliş süreci başlar. “Allah vardı, bilinmekliğini murat etti ve kendinden kendine tecelli etti.” O kendisini kendisiyle görür, duyar ve konuşur. Ondan başka bir muhatabı da yoktur.

İdrak seviyemiz hayvanat ile nebatat boyutunda seyrediyor. İnsan-ı kâmil olmanın erdemine nasıl erebiliriz?

İnsan-ı kâmil olmak, bu dünyada bulunma sebebimizdir. Başka bir amaç için burada değiliz. Ancak önce aşamalardan geçmek zorundayız ki, deneyimlerle kendimizin kim olduğunun sorusunu sorabilelim. Bu, kendimizi hatırlamamız için bir oyundur. Biz kimdik? Nereden geldik? Nereye gideceğiz? Bu sorular başlangıç seviyesini oluşturur ve çok gereklidir. Varlık; cemat, nebat, hayvan, insan ve ruh mertebelerinden geçmeden özünü fark edemez ve insan-ı kâmil olamaz. Tabiatımız cemattır; yani cisimsiz, formsuzdur. Oradan nebata geçeriz; yani özümüze kökleniriz. Oradan hayvana geçerek zihnin salıverilmesiyle terbiyeleniriz. İnsan olmaya ancak bu aşamalardan geçerek ulaşılmasıyla ruhun sonsuzluğuyla buluşarak deneyimde olan hakikatimizi, özümüzü fark ederiz. Buradan tek bir gerçeklik çıkıyor: Bu, iki kitap okumakla ya da günümüz moda eğitimlerle bir çırpıda geliştirilecek bir durum değildir. Bu gerçekten samimiyetle açılacağımız bir yolculuktur. Zihnin olmadığı alandır. Kendinizi bu âlemde seyretmektir. Nasıldı? Kendinden kendine.

Tasavvuf yolculuğundaki dört kapının dinin özünü yansıttığını düşünebilir miyiz?

Elbette düşünebiliriz. Ancak kainatta tek bir din vardır: O da hakikattir. Özümüz dinin çok ötesinde gerçeklik taşır. Bu anlamıyla şeriat isteyen herkesin ulaşabileceği katmandır. Tarikat dileyenlerin elde edebileceği bir yoldur. Marifet gerçekten sevildiğinin farkındalığında olanların yoludur. Hakikat ise kendinin kim olduğunun farkına varan, Enel Hak demeye cüret eden ve yalnızca kendi özüne âşık olanların yoludur. Hakikat, ancak ilahi olan Muhammedi bilinci fark edenlerce anlaşılabilir. Bu, Allah’ın kendini ifşaa ettiği bilinç seviyesidir. O yüzden dinden, inançlardan, ibadetlerden ve ezber dualardan çok öte bir durumdur. Dilimiz ancak bu kadarını söyleyebiliyor. Hakikat çok fazla konuşulacak bir durum değildir. O ancak deneyimle fark edilir ve ne kadar açmaya kalkarsanız, o kadar kapanacaktır. Neden? Çünkü dua ederken kendinize ediyorsunuz ve sessiz bir şekilde kendi yüzünüze ellerinizi kapatıyorsunuz. O arada olanları ancak siz bilirsiniz ve anlatmaya ihtiyacınız yoktur. Tekrar deneyimleninceye kadar da kapalı kalmalıdır ki yeni dua alanı yaratalım, yani sevgiyi fark edebilelim. Kimse nefretle dua etmez. Bu âlem sevgi âlemidir ve bizler de sevgiden başka varlıklar değiliz. İşte bu gerçeklik dinin gerçek anlamıdır. Her varlık bir dindir ve kendi ayetlerini okur.

esra erdoğanİnsan karanlık ve aydınlık ortasında, arafta yaşayan bir varlık. Öz karanlıkta da yolunu bulabilir mi? Aydınlanma dediğimiz şey sadece ışıkta mı olur?

Karanlığını kucaklamayan aydınlığı göremez. Karanlıktan kastettiğimiz nedir önce onu açıklayalım. Karanlık, basit anlamıyla, ışığın olmadığı yerdir. Neden bu kadar kasvet var? Çünkü zihin var. İllüzyon var. Ancak daha da önemlisi Tanrı’dan ayrı olduğumuz bilincimiz var. İşte en büyük karanlık budur. Özümüzden ayrı olduğumuz bize aşılandığı için ışığı fark edemiyoruz. Aydınlanma bir olduğumuz gerçeğine uyandığımız zaman gerçekleşir. Her anın tanrısal olana ait olduğunu fark etmek bir aydınlanmadır. Bu, deneyimde olmanın derin hazzıdır. Deneyimlere, aydınlık-karanlık, iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış diye kutuplaştırmadan izin verdiğimizde, ışık olarak da kalıplaştırmadan gerçeğe uyanabiliriz. Örneğin karanlık bir eylem deneyiminde olduğumuzun dahi tanrısaldan geldiğini fark edebilirsek hemen akabinde aydınlığa çıkarız. Karanlık parçalarımız kendisini, endişeyle, kurban sendromuyla, gelecek korkusuyla, değersizlikle, yetersizlikle, kısacası tanrısala ait olmayan gibi gözüken sıfatlarıyla aslında keşfetmek için gelir. Acının neşeye, kurban sendromunun mutluluğa, gelecek korkusunun, sonsuzluğa, değersizliğin sevgiye, yetersizliğin bolluğa dönüşmesini, yani insandan deneyimimde olan ruhun bağlantısına geçişin anahtarlarını nasıl anlayabilirdik ki? Bizler titreşimimizi başka türlü nasıl yükseltebilirdik ve insanın özünün sırrını merak edebilirdik ki? Kim olduğumuz sorusuna, “Bir olanım” cevabı verdiğimizde gerçekliğimize uyanabiliriz. Bir insan endişeli olduğunda Tanrı’nın olmadığı illüzyon alanında özünden uzak yaşıyor gibi gözükse de aslında bu açılımı için gerekli bir evredir; çünkü endişe duygusunu insandan tatmayan ruh potansiyellerinin açılımını tamamlayamaz. Kutupluluk bunun içindir ve tekâmül etmenin birincil önemini taşır. Her şey tam da olması gerektiği gibidir ve uygundur. O yüzden bir daha yukarıda saydığımız sıfatları deneyimlediğimizde şunu idrak etmek önemlidir: “Şu an ruh benim aracılığımla potansiyellerini genişletmek, tekamül etmek, kendinden kendini bilmek ve genişletmek adına endişeli olmayı deneyimliyor. Buna izin veriyorum.” İşte aydınlanmanın sadece ışıkta deneyimlenmeyeceğinin de açılımını bu sayede açıklamış olduk. Bu harika soru için çok teşekkür ederim.

 

Çakralar, DNA, nefes çalışmaları, meditasyon gibi kavramlar klasik din anlayışına sahip insanlara ters geliyor, bunların tasavvuf ilmi içerisinde yerleri var mı?

Çakralar tasavvufta 7 nefis meratipleridir. Benim sıkça duyduğum bir durum var. “Çakralarımızı açtırdık” diyorlar. Ben de esprili bir şekilde “Kaç dakikalığına açtırdınız?” diye soruyorum. Yani kişi, ayrılık bilincini sonlandırmadan ve özünü keşfetmeden bu yolculuğu ancak zihninde yapabilir. Olumlamalar için de aynı şey geçerlidir. Zihin daima ikna edilmek ister ve siz ona araç ve gereçle yaklaşırsanız o daima kısa süreli yapar ve hep daha fazlasını ister. İşe yaraması bana göre imkansızdır.

Çakraların şifalanması ya da tam anlamıyla açılması ancak yüksek bir bilinç haliyle mümkündür. Kişiliğin ötesi bir durum var. Zihin bu kişiliği esir almış durumda. Her şeyden önce bilinmelidir ki; çakralarımız bu kişiliğin içindeyse, zihin de onun içindedir.  Bunun için önce kişiliğin, ya da kendinizi nasıl tanımlıyorsanız, bunun ötesine geçmeye izin vermeniz gerekir. İşte tasavvuf burada muhteşem bir şekilde 7 nefis terbiyesi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bunu lineer olarak düşünmeyin. Ya da bunların isimlerine takılmayın. Zihin bu isimleri de size sıralı bir şekilde önünüze koyarak, “yeterince iyi değilsin ve layık değilsin”, “iyi bir terbiyeden çıkamadın, beceremedin” demekten hiç çekinmeyecektir. Meditasyonla bunun devamını getirecek olsak da, doğrusal olmayan zaman diliminden hareket ettiğimiz zaman bu bizi an bilincine getirerek, her an tanrısalı anma sevgisiyle dolu olduğunuz hakikatidir.

Tasavvufun zikirle anlatamaya çalıştığı durum: günümüzün meditasyon haline gelmiş halidir. Tevhid öğretisinin zikir için harika bir tarifi vardır: “Onlar (zikredenler) uyurken, yan yatarken, ayaktayken, otururken daima Allah’ı zikrederler.”

Görüldüğü gibi hiçbir şekilde şekilcilik ve tekniği olmayan an bilincinde “anmak” ve “anılmak” durumu mevcut. Bu, meditasyonun ne anlama geldiğinin tasavvufi açıklamasıdır. Eğer siz günde sadece 1 saat meditasyon yaparak bunu sağlıyorsanız elbette harika, ancak geri kalan 23 saat ne durumdasınız?

Bilgi insanı öğretmen mi yapar öğrenci mi? Esra Özkalkan neleri öğretir ve neler öğrenir uyanış yolculuğunda?

Bilgi hem öğretmen yapar hem de öğrenci. Ben her ikisini de deneyimleyenim.  Esra ismiyle uyanış yolculuğumu özetleyen tek bir kelime var: “Çabasızlık.” Bundan başka bir şey söylemem de zaten teferruat olur.

Son olarak Yuvaya Yolculuk okurlarına ne söylemek istersiniz?

Yuvaya Yolculuk aslında her şeyi özetliyor. Bizler yuvaya geri dönüyoruz. Bilinçlerimizi buraya doğru çevirmek gerçekten çok önemli. Üstat varlıklar olarak, yaşamın deneyimine açılmadıkça her türlü kopya bilgiyle kodlanmaya devam edeceğiz. Varlığımız çok ağır illüzyon katmanıyla örtülmüş durumda. Yeni Bilinç (Enel Hak-Ben Benim) eskiyi, zihni bıraktığımızda ortaya çıkar. Bunun için saf niyet içinde olmalıyız.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir